1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkçenin Çekilmediği Yer Vatandır

İsa Kocakaplan
Yahya Kemal’in bu şuur dolu cümlesini yazımıza başlık yapmamızın sebebi, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yaşayan Türklerle bağlantılarımızın gelişmekte oluşu değildir.

Türkçe’nin, 250 milyon kişi tarafından konuşulmakta olan köklü ve zengin bir dil oluşu da değildir.

Bu başlık, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kurumunun Türkçenin kalbine sapladığı hançerle ilgilidir. Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı, 2511 sayılı Tebliğler Dergisi’nde yayımlanan 30 Mart 2000 gün ve 32 sayılı kararı ile, ana okullarından başlayarak Türk çocuklarına yabancı dil öğretmeyi kararlaştırdı. Artık çocuklarımız 5 yaşından itibaren yabancı dil öğrenebilecekler. Ne güzel!

Peki bu çocuklar Türkçeyi ne zaman öğrenecekler? Ana dilini yeterince sindirememiş çocuk yabancı dili nasıl öğrenecek? Millî Eğitimin harika buluşuyla “İKİ DİLLİ” olarak yetiştirilecek bu zavallıcıklar, hangi dille nasıl sağlıklı düşünecekler, karar verecekler? Yoksa bu kararın arkasında yatan korkunç maksat, Türk çocuklarının düşünme melekelerini dumura uğratarak Türk milletinin geleceğini karartmak mıdır?

Anladık, YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün defalarca belirttiği görüşlerine göre “Türkçe ile bilim yapılamaz”. Atatürk istediği kadar “Yapılır.” diye bağırsın dursun, yapılamıyor işte. Orta ve yüksek öğretimin işe yarar okul ve üniversitelerinde, artık yabancı dille eğitim yapılıyor. Türk Dil Kurumu boşuna kurulmuş, Türk Tarih Kurumu yine öyle. Türk milleti diye bir millet yok. Kürt var, Çerkez var, Gürcü var, Laz var, Arnavut var.... Bunların kendi dilleri ile eğitim yapabilmeleri insan haklarının gereği... Ama Türk yok. Öyleyse bulunmayan bir millete, varlığını belli etmeyen bir millete, Türkçe eğitim hakkı da yok...

Öyle ki, bilim dili olmaya lâyık görülmeyen Türkçenin, Talim Terbiye’nin bu kararı ile “ÇOLUK ÇOCUK DİLİ” olamayacağı da kabul edilmiş oluyor. Orhun Yazıtları bir hayâl. Divanü Lügati’t Türk boşuna yazılmış. Kutadgu Bilig, divanlar, tarihler, Yunus Emreler, Karamanoğlu Mehmet Bey, Ali Şîr Nevaî, Fuzulî, yüzlerce edip ve şair; binlerce yıllık Türk tarihi ve edebiyatı; üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı ve Tarih bölümleri... bütün bunların kıymet-i harbiyesi yok... Varlıkları ile yoklukları belirsiz, Türk milliyetçisi oldukları söylenen hükûmet üyelerinin bulunması hep boşuna.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, Türkçe düşmanlarının borusu ötüyor.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının;

“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili, Türkçedir.” (Madde 3) demesi ve bu maddenin değiştirilmesinin teklif dahi edilememesi hep boşuna.

Ülkede Türkçe düşmanları at oynatıyor...

1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 2. maddesinde istediği kadar:

“Madde 2- Türk Millî Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini,

1. (Değişik: 16/6/1983 - 2842/1 md.) Atatürk inkılâp ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk milletinin millî, ahlâkî, insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek”tir. denilsin.

Bu amacı gerçekleştirmekle görevli Talim Terbiye Kurulu, 5 yaşındaki çocukların ana dilleri yerine başka bir ana yabancı dil yerleştirmeye çalışıyor.

Lisenin ilk yılında 1 yıl hazırlık, sonraki sınıflarda haftada 8 saatlik yabancı dil dersi ile hâlledilecek yabancı dil öğretimi, Türk çocuklarının benliklerini yok etmek pahasına, birkaç nesil sonra Türk Devletini ve millletini yok etmek pahasına ana okulunda başlatılıyor.

1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 10. maddesinin 2. fıkrasında istediği kadar:

“Millî birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak Türk dilinin, eğitimin her kademesinde, özellikleri bozulmadan ve aşırılığa kaçılmadan öğretilmesine önem verilir; çağdaş eğitim ve bilim dili hâlinde zenginleşmesine çalışılır ve bu maksatla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile işbirliği yapılarak Millî Eğitim Bakanlığı’nca gereken tedbirler alınır.” denilmiş olsun.

Bu konuda her iki kurum da derin bir sükût içindedir. Millî Eğitim Bakanlığı yangından mal kaçırdığı için susuyor diyelim. Peki Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun suskunluğu neden? Şairler, romancılar, hikâyeciler, gazeteciler, aydınlar var oldukları söylenen Türk milliyetçileri nerdesiniz! Türkçe, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde boğulmaya çalışılıyor. Bin yıllık toprağınız vatan olmaktan çıkarılmaya çalışılıyor. Neredesiniz? Niçin sesiniz çıkmıyor?

Türk milliyetçiliğinin ilk ve temel şartının Türkçeyi sevmek ve geliştirmek olduğunu bilmiyor musunuz? Türkçe elden gidince, Türk milleti diye bir topluluğun kalmayacağını hâlâ öğrenemediniz mi?

Talim Terbiye kararına karşı oy veren, kişilik sahibi iki üyeden, Güler ŞENÜNVER ve Dr. Veli KILIÇ’tan başka kimseyi ilgilendirmiyor mu bu mesele? Türkçe sadece bu iki kişinin dili mi? Nedir bu duyarsızlık, neme lâzımcılık, ilgisizlik ve derin sessizlik? Yoksa merhum Abdülhak Hâmid şu iki mısraı Türkçenin makbere konuluşu dolayısıyla mı söylemişti:

“Yağsın nesi varsa kâinatın

Lâkin bu derin sükût dinsin!”

NE DİYORLAR?

SÖMÜRGELERE UYGUN BİR KARAR

Sömürge devletlerinde görülen dil politikasına uygun bir karar. Korkarım ki 20-25 yıl sonra bu çok yanlış politika yüzünden Türkiye zavallı bir sömürge devleti durumuna düşebilir. Bütün ilgililerin Batı karşısında yaşadığımız bu aşağılık duygusuna bir çare bulmalarını temenni ederim.

Yavuz Bülent BAKİLER