1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türk Vakıf Kültürü

Nurullah Özdemir
Maddî bir karşılık beklemeden başkalarına yardım etmek gibi, ulvî ve fevkalâde bir düşüncenin mahsûlü olan vakıf kurumu, binlerce yıldır insanın hizmetindedir. Yardımlaşma duygusu ve düşüncesinin şekillenmesinde, kültür ve din en belirgin âmillerdir. Türk-İslâm medeniyetinde, yardımlaşma ve dayanışmanın en ideal şeklini vakıf kurumunda görmekteyiz.

Kavram olarak pek çok mânâsı olan “vakıf” kelimesine farklı ıstılahî mânâlar verilmiştir. Bununla beraber, bu farklı mânâlardan çıkan ortak tarif ve anlayışa göre vakıflar, sadece Allah rızasını kazanmak gayesiyle kurulan ve menfaati tamamıyla ihtiyaç içinde bulunanlara tahsis edilen kurumdur. Vakıf kuran kimse, sahibi bulunduğu mülkü tamamıyla elden çıkararak, onu Allah’ın mülkü hâline getirmektedir.

Vakıf, ebedîlik unsuru taşır. Kalıcı eserlerin meydana getirilmesinde en önemli unsur, ebedîlik düşüncesidir. Birçok müessese ve devlet zamanla hayatiyetini kaybederek tarih sahnesinden silinip gittiği hâlde; vakıfların, varlığını sürdüren kurumlar olarak ayakta kalmalarının sebebi, bu ebedîlik düşüncesidir.

Gerek İslâmiyet öncesi, gerekse İslâmiyet sonrası kurulan Türk devletlerinde, devletin temel görevi, halkın refah ve mutluluğunun sağlanması olmuştur. Devlet, vatandaşının canını, malını korumak, asayişi sağlamak, sınırları muhafaza etmek, devlet düzenini ne pahasına olursa olsun sağlamakla mükelleftir. Neyle mükellef değildir? Bayındırlık eseri yaptırmakla, vatandaşını okutmakla, onun ibadetine yarayan yapılar inşa etmekle mükellef değildir. Yalnız, askerin üzerinden geçtiği ana yolları, köprüleri, barındığı kaleleri ve kışlaları, silâhlarını sağladığı fabrikaları e n iyi şekilde yapmak ve muhafaza etmek görevidir. Dikkat edilirse, devlet, sosyal ve ekonomik hayatta daha çok tanzim edici bir rol oynamaktadır.

Bu klâsik Türk devlet anlayışı, Alan PALMER’in Osmanlı Devleti’ni askerî bir organizasyon olarak görmesine sebep olmuştur.1

Osmanlı Devleti’nde günümüz devletinin yapması gereken eğitim, sağlık, bayındırlık ve sosyal güvenlik hizmetlerini vakıflar yürütmüşlerdir. Bundan dolayıdır ki, Osmanlı dönemi bir anlamda “Vakıflar Dönemi”dir.

Osmanlı Devleti’nin duraklama ve gerileme dönemlerine girmesiyle, gevşeme ve bozulma, diğer kurumlarla beraber, vakıflarda da görülmüştür. Mallarının mülkiyetlerini kaybetmek istemeyenler, mallarını vakıflaştırarak bu tehlikeden korumayı amaçlamışlardır. Vakıflar, vakfedenin kendisi ve aile bireyleri yararına kurulabilmektedir. 17. y.y da kurulan vakıfların % 55, 27’si bu türden vakıflardır. Vakıf gelirlerinin önemli bir bölümü de benzer amaca tahsis edilmiştir. Bu vakıfların gelirlerinin % 36, 37’si vakfedenlerin yakınlarına tahsis edilmiştir.2

Avrupa’da Sanayi ve Fransız devrimleriyle devletin anlam ve fonksiyonlarında büyük değişmeler meydana gelmiştir. Bu değişim, Tanzimat Fermanı ile Osmanlı Devleti’ne de yansımıştır. Bu hukukî ve sosyal değişimler, devlete yeni fonksiyonlar yüklemiş; eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi hizmetler de devletlerin aslî unsurları arasına girmiştir.

Geçmişten bugüne sosyal sınıflar arasında ortaya çıkan farktan kaynaklanan sosyal ve ekonomik rahatsızlıkların giderilmesinde vakıflar önemli bir rol oynamıştır. Osmanlı Devleti’nde sosyal güvenlik sisteminin temelini vakıflar oluşturmuştur.

