1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türk tarihinin kahramanları: XXI Bilge Kagan

Yrd.Doç.Dr. Saadettin Gömeç
TÜRK devlet adamlarının görevlerinden birisi de, kendilerinden sonra gelecek olan nesillere hesap vermek amacıyla, kitabe diktirmek veya yazılı vesika bırakmaktır. Yani, bunların içerisinde kendi zamanlarında başlarından geçmiş olan acı ve tatlı olayları bildirirler ki, millet benzer olaylarla karşılaştığında ne yapacağını hesap edebilsin. Türklerdeki bu gelenek Cumhuriyet dönemine kadar gelmiştir ve en son büyük Atatürk, “Nutuk”ta ve “Türk Gençliğine Hitabe”sinde bu geleneğin devam ettiğini göstermiştir. Ondan sonra devletimizin başına geçenler çok küçük beyinlere sahip olduklarından dolayı, yaptıkları her işi ve sözü basit oy kaygılarıyla düşünmüşlerdir. Bu yüzden de Türk tarihinde derin bir iz bırakmadan silinip gidiyorlar.

Dünya medeniyetinin sahip olduğu en değerli mirasların arasında yer alan Orkun Yazıtları ve yahut da Kök Türk Kitabeleri diye andığımız yazılı belgeler, ünlü Türk hükümdarı Bilge Kagan’ın ağzından taşlara kazınmıştır. Tahminen 683 tarihinde doğan ve 734’te ölen bu Türk büyüğü, kardeşi Köl Tigin için hazırlatmış olduğu yazıtta başlangıçtan 8. asrın 30’lu yıllarına kadar, Türk tarihinde yaşanan olayları zamanın kâğıdı diyebileceğimiz taşların üzerine mümkün olduğunca öz bir şekilde sığdırmaya çalışmıştır.

Bu taşlarda; Türk tarihini, bütün kültür unsurlarını, yani Türk dilinin hususiyetlerini, Kök Tengri dinini, Türk sosyal hayatını, devlet ve ordu teşkilâtını vs. her şeyi görebiliyoruz. Elbette ki bu yazıtların önemi sadece Türk tarihi ve kültürüyle sınırlı değildir. Aynı zamanda onların çağdaşı olan Asya kavimlerinin Çin, İran, Sogd, Tibet, Mogol vs. ile Bizans, Arap gibi milletlerin tarih ve kültürleriyle de ilişkilidir.

Ömrü, kardeşiyle beraber savaşlarda geçen Bilge Kagan’ın en büyük şansı, yanında Köl Tigin gibi birisinin olmasıdır. Babaları onlar çok küçük yaşta iken öldüğünden (691), Bilge ve Köl Tigin amcalarının yanında yetişmişler ve Bilge 14 yaşına geldiğinde (697) amcası Kapgan tarafından Tarduş Şadlığa atanmıştı. Türk devlet teşkilâtında dört ana cihet mühim olup; bunlardan da batı yönü, kagandan sonra devletin başına geçecek olan tiginin vazife gördüğü yer idi. Buna eski Türk hiyerarşisinde “Tarduş Yabgu” deniyordu ki, On-ok boylarından Tarduşların yoğunlukta olduğu bölgedir. Yabgu unvanını kaganın veliahtı taşır. Diğeri ise Tölös Şadlık’tır. Burası da doğuda yer alan birtakım Tölös kabilelerinin olduğu mevkidir. Bu kişi de umumiyetle yabgudan sonra gelen ikinci oğul veya şahıstır. Buna karşılık da, herhalde Kapgan Kagan yeğenleri ile kendi öz çocukları arasında bir çarpışmanın olacağını sezinlediğinden de, oğlu Bögü’yü İni İl Kagan (yani Küçük Kagan), tayin etmişti. Bilge’nin Tarduş Şad olduktan sonraki en önemli seferi 699 senesinde Yaşıl Ögüz ve Şantung Ovasına doğrudur.

Amcaları 716’da bir suikast sonucu ölünce, önceden de tahmin edildiği gibi bu kardeş çocuklarının arasında kıyasıya bir mücadele oldu. Bu kavgadan da Köl Tigin’in sayesinde Bilge galip çıktı. Burada üzerinde durulması gereken bir nokta da; gücü elinde bulunduran Köl Tigin’in ağabeyine bir hainlik yapmayıp, sadece büyük olduğundan dolayı iktidarı ona teslim etmesidir. Köl Tigin isteseydi kendisi de kagan olabilirdi, ama o bunu yapmadı.

Kitabesinde unvanı; “Tengri teg tengride bolmış Türk Bilge Kagan” olarak geçen bu Türk hükümdarı, tahta kendisini Tanrı’nın çıkardığını ve başı bozulan halkı töre gereğince biraraya getirdiğini söylemektedir. Bilge zamanında Kök Türk Kaganlığı Çin, Tibet, Tangut, Kıtan vs. gibi pekçok yabancı kavme boyun eğdirmiş; Kırgız, Karluk, Oguz, Çik, Basmıl ve benzeri Türk boylarına da itaat ettirmişti. Tabiî ki onun bu başarılarında daha önceden de söylediğimiz üzere kahraman Köl Tigin’in rolünü unutamayız. Köl Tigin ve Tunyukuk hiç şüphesiz Bilge’nin en büyük yardımcılarıydı. Kaynaklardan anlaşıldığına göre; bir aralık Bilge, Türklerin de Çin gibi yerleşik bir devlet olmasını ve Budizm inancını kabul etmesini düşünmüştür. Ama bunlara özellikle dahi vezir Tunyukuk’un karşı çıktığını görüyoruz. Atlı asker ve konar-göçer olan Türklerin şehirleri savunmalarının zor olacağını ve Budizmin de Türk karakterini zayıflatacağını ileri sürmüş, Bilge de onun bu fikirlerini kabûl etmiştir. Tunyukuk’un vermiş olduğu bu karar Türk tarihi açısından son derece önemlidir. Çünkü bu sayede devlet yıpranmamış ve kendinden sonra gelecek olanlara sağlam bir temel bırakmıştır.

Ancak bir süre sonra Bilge’nin, kayınpederi Tunyukuk ile arasının açıldığını sanıyoruz. Bunun en büyük delili de; Tunyukuk’un kendi ailesiyle beraber Orkun’daki merkezi terkederek, nerdeyse 500-600 km daha doğudaki bir yere, yani Togla’nın berisine göçmesidir. Herhalde 725 tarihlerinde Tunyukuk’un, 731’de de Köl Tigin’in ölümü Bilge’nin kolunu-kanadını âdeta kırmış idi.

Bilge Kagan çok sevdiği kardeşinin anısını yaşatmak üzere 732 senesinde ona bir anıt mezar yaptırdı. Etrafı duvarlarla çevrili bu anıt mezarlığın içinde yine herkesin bildiği gibi bir yazılı âbide olup, ortasında bark yeri ve en batısında da sunak taşı bulunmaktadır. Bilge de ölünce, onun oğlu babasının hâtırasına amcasından 900 metre kadar güneyde benzer bir yapı inşa ettirdi. Özellikle Türk tarihinde ve kültüründe son derece önemli bir mevkiye sahip olan Bilge Kagan, 734 senesinde bir adamı tarafından zehirlendi. Onsekiz yıl kadar Türk devletine başkanlık eden bu hükümdarın en büyük ileri görüşlülüğü böylesine eşsiz kıymeti haiz kitabeleri kazdırmış olmasıdır.

Bilge Kagan ve Köl Tigin Yazıtları bulunduğunda dünyanın pekçok yerinden araştırmacılar Orkun’a gelmişler ve bu yazıların kime ait olduğunu çözmeye çalışmışlardır. Herkesin onları kendi tarihlerine bağlamaya gayret ettikleri sırada, Danimarkalı bir âlim bunların Türklere ait olduğunu ispatlamıştı. Bu durum Türk milletinin ve kültürünün ne kadar yüce olduğunu ortaya koymuştur. Kültürlerin ve medeniyetlerin temeli yazı ise, biz Türkler dünyada kendilerine ait bir yazısı olan ender milletlerden biriyiz.

Bilge Kagan Yazıtı’nın dikilişinden 1266 yıl sonra bölgeye giden Doç.Dr. Saadettin Gömeç’in başkanlığındaki bir Türk heyeti, 100 yıldır toprağın üzerinde üç parça durumdaki anıtı birleştirmişler ve yeniden ayağa kaldırmışlardır. Bu kazı çalışmaları sırasında şimdiye kadar Radloff dahil kimsenin bahsetmediği, Bilge Kagan Külliyesindeki sunağın kuzeyinde 1.5-2 metre uzaklıkta bir lahdin desenli köşe taşlarının ortaya çıktığını da söyleyebiliriz. 2001 yılında yapılan kazıların bir diğer önemli buluntusu da, Bilge Kagan veya oğluna ait özel eşyaların ortaya çıkışıdır. Bunlar bir hazine kıymetindedir. Mezar yapılırken buraya geyik, tas gibi gümüş ve diğer madenlerden yapılma parçalar da konmuştur. Bu hazine sunak ile sunak taşının kuzeyindeki sembolik mezar arasında ve en alt zemine gömülmüş bir şekilde keşfedilmiştir. Bilge Kagan veya onun bir yakınına ait bu hazine yüzlerce parçadan meydana gelmektedir. Özellikle sandık olarak tahmin edilen nesnenin üzerindeki gümüş süsler binlerce adettir. Türk tarihinde şimdiye kadar ele geçirilen en mühim buluntuların başında geldiği bir hakikattir. “Altın Elbiseli Adam” kalıntılarının ardından böyle bir arkeolojik malzemenin varlığı göz-ardı edilemeyecek bir keşiftir. Kaganın tacı ve kemeri de dahil olmak üzere çeşitli süs ve ziynet eşyalarının içerisinde bulunduğu bu eserlerin kıymeti hiçbir şey ile ölçülememektedir. Ayrıca yine 2003 yılında Prof.Dr. Saadettin Gömeç’in başkanlığını yaptığı kazı heyeti şimdiye kadar Bilge Kagan ve Köl Tigin kazılarında rastlanmayan, bir kiremitin üzerinde savaş veya av sahnesi olan bir resmi ortaya çıkarmışlardır.

Bilge Kagan’ın ölümünden sonra oğulları devlet yönetiminde başarı sağlayamadılar. İçeriden ve dışarıdan vurulan darbelerden sonra Kök Türk Kaganlığı dağıldı, ama Türk’ün güneşi yine batmadı. Bu kez de Uygurların tugu altında toplandılar.