1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

TÜRK TARİHİNİN KAHRAMANLARI XL-ALİ ŞİR NEVAİ

Yrd.Doç.Dr. Saadettin Gömeç
Dil, milletlerin hayatında bir kültür vasıtası olarak en başta gelen unsurdur. Aynı dili konuşan insanlar, millet denilen sosyal varlığın temelini teşkil ederler. Özellikle 20. asrın sonlarında çeşitli ilim sahalarındaki hızlı gelişmeler, teknolojinin yaygınlaşması, dolayısıyla iletişim araçlarının kullanımının sıklaşması kültürel inkişafa yardımcı olduğu gibi, binlerce yıldan beridir süzülerek gelen Türk dilinin ve kültürünün yozlaşmasına da neden olmaktadır. İşte bu tehlikeyi yüzlerce yıl önceden gören Kaşgarlı Mahmud, Ali Şir Nevai gibi Türkçüler, Türkçenin var olma mücadelesini verdiler. Dil ve edebiyat alanında Türkçülüğün önderlerinden olan Ali Şir Nevai, Temürlü Devleti zamanında yaşamış (1441-1501) bir Türk âlimidir. Eserleri doğudan batıya, kuzeyden güneye bütün Türk Dünyasında rağbet gören bu abide şahsiyetin aslen bir Uygur Türkü olduğu sanılıyor. Babasının adı Kiçkine Bahadır veyahut da Kiçkine Bahşı’dır. Devlet hizmetinde önemli işlerde bulunan Kiçkine Bahadır, Hüseyin Baykara’nın (1469-1506) yanında da memuriyet yaptığından, ayrıcalıklı bir mevkideydi. Muhtemelen o da, çağının gereği ilim-irfan sahibi birisiydi. Çünkü tarihî kaynaklarda Nevai’nin babasıyla dayılarının da şair ve musikişinas olduklarına dair kayıtlar vardır.

Şahruh Mirza’nın 1447 senesinde ölümünden sonra, Temürlü Devleti’nin içerisinde bir kargaşanın yaşanması üzerine, Kiçkine Bahadır henüz çok küçük yaşlarda olan oğlunu da beraberine alarak Irak bölgesine gelmiş ve orada Temürlü tarihçisi Şerafeddin Ali Yezdî’yi tanımıştı. 1452’de Horasan hakimi Ebu’l Kasım Babur’un himayesine giren Ali Şir Nevai, burada süt kardeşi Hüseyin Baykara’yla birlikte ciddi bir eğitim gördü. Hüseyin Baykara ile çocukluk yıllarında başlayan dostlukları sonra da devam etti. Hüseyin Baykara sultan olunca, Nevai’yi yanına getirttirmiş, mühürdarlık ve vezirlik gibi devlet görevlerine atamıştı.

Ali Şir Nevai şiire ve edebiyata o kadar düşkündü ki, küçüklüğünden itibaren çok güzel şiirler yazmaya başlamış, bu yüzden de huzurlarında bulunduğu emirlerin hepsi tarafından taltif edilmişti.

Nevai, Temürlülerin kendi aralarındaki taht kavgaları yüzünden hayli eziyet çekti. Nizamî ve Firdevsî’den daha büyük bir şair olarak görülen Ali Şir Nevai sonunda Semerkant’a yerleşti. Hayatı boyunca pek çok eser ortaya koyan Nevai’nin en bilinen çalışmaları Muhakemetü’l-Lûgateyn, Siracü’l-Müslimin, Mahbubu’l-Kulûb’tur. Dördü Türkçe, biri Farsça beş divanı, beş mesnevîden meydana gelen bir hamsesi ve onsekiz ayrı eseri tespit olunmuştur. 1501 tarihinde ölen âlim, Herat’ta kendi yaptırdığı söylenen, Kudsiye Camisi yanına defnedilmiştir.

Yaşadığı çağda, Türk edip ve şairlerinde gördüğü İran ve Farsça hayranlığına tepki olarak, Türkçe yazmaya ve Türkçeyi geliştirmeye karar vermiş ve bu suretle de “dilde Türkçülük” hareketinin önderlerinden olmuştur. Aslında o Arapça ve Farsçayı da çok iyi kullanabiliyordu ama mensubu olduğu milletin insanlarına seslenmeyi ilke edindi. Bu yüzden de Kaşgarlı Mahmud ekolünün devamı olarak Türkistan’da büyük itibar görmüş ve sevilmiştir.

Eserlerinde bir Türk’ün ideal insan olması yolunda ip uçları bulunurken, devlet adamlarını tebalarına karşı nasıl davranacağı hakkında yönlendirir. Ali Şir Nevai, milletini ve dilini her şeyden çok seven bir Türk milliyetçisiydi.