1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türk ülküsü veya Kuvay-ı Milliye

Süheyla Kebabcıoğlu Aksay
2000 yılına girerken, dünyanın her yerinde sıra dışı kutlamalar, şenlikler yapıldı. Herkesin ortak ifadesi milenyum idi. Gelişmeleri endişeyle izledik. Ancak, ikibinli yıllarda, kiliselerin Haçlı zihniyeti ile yaptıkları sosyal ve siyasî plânların hayatımıza geçirilişini göreceğimizi tahmin etmiyorduk.

Her sabah; bugün hangi elim hâdiseye şahit olacağımızı, hangi yanlış politikaları ve tavizleri göreceğimizi merak ediyoruz.

Acaba 1918’lere mi döndük? Millî Mücadele boşuna mı yapıldı? 20 yıldan beri terörle boşuna mı mücadele ettik? Bunlar hep cevap aradığımız sorular. AB aşkına üniter yapımızdan, egemenliğimizden taviz verilmekte, devletimizin bekası dahi tehlikeye düşmektedir. Gelişmeler bana 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonraki durumu hatırlatıyor. Bugün bazı şartlarımız 1918’den iyi olmakla beraber, o günden daha vahim durumdayız.

1918’de insanımızda millî heyecan vardı. Başımızda ise Türkçü ve dahi bir lider vardı.

Ordu dağılmış, silâhlar alınmış, tersaneler, limanlar, demiryolları ele geçirilmiş, ülke bilfiil işgal edilmişti. Bölücü ve zararlı cemiyetler hızla çoğalmış, işgal güçleri ile birlikte faaliyet gösteriyorlardı. Devlet fiilen çökmüş, hükûmet acz içindeydi.

Günümüze baktığımızda ordu hedef alınmış, savunma giderleri azaltılmış, İstanbul dünya başkenti ilân edilmiş, havaalanlarımıza, limanlarımıza göz dikilmiş ve yabancı silâhlı güvenlik elemanları istedikleri gibi dolaşabilmektedir. Hukukumuz milletlerarası hukukun altına çekilmiş, etnik milliyetçilik teşvik edilerek dilde birlik yok edilmiş durumdadır. Yabancı zararlı dernek ve vakıflara faaliyet izni için yasa çıkartılmıştır. Rumlara her tür destek ise AB ve ABD’den verilmektedir. Ayrıca vatan topraklarının parsel parsel satılmasına sessiz kalınıyor. Umumî manzara pek de iç açıcı değildir. Bu şartlarda bütün vatanseverlere, Türk olmanın onurunu hissedenlere görev düşmektedir. Aynı 1918’deki gibi. O günün duyarlı aydınları, Türk milliyetçiliğini anlattılar. Türkçülük akımını canlandırdılar. Mustafa Kemal’in etrafında toplandılar. Türk milletinin yeniden ayağa kalkması için Kuvay-i Milliye adıyla “Millî Kuvvetler Ordusunu” kurdular.

Bugün için de elbette milletimiz ve vatanımız menfaatıne faaliyetler yapılmalı, teşkilâtlanmalar olmalıdır. Acnak şu gerçek göz ardı edilmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası ve Türk milletinin yaşaması için atılacak adımlar Türkçü olmalıdır. Türk milliyetçiliği sevdası ile yola çıkılmalıdır. Hiçbir ideoloji; Türkçülüğün, Türk milliyetçiliğinin yerine konulamaz.

Şimdi bazı aydınlar kendilerine Türk solu ismini vererek yeniden Kuvay-i Milliyeci olduklarını iddia etmekteler. Olaylara karşı duyarlı olmaları takdire şayandır. Ancak “Atatürk solcu idi, Kuvay-i Milliyeci olmak için solcu olmak şarttır. Solcu olmayan milliyetçiler irticacıdır” gibi iddiaları yanlıştır.

Kuvay-i Milliye Türk Devleti’nin yeniden organize edilişinin başlangıcıdır. Millî Mücadeleyi organize eden, sürdüren hareketti. Hedef ise vatanı düşman işgali ve kontrolundan kurtarmaktı. Dayandığı irade ise Türk milliyetçiliği karakteridir.

Hareketin temeli Türkçülüktür. Mustafa Kemal bütün faaliyetlerinde, sevk ve idaresinde Türkçü duruş sergilemiştir. Türk tarihini örnek almıştır. Çalışmalarında hep bu ruhu aşılamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu ruhun ve mücadelenin eseridir. Topyekûn millete dayanılarak yapılmıştır. Mustafa Kemal bu hareketi başlatırken; “MİLLETİ YİNE MİLLETİN AZİM VE KARARI KURTARACAKTIR” inancı ile yola çıkmıştır.1

Bu ifade millî iradeye sahip herkesin vatanı, namusu ve onuru için bu hareket içinde olabileceğini gösterir. Her ferdin kendi gücü ve imkânları ile payına düşeni yapmasından başka harekete katılma şartı yoktur. Tahsil, yaş, bölge, belde, din, mezhep inanç farkı aranmamış “YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM” parolasına inanan herkes katkıda bulunmuştur. Bunu Franklin Bouillon’un Mustafa Kemal’e çektiği şu telgrafla bile görüyoruz.

