1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türk tarihinin kahramanları Tonga Tigin

Yrd.Doç.Dr. Saadettin Gömeç
TARİHTE Türklerin kurmuş olduğu en güçlü hanedanlıklardan biri olan Kök Türk Kaganlığı zamanı bize göre, pekçok açıdan modern devlet yapısını bünyesinde barındırmaktadır. Bu elbette ki kendinden önce var olan hükûmetlerin tecrübelerini çok iyi süzerek geliştirmekten kaynaklanmaktadır. Bununla beraber, Kök Türk Kaganlığının hâkim olmaya çalıştığı çevre ile Türk boyları göz önünde bulundurulunca, onların çok zor bir işi başardıkları anlaşılır. Çünkü kendi devletlerine dahil ettikleri Türk kabileleri de, çok kuvvetli bir bağımsızlık arzusuna sahiptiler. Tarihî durum bunu açıkça göstermektedir. Onların kendi soydaşları olan Tarduşlar, Türgişler, Karluklar ve Kırgızlar ile olan savaşlarını hatırlayacak olursak, bunu daha iyi müşahade edebiliriz. Bu Türk devlet anlayışının bir gereğidir. Yani asil soydan olan, Türk kanını taşıyan herkes devlet idaresinde söz sahibi olabilir. Bilindiği üzere ülke toprakları da hükümdar ailesinin ortak malı sayıldığından, başta bulunan kagan veya beg öldüğünde çocukları arasında ülkenin idaresi konusunda kavgaların çıkmasının sebebi de budur. Öyle ki, 687 yılında Tokuz-Oguzların hâkimiyeti altındaki Ötüken bölgesini yeniden ele geçirmek için İl-teriş, Kapgan ve Tunyukuk’un Baz Kagan ile yaptıkları savaş, belki de Türklerin Çaldıran’dan önce kendi aralarında vuruştukları en kanlı kavgalardan birisidir. Yine burada bir hususu daha belirtmek istiyoruz. Türk boylarının kendi aralarında yapmış oldukları savaşlar, yabancı ülkelerle çarpışmalarına hiçbir zaman benzememektedir. Onların birbirleriyle vuruşmaları o kadar acımasız oluyordu ki, bazan savaş meydanında taraflardan birinin tamamen imha edildiğini görmekteyiz. Çünkü onlar kendileriyle aynı özellikte olan kardeşlerine teslim olmaktansa, ölmeyi her vakit tercih etmişlerdir.

Komşu devletler de aynı düşüncede idiler. Meselâ, “İpek Yolu”na yalnız başına hâkim olacak bir gücün ortaya çıkması Çin imparatorluğunu korkuttuğundan, kaganlığa karşı isyanları kamçıladığını çok iyi biliyoruz. Zaman zaman Kök Türklere bağlı boylara casusları vasıtasıyla ayaklanmaları yolunda telkinlerde bulundukları gibi, bazan bizzat onların yanında kaganlığa karşı savaşlara giriyorlardı. Bundan başka, 8. yüzyılda batıda Arap ordularının İslâmı yaymak gayesiyle giriştikleri faaliyetleri de unutmamak gerekir. 8. yüzyılın başlarında (708-709’lar) Kuteybe’nin Temir Kapı bölgesine gelmesi büyük bir kargaşaya sebep oldu. Aslında burada şunu da açıkça dile getirmekten kaçınmamalıyız. Türkler sanıldığı gibi İslâmiyeti çok çabuk kabul etmemişlerdir. İslâmiyet Türkler arasında kitleler hâlinde kabul edilene kadar Türklere, Araplar akla gelmedik işkenceler ve katliamlar uygulamışlardır. Dolayısıyla 711’lerde Arapların sebep olduğu kargaşayı bertaraf etmek amacıyla İni İl Kagan komutasındaki bir ordunun Türkistan taraflarına gönderildiğini biliyoruz. Belki de bu hâdiselerin bir devamı olarak kaganlığa bağlı olduğunu sandığımız Beş-Balı bölgesinde de bazı karışıklıklar söz konusudur. 713 yılında, Kök Türkçe yazılı belgelerden anladığımıza göre; “Kök Türk ordularının Beş-Balık üzerine bir seferi vardır ve burada altı kere savaşılmıştır”. Çin kaynaklarından edindiğimiz bilgiler, 713 yılında Beş-Balık’a gönderilen ordunun idaresinin Kapgan’ın oğulları İni İl Kagan, Tonga Tigin ve Kapgan’ın eniştelerinin elinde olduğunu gösteriyor. Ancak bu savaşların izi Türk milletinin hâfızasında derin bir şekilde yer etmiştir. Bu Beş-Balık savaşlarının sonunda Türk milletinin büyük bir yasa boğulduğunu görüyoruz. 714 senesinde, Beş-Balık’ın kuzeyindeki bir yerin muhasarası sırasında, bir gün Tonga Tigin tek başına ata binerek şehrin surlarının dibine kadar sokulmuştu. Etrafta saklanan ve pusu kuran Çin askerleri onu yakalayıp öldürdü. Onun esir edildiğini sanan Kök Türk askerleri çok uğraşmışlar, fakat öldüğünü anladıkları zaman her şeyden vazgeçerek, üzüntü içinde kalmışlardır. Hattâ bu sefere katılan eniştelerinin Tonga Tigin’i kaybettiği için memleketine dönmeğe cesaret edemediğini ve karısı ile birlikte Çin’e sığındığını öğreniyoruz. Belki de o, Tonga Tigin’in ölümünden kendisinin sorumlu tutulacağını ve Kapgan’ın hışmına uğrayacağını sandığından ülkesine geri gitmemiş olabilir.

İşte biz burada, bu Tonga Tigin’in kimliği üzerinde ve Türk tarihindeki yeri hususunda birkaç şey söylemek istiyoruz. Bilindiği gibi Tonga Tigin, cihan fatihi Kapgan Kagan’ın büyük oğludur. Bunu Çin kaynaklarının verdiği bilgiler neticesinde öğrenebiliyoruz. Ancak Türk tarihinin ve kültürünün âbide eserlerinden biri olan Divanü Lûgati’t-Türk’de Kaşgarlı Mahmud “Alp” kelimesini açıklarken bir şiir kaydetmiştir:

Alp Er Tonga öldü mü?

Isız acun kaldı mı?

Ödlek öcün aldı mı?

Emdi yürek yırtılır.

Yine bir şahıs ismi olan “Kaz” kelimesini izah ederken de, “bunun Afrasyab’ın kızı olduğunu, Kaz’ın babası Tonga Alp Er’in Afrasyab olarak tanındığını” söylüyor. Kaşgarlı buna bağlı açıklamalarına başka yerlerde de devam ediyor. “Tonga” kelimesi hususunda “kaplan cinsinden bir hayvandır. Çok kere kişi adı olarak kullanılır. Tonga Han, Tonga Tigin denir. Türklerin büyük hakanı Afrasyab’ın asıl Türk adı Tonga Alp Er’dir” der. Yusuf Has Hacib de, meşhur eseri, Kutadgu Bilig’de, Taciklerin Afrasyab dediği bir kahramandan bahseder. Bu şunu gösteriyor ki, şu veya bu şekilde Afrasyab ve Tonga Tigin’in adı Kaşgarlı Mahmud ile Yusuf Has Hacib devrine kadar gelip, onların tarafından da bilinmektedir.

Afrasyab başka bir tarihî kaynakta da karşımıza çıkıyor, o da Firdevsî’nin “Şehname” adlı eseridir. Bilindiği üzere Gazneli hanedanlığının en kudretli hükümdarı Sultan Mahmud (998-1030) edebiyata, güzel sanatlara ve ilme önem veren bir şahsiyetti. Bu bakımdan sarayını ilim ve sanat adamlarına açmıştı. Hemen hemen her gün ve gece şiir ve tarihî konularda onlarla sohbet eder, onların anlattıklarını dinlerdi. Bu sırada Farsça da saraya girmişti. Sultan