1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkçülük, İslâm ve Hikmet Tanyu

Prof.Dr. Necmeddin Sefercioğlu
Türkçülüğe karşı olan bazı kişi ve çevrelerin ısıtıp ısıtıp ortaya sürdüğü dayanaksız bir iddia, hattâ iftira vardır. Onlara göre Türkçülük İslâmlığa karşıdır; Türkçüler din düşmanıdır. Bu iddianın yersizliği, bu iftiranın dayanaksızlığı yıllardır ortaya konmuş, bunların sahiplerine gerekli karşılıklar verilmiş, fakat Türkçülük düşmanı çevreleri ve kişileri bu konudaki inatlarından caydırmak mümkün olmamıştır. Bu konuda yetkili bir bilginimizin düşüncelerini aktarmak istiyoruz:

“Türkçülük hakkında iftira savurarak işin esasını bilmeyen dindar kardeşlerimize tesir etmek isteyenler, onu İslâmlığa karşı veya sanki onun yerine geçmek istermiş gibi gösterirler. Bu tamamiyle yalandır, iftiradır. Umumiyetle bir dinin yerine geçen, ayrı bir dindir. Kendi nevindendir. Türkçülük içtimaî bir mefkûredir, insan şahsiyet ve haysiyetine büyük ahemmiyet verdiği gibi gerçek demokrasiyi, halk hâkimiyetini, içtimaî adaleti en baskılı devirlerde bile müdafaa etmiş ve İslâmiyet onun iman, ahlâk, fazilet ve metafizik inancı, ruhu olmuştur. Türk milliyetçilerinin maddeciliğe (materyalizme, vs.), komünizme, din düşmanlarına karşı yaptığı mücadele ortadadır... Türkçülük hiçbir zaman İslâm inancına karşı değildir. Bilâkis, Türk milliyetçiliği tam bir samimiyet, hakikat şuur ve inancıyla kaynaşmıştır. Türk milletinin manevî, ahlâkî, ruhî temelleri İslâmiyetle yoğurulmuş, onunla ilerlemiş ve olgunlaşmıştır. Esasen Türk milletinden oluş, İslâm ümmetine bağlanış ve çağdaş ilim ve tekniğe, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma gayreti Türkçülükte, Türk milliyetçiliğinde en güzel âhengi bulmuş ana maddeler hâlindedir. Zaten bugün İslâm milletleri tam bir milliyetçilik şuuru, ülküsü ve hamlesi ile hareket etmektedirler...

Türk milliyetçiliğinin unsurları olan Türk dili, Türk tarihi,Türk vatanı, Tü ürk istiklâlini, vs. inkâr etmek, kısacası Türk milliyetçiliğini reddetmek İslâmiyete de birşey kazandırmaz. Esasen İslâm dini milliyet, dil gibi özellikleri tanımıştır. İslâmiyeti derinliğine bilen, onun milliyete muarız olmadığını anlar.”

Aktardığımız bu satırlar, hem Türkçülük ülküsünün önderlerinden hem de değerli bir ilâhiyat bilgini olan Prof. Dr. Hikmet Tanyu’ya aittir. Kendisini doğumunun 83’üncü uçmağa varışının 9’uncu yılı dolayısıyla anma durumunda bulunduğumuz rahmetli, kuşkusuz, bu konuda görüş belirtebileceklerin ön safında sayılması gerekenlerden biri idi. Yazımıza O’na ait bu satırlarla başlamayı, O’nu anmanın en iyi biçimi olarak düşündük.

Prof. Dr. Hikmet Tanyu 9 Ocak 1918’de Ankara’da doğdu. Ankara’da yerleşmiş “Çivicioğlu” adlı bir ailenin çocuğu olarak bütün öğrenim kademelerini bu şehirde tamamladı ve 1948 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Felsefe Bölümünü bitirdi. Liseyi bitirmesinden sonra bir süre gazetecilik yaptı. Babasının ölümü üzerine öğrenimine ara vererek memurluk yapmaya başladı. Daha sonra da üç yıl süren yedeksubaylık görevini yerine getirdi. 1944-1945 Irkçılık-Turancılık zulümlerinden o da nasibini aldı ve bir yılı aşkın tutukluluk döneminde çeşitli işkenceler gördü. Bu işkence, serbest kaldıktan sonra da sürdürüldü: D.T.C.F.’yi bitirdikten sonra hakkı olan lise öğretmenliğine değil, ilkokul öretmenliğine, bir süre sonra da ortaokul öğretmenliğine atandı. Kayseri, Pınarbaşı ve Osmaniye’deki bu görevlendirmelerden sonra lise öğretmenliğine Sakarya’daki Ârifiye Köy Enstitüsü (sonradan Ârifiye İlköğretmen Okulu)’nda kavuştu. 1955 yılında, sınavlarını başarı ile kazandığı halde atanması için büyük mücadeleler vermek zorunda kaldığı Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ne asistan oldu. Bu fakültede bilim dalı olarak “Dinler Tarihi”ni seçti ve bu alanın ilk Türk “doktor”u, “doçent”i ve “profesör”ü oldu (Doktorasını da “Ankara Çevresinde Adak ve Adak Yerleri” konulu tezi ile 9 Ocak 1959’da yapmıştı). Ankara Üniversitesi’ne asistan, öğretim üyesi, bölüm başkanı ve dekan olarak değerli hizmetlerde bulundu. Her biri ülkemizin öteki üniversitelerindeki İlâhiyat Fakültelerinin öğretim ve araştırma kadrolarında görev alan çok değerli ve başarılı öğrenciler yetiştirdi. Uzmanlık alanı ile ilgili çok önemli ve değerli eserler yazdı. Yehova Şahitleri (3. bs. 1984), Tevfik Fikret ve Din (1992), Dinler Tarihi Araştırmaları: Türklerde Dağlarla İlgili İnançlar (1973), Dinler Tarihi Bakımından Türkiye’nin Durumu (1973), Dinî Bilgiler Kılavuzu (1973), Türkler’in Dinî Tarihçesi (1978), Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler (2 cilt, 2. bs. (1979), İslâmlıktan Önce Türkler’de Tek Tanrı İnancı (1980), Türkler’de Taşlarla İlgili İnançlar (1986), İslâm Düşmanları ve Allaha İnananlar (1989), Nuh’un Gemisi, Ağrı Dağı ve Ermeniler (1989), bu alandaki eserlerinin başlıcalarıdır. Birçok ilmî makaleleri, bildirileri veya raporları dergi sayfaları arasında kalmış veya yayınlanamamıştır. Türk Ansiklopedisi ve İslâm Ansiklopedisi’ne de çok sayıda madde yazmıştır.

Hikmet Tanyu’nun bir başka önemli yönü, Türkçülüğü ve fikir adamlığı idi. Genç yaşlarında gönül verdiği Türkçülük ülküsü uğruna çileler çekmiş, hapis yatmış, işkenceler görmüştü. Irkçılık-Turancılık Davasının 24 sanığından biri de o idi. Ülküsünün verdiği inançla bütün bu sıkıntılara göğüs germiş, ömrünün sonuna doğru ülküsünün gerçekleşme sürecine girişini görmenin mutluluğunu yaşamıştı.

O, Türkçülüğe ilişkin ve milliyetçiliğin en büyük düşmanı saydığı komünizm ile ilgili birçok yazılar, kitaplar ve risaleler de yayınlamıştır. Türkçülük ve Gerçek Demokrasi (1945), Türk Gençliğinin Kükreyişi (1947), Türkçülük Davâsı ve Türkiye’de İşkenceler (1950), Niçin Komünist Oluyorlar (2. bs. 1956), Ziya Gökalp ve Türk Milliyetçiliği (1962), Atatürk ve Türk Milliyetçiliği (2. bs. 1981), Ziya Gökalp’ın Kronolojisi (1981) bu yoldaki çalışmalarının başlıcalarıdır. Ayrıca Özleyiş dergisinin çıkarılmasına katılmış, Orkun, Toprak, Ocak, Türk Yurdu, Millî Işık, Ötüken, Devlet, Yeni Düşünce ve başka Türkçü ve milliyetçi dergilerde pek çok ülkü ve fikir yazısı çıkmıştır. Bu yazılarının bir bölümünü “Çivicioğlu”lu iğreti adlar altında yazmıştır: Çivicioğlu, Çivicioğlu Ârif... gibi.

Hikmet Tanyu Türkçülüğe, büyük Türkçü Ziya Gökalp’ın Yeni Türkiye’nin Hedefleri (1956) ve Kızılelma (1976) adlı eserlerini notlar ve açıklamalar ekleyerek yayıma hazırlama suretiyle de katkıda bulunmuştur. H. Fethi Gözler ile birlikte ortaokullar için yazdıkları Türkçemiz adlı ders kitapları da, yıllarca bu okulların sınıflarında okutulan resmî ders kitapları olarak Türk millî eğitimine hizmet etmiştir. Şairliği de bulunan Hikmet Tanyu’nun İnsan ve Dünya (1978), Cihan İçinde Bir Cihan (1980) ve Atatürk İçin Şiirler (1981) adlı kitapları bu yeteneğinin verimleridir.

Yakından tanımak, dostluğunu ve sevgisini kazanmak mutluluğunu yaşadığım Prof. Dr. Hikmet Tanyu çok çalışkan, o ölçüde mütevazı, değer bilir, dostluğuna güvenilir, yardım sever bir ülkü, bilim ve düşünce adamı idi. Emekli olduktan sonra yerleştiği İstanbul Heybeliada’da dahi, geçirdiği kalp krizine rağmen, ilmî ve fikrî çalışmalarını sürdürüyor, yeni kitaplar yazıyor, eski kitaplarının yeni basımlarını hazırlıyordu. Kalbi bu çalışma temposuna dayanamadığı için 7 Şubat 1992’de ölümlü dünyamızdan ayrıldı, uçmağa vardı. Türkçülüğün unutulmazları arasına karıştı.