“... Sözün kısası Venizelos’un, Yunan İmparatorluğu hülyası ve Lloyd George’nin savaş sonu dış politikası böylece sona ererken, Türk milleti dipdiri olarak yeniden dünya milletleri arasındaki şerefli yerini aldı. Ben sözlerimi bitirirken; bu halin yaratılmasında, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, payları büyük olan komutanları, erleri BMM üyelerini, bu arada meclisteki görevini bırakarak cepheye giden milletvekillerini, Hatice Hatunu, Kumcu Veli’yi, gazeteci Tahsin’i, Batı Anadolu’nun bağrı yanık delikanlısını, Kastamonu’nun duygulu gelinini, Karedeniz’in titiz kayıkçısını, Güneyin ve Güney Doğunun esmer tenli yiğidini, Doğu Anadolu’nun çileli halkını, Orta Anadolu’nun fedakâr erkek ve kadınını, efeleri, zeybekleri, müftülerle köy imamlarının yüzde doksan dokuzunu, öğretmenleri, hattâ haydutları minnetle anarım”2

Görülüyor ki, Anadolu’daki Kuvay-i Milliye hareketinin her yaşta her seviyede bütün bir millet hareketi olduğunu batılılar dahi farketmişlerdir. Bu gerçeğe rağmen Kuvay-ı Milliyeciler solcu idi gibi yanlışlığa düşmenin anlamı yoktur. Kuvay-i Milliyeci olmanın ilk şartı solculuk olamaz. Solculuk maddeci felsefeye dayanır. Oysa milletleri savaşa hazırlayan ve zafere götüren iki kuvvet vardır. Birisi maddîdir. Buna teknik denir. Diğeri ruhîdir. Buna da ülkü adı verilir. Tamamen mânevîdir. Millî Mücadeleye girerken yeterince teknik donanımımız olmadığı bir gerçektir. Ama bizi zafere götüren kazanma azmi, vatan sevgisi ve imanı olmuştur. Yani ruhî kuvvetimiz güçlü idi.

Savaşları ruhî güç başarıya götürür, Mâneviyat güçlü ise teknik kuvveti (maddî gücü) yaratabilir. Maddî güç ne kadar güçlü olursa olsun, ruhî güçten yoksunluk bozgunluk getirir. Ruhî kuvvet millî ülküdür. Millî üstünlük inancıdır. Büyümek idealidir. Millî ülküler, mânevî güçler milletlerin var olma ve yaşama gücüdür.3 Bizi başarıya götüren ise bizim ülkümüzdür. Yani Türk ülküsüdür. Türkçülüktür. Yani Türk milliyetçiliğidir. Her milliyetçi, Türk ve Türkçü olamaz. milliyetçilik genel kavramdır. Herkes kendine göre milliyetçidir. Bir zamanlar sosyalizmi, komünizmi savunanlar da milliyetçi olduklarını söylerlerdi. Türkçülük ise bu eksik ve yanlış milliyetçiliklerin üstünde bir güçtür. Ancak asla ırkçılık değildir. Türkçülük ile nazizmi, kafatasçılığı eş tutanlar bunu cahilliklerinden yapmaktalar, ya da TÜRK BİRLİĞİNDEN, GÜCÜNDEN korktukları için...

Millî ülkülerin teşekkülü yapay olamaz. Milletin yaratılması ile başlar. Türk milleti var olduğu günden beri millî ülkelerini yaşatmıştır. Millet; uzun tarihî hâdiseler ve içtimaî yaşayışı içinde, imanın, duyguların birleşmesi ile yoğrulmuş bir varlıktır. Suni varlık değildir. İlây-ı Kelimetullah bin yıldan beri millî iman hâline gelmiştir. Örfler, ananeler bu iman içinde kaynaşmış ve millî telâkkilerimiz vücut bulmuştur. Böylece devletiyle, hukukuyla, idarî nizamıyla sanat ve estetik tarzı ile dili ve üslûbuyla bize has olan çok büyük siyasî kudret ve medeniyet doğmuştur. Tarihten gelen millî telâkkimiz ve inancımız iyi tahlil edilmelidir.4 Filan adamın görüşü, fişmekanın inancı ile Türk milliyetçiliği kavramını kaldırıp onun yerine, ulusalcılık veya Türk solculuğu gibi kavramlar getirmek gerçek Kuvay-ı Milliye ruhunu yok eder. Daha çok bölünmeye sebep olur.

Osmanlı, topraklarını Türk milliyetçiliği şemsiyesine sarılmadığı için kaybetti. Mustafa Kemal ise dağılan devleti yeniden TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ şemsiyesi altında kurdu. “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü söyleyen herkes Türktür diye ülküsüne ırkçılığı yaklaştırmamıştır. Türk ülküsünü hayata geçirmiştir. Bu devlete sahip çıkmak, büyütmek, yaşatmak, korumak ve muasır medeniyetler üstüne çıkarmak Türk milliyetçilerinin görevidir. Yeniden her vatansever Türk milliyetçiliğinde birleşmelidir. Türkiye’nin geleceğinin, Türk milliyetçilerinin birleşmesinde olduğunu bilenler şimdilerde Türkçüleri hedef göstererek Türk milliyetçilerinin birleşmeleri yerine daha çok bölünmelerini hedeflemektedirler. Herkes şunu iyi bilmelidir ki vatanımız, milletimiz, namusumuz, şerefimiz, bayrağımız, onurumuz tehlikeye düştüğü an yine en önde Türk milliyetçileri ve ülkücüler gidecektir. Kuvay-ı Milliye onların etrafında gelişecektir. Yeter ki Türk milliyetçileri titreyip kendilerine dönerek şahlansınlar, Artık hareket zamanıdır.

KAYNAKLAR

1- Nutuk. M.K. Atatürk, 2. Cilt.

2- Mondros’tan Mudanya’ya-Selahattin Tansel, Cilt, IV, sayfa, 209-210-ankara 1978.

3- Türk Ülküsü, Atsız, 1992, İstanbul.

4- Atsız, Makaleler III, 1992, İstanbul.