Klâsik Türk devlet anlayışı bugün özelleştirme rüzgârlarıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Özelleştirme, devletin bazı sektörlerden elini çekmesidir. Diğer bir ifade ile devletin küçülmesidir. Devletin bazı kamu hizmetlerinden çekilme sürecine girmesi, vakıf kurumunu tekrar gündeme getirmiştir.

Eğitim ve sağlık, Türkiye’nin en önemli sorunlarındandır. Çünkü bu alana yeterli kaynak ayrılamamaktadır. Son yıllarda bu alanları hedef alan vakıfların hizmetleri takdire şâyandır. Vakıf hastahanelerinin gelişmesi ve yeni polikliniklerin kurulması, sağlık hizmetlerine kalite getirmiştir. Eğitimdeki gelişmeler daha da fazla olmuştur. Eğitimin her aşamasına matuf olarak kurulan okullar ve özellikle vakıf üniversiteleri, devletin bu alandaki yükünü hafifletmiş ve yüksek öğretime yeni bir soluk getirmiştir.

Geçmişte, kamuya hizmet anlayışında çalışan vakıflarımız, devletin adalet, güvenlik gibi yükümlü olduğu temel alanların dışında akla gelebilecek her alandaki görevi üstlenerek başarıyla yerine getirmiştir. Devletin yayıldığı her yerde medrese, ribat, tekke, mescit, türbe, okul, sulama kaynakları, köprüler, su yolları, çeşme, hastahane, konaklama yerlerinin (kervansaraylar) yapımı ve işletilmesi vakıflar sayesinde olmuştur. Diğer bir ifadeyle, bugün belediyenin yaptığı işleri 19. y.y’ın ortalarına kadar vakıflar yapmıştır. Bunun içindir ki bizde belediyeler Batı’daki gelişmeye kıyasla çok geç, ancak 1856 yılında kurulabilmiştir.

Bunun yanı sıra güzel sanatlarımızdan olan mimarî, hattatlık, oymacılık, kakmacılık vakıflar sayesinde gelişmiş ve günümüze ulaşmışlardır.

Günümüzde kamu ve özel sektörün yanında üçüncü sektör olarak tanımlanan vakıf ve benzeri sivil toplum kuruluşları ABD’nin en çok istihdam eden sektörüdür. Her iki yetişkinden biri (80 küsur milyon) gönüllü olarak, haftada ortalama beş saatini bir ya da birkaç vakıf vb. kuruluşlara verir. Bunun eş değeri 10 milyon tam zamanlı iştir.3

Vakıfların, ideal mânâda yaygınlaştırılması hâlinde, günümüzde devletin yapmak zorunda olduğu hemen hemen tüm kamu hizmetleriyle sosyal hizmetler, vakıflar tarafından yerine getirilerek, devletin yükü hafifletilmiş olacaktır. Kamu hizmetlerine vatandaşın payının arttırılmasına yönelik gayretler en verimli şekilde ancak vakıflar sayesinde amacına ulaşacaktır.

Bunun tabiî sonucu olarak da, sosyal güvenlik başta olmak üzere, sosyal hizmetlerin toplumun tabanına yayılması daha kolay sağlanacak ve de bu konularda devletimizin yükü azalacaktır. Ayrıca, bu hizmetlerin yeterince ulaşmamasından dolayı, bir kısım kötü niyetli kimselerin zararlı propagandalarına kapılarak millî birlik ve bütünlüğümüze karşı tehlike oluşturacak faaliyetlere girişebilecek kimselerin bu kötü durumlara düşmelerine mâni olunup önüne geçilmesinde de, vakıfların sosyal hizmetleri toplumun tabanına yayma fonksiyonu sebebiyle katkısı büyük olacaktır.4

Geçmişten günümüze vakıf kurumunu değerlendirirken, ne geçmişe hayranlıktan kaynaklanan bir romantizm içinde, mucizevî bir kuruluş olarak, ne de modern sosyal güvenlik sistemlerinin ve kamu lizmetlerinin gelişmesi nedeniyle bir kenara atılacak tarihî bir hatıra olarak görmek mümkündür.5 Vakıflar, zamanın şartlarında değerlendirilmeli ve amacını gerçekleştirmesi için de yasal ve sosyal alanda yugun bir zemin hazırlanmalıdır.