1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkçe ilim dili mi?

Nuhuz Olcay
1. Türkçe; Japonca, Mançuca, Fince, Macarca ve benzeri dillerle aynı yapıdadır. Bu dillerin gelişimleri incelendiğinde hepsinin kaynağının Türkçe olması ihtimali yüksektir.

2. Günümüzdeki diller oluşumları bakımından üçe ayrılır:

a) Aslî diller: Türkçe, Çince, İbranice, Latince...

b) Aktarma diller: Arapça, Fransızca, Almanca...

c) Karma diller: Farsça, İngilizce, Boşnakça...

3. Dünyadaki diller iki yoldan gelişme göstermiştir:

a) İsim yapıları gelişmiş ve daha çok işlerlik kazanmış diller. (Bunlar arasında en gelişmişi Arapçadır.)

b) Fiil yapıları gelişmiş ve daha çok işlerlik kazanmış diller. (Bunlar arasında en gelişmişi Türkçedir.)

4. Türkçenin dilbilgisi sistemi tammen gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Arapça gibi dillerin sistemleri de olgunlaşmıştır, ancak Türkçe ve Türkçe grubundaki diller dışında dilbilgisi sistemi “tek kurallılık” esasına dayalı başka dil yoktur.

Açıklamalar:

a) Türkçede binlerce fiilin hepsi aynı çekim ekleriyle çekimlenir. Diğer dillerde iki, üç çekim grubu ve düzensiz çekimlenen fiiller bulunmaktadır.

b) Fiil çekimlerindeki zamanlar; altı tane basit çekim ve bir tane üçlü birleşik çekim ile Türkçede yediye ulaşmıştır:

Derin geçmiş zaman (şuuraltı zamanı) “-mış”, görülen geçmiş zaman “-dı”, gelen şimdiki zaman “makta”, giden şimdiki zaman “-yor”, gelecek zaman “-acak”, geniş zaman “-r”, farazî zaman “-yor ol-acak-tı”... Arapça, Farsça gibi dillerde iki; Rusça, Almanca, İngilizce, Fransızca gibi dillerde üç basit zaman çekimi vardır. Türkçedeki diğer zamanlar, o dillerde yardımcı fiiller ve zarflarla tamamlanır.

c) Dünyadaki her dilde cümle oluşturulurken isim ve fiil kullanılmak zorundadır ve bu ikisi genellikle yanyana kullanılır; ancak Türkçe ve benzeri dillerde ismin veya zamirin görevini üstlenen iyelik ekleri “-m, -n, Ø; -ız (-k), -ınız, -lar” bulunduğundan, isim veya zamir kullanılmadan fiil ile tek başına cümle oluşturulabilir ve isim, fiilden uzak bir yerde yeralabilir.

d) Türkçede bütün zamirler, bunların çekimli hâlleri ve türemişleri üç ses “b (m), s (ts), o (an)” esasına dayandırılmıştır ve bu yapı asla bozulmaz. Diğer dillerde b ses disiplini yoktur.

e) Türkçede isim tamlamaları anlam bakımından üç, sıfat tamlamaları kuruluş bakımından iki çeşittir. Diğer dillerde tamlama çeşidi bir veya iki kalıpta karşımıza çıkar.

Türkçedeki tamlama çeşitleri ve bunların çözülüşleri şöyledir:

f) Türkçede beş tane aslî soru kelimesi bulunmaktadır. Diğer dillerde bu sayı iki veya üç olarak kalmıştır.

Soru kelimeleri: kime, ne, kaç, hangi, mi

g) Rahmetli Himmet Biray4ın “Batı Grubu Türk Yazı Dillerinde İsim” (Ankara 1999) kitabında görüldüğü kadarıyla Türkçenin sadece batı lehçelerinde yüz civarında (aslî) isim yapım eki bulunmaktadır.

Türkçenin dilbilgisi sistemine dair bu kısa açıklamalardan sonra “ilim/bilim” nedir? sorusuna açıklık kazandırmak gerekir.

Herhangi bir konuda yapılan araştırmalar (deney, gözlem, derleme, anket...) sonucunda elde edilen delillendirilmiş, şahitlendirilmiş, ıspatlamış ve (aksi ıspatlanıncaya kadar) kesinlik kazanmış bilgiye ilim denir. İlim dili; bu bilgiyi ifade etmekte, başkalarına aktarmakta kullanılan dildir.

Herhangi bir dilin “ilim dili” olarak adlandırılması, tıpkı “edebiyat dili, denizcilik dili, tarım dili, tıp dili...” ve benzeri şekilde adlandırılması gibidir. İlim, bazı kimselerin ısrarla saplanıp kaldığı mekanik, dijital gibi dar bir alanın konusu değil, dünyevî olan bütün alanların konusudur ve bir dilin çok genel anlamda “ilim dili” olarak adlandırılması bile yanlıştır. Çünkü; edebiyatta, Arapça, tarımda Türkçe, denizcilikte İtalyanca, yaşantıda Fransızca, iktisatta Almanca, mekanikte İngilizce bir adım öne çıkmıştır yahut bir adım önde tasavvur edilebilir.

Türkçenin “ilim dili” olmak veya olmamak gibi bir kaygısı yoktur. Dört, beş dilden müteşekkil karma bir dil olan ve çoğunlukla birleşik kelimeler ile kelime gruplarının kısaltmalarıyla işlerlik kazanmış bulunan İngilizce bile “ilim dili” olarak algılanabilmişs, Türkçenin buna güç yetiremeyeceğini sanmak, Türkçenin sistemini bilmemekten, kavrayamamaktan kaynaklanır. Dünyada dil olma vasfını kazanmış her konuşma sistemi, ilim dili olmaya zaten namzettir.

Günümüz Türkiyesindeki en büyük problem, sınaî ve iktisadî kalkınma hızının “yok” denecek derecede durağan olmasıdır. Türkiye; çok kötü yönetilen, gençlerin eğitimine, aydınların düşünce üretmesine, tarım teknolojisine, şirketlerin patent almaya yönelik yeni mamûller üretmesine önem verilmeyen bir ülkedir. Bu şartlarda ortya çıkartılan dil tartışmalarına ve bilhassa “Türkçe bilim dili olabilir mi? olamaz mı?” tartışmalarına anlam vermek imkânsızdır. İlmin gelişmediği ülkede dilin bilimsel olması ne anlam taşır ki?

Birileri engel olmadığı takdirde her gelişme tefekkürle başlar. İnsanlar düşünmelidir; olabildiğince maddî, mânevî sıkıntılardan soyutlanmış geniş alanlarda düşünebilmelidir. Düşünce, hayâl gücüyle destelenerek yeni buluşlara, icatlara yol açar. Bizim ülkemizdeki insanların düşünce güçlerinin yüzde ellisi maddî sıkıntılara, yüzde yirmisi günlük telâşlara ve yüzde yirmisi rekabet hırsına yöneliktir. Bu şartlar altında ilimle iştigal eden başkaları olur ve onu ortaya çıkaranlar kendi dillerini kullanırlar.

Türkiye’de henüz dil, düşünce ve öğrenim kavramları şuurlu bir hâlde kavranmış değil, bilmek seviyesinde öğrenilmiştir. Üniversite öğrencilerine “Bilinç nedir?” sorusu yöneltiğinde; “bilmektir” şeklinde bir cevap veriyorlar. Peki “bilmek” ile “anlamak” aynı durumlar mıdır?” Şuurlu davranış”, sadece “bilerek davranmak” mıdır; yoksa “bilginin muhakemeden geçirilip anla sabitlendirildiği” bir davranış mıdır? İlim adamı olmak, sıradan bir meslek sahibi olmak değildir. Oysa Türkiye’de ilim adamlarının “tefekkür zamanları” gasbedilmiştir ve onlar ya öğretmenlik/dersiâmlık, ya yöneticilik, ya tercümanlık/mütercimlik veya (şirket, hastane vs. için) işçilik yapmaktadırlar. bu gerçek manzara bize ülkemizde ilim olmadığını gösterir. İlmin olmadığı yerde “ilim dili”ne ihtiyaç var mıdır?

Dış ülkelerden ülkemize aktarılan ilim karşısında dilci ilim adamlarımızın tutumu da yanlıştır. Bizim dilcilerimiz “temellendirme metodu” yerine “tercüme metodu”nu tercih etmektedirler ve çoğu gelişme sürecinde geç ve yetersiz kalmaktadırlar. Dilimizde; “telefon, telefaks, televizyon, teleteks” gibi kelimeler bir yana; “çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, saç kurutma makinesi, kaynak makinesi, tıraş makinesi, karo tıraşlama makinesi...” şeklinde kelime öbekleri yığılıp kalmıştır. İngilizce, Farsça taklitçiliğiyle veya yabancı dilden tercüme metoduyla kelime (birleşik kelime ve kelime öbeği) türetilirse bir sonraki gelişmeye ayak uydurulamaz.

Yukarıda belirtildiği gibi topluca “ilim dili” anlayışıyla hareket etmek yerine, her ilmin terminolojisi, lügati kendi alanında düşünülüp plânlanmalıdır. Türkiye’de pek çok insan Türkçeye giren yabancı kelimeleri yanlış görükmelerden algılamaktadırlar ve onun yerinin Türkçe kelimelerle doldurulamayacağı sanısına kapılmaktadır. Kelime türetmekle ilgilenen dilcilerin bilhassa bu saplamalara duyarlı olması ve tatmin edici teklifler ileri sürmesi gerekir. Türk insanının eşyaya karşı yaklaşımı, mizacı, esprisi ayrıntılı bir tabloda tesbit edilmelidir.

Bugünün Türkiyesinde; Yüksek Öğrenim Kurumu’nun “dil danışma merkezi” veya “Dünya dilleri akademisi” projesi var mıdır? Türk Dil Kurumu’nun ilim alanlarına tahsis edilmiş kürsüleri var mıdır? Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlarının, meclis başkanlarıın, başbakanlarının, bakanlarının ve diğer üst düzey makam sahiplerinin hep birlikte “dil danışma merkezi” var mıdır? YÖK’ün, MEB’in ve Kültür Bakanlağı’nın eğitim. öğretim, yayın faaliyetlerinde uyguladıkları dil politikalarını hangi merkeze göre tesbit ettikleri belli midir? Aslıda çok basit bir plânlama ve programlama gerektiren dil çalışmaları, maalesef “Türkçe” dışında karmaşık bir problem hâline getirilmiştir. Yanlış anlaşılmasın lütfen! “Karmaşık” olan Türkçe değil, Türkçeyi kendine dert edinenlerin akıllarıdır. Akıllardaki karmaşık düşüncelerin giderilmesi, üst satırlarda sıraladığım makamların sahiplerinin ortaklaşa hareket etmeleriyle mümkündür.

Türkçe elbette ilim dilidir; Türkiye’de insanlar edebiyat ilmi, ziraat ilmi, ormancılık ilmi,dokumacılık ilmi, aşçılık ilmi yaparken ve hattâ tıp ilmi, eczacılık ilmi, matematik, fizik, kimya ilmi yaparken Türkçe düşünüyorlar. Türkçedeki yabancı kelimeleri bahane edenler, başlarını çevirip bir de İngilizceye ve diğer dillere baksınlar! Baksınlar ki, o dillerdeki yabancı kelimeleri de görsünler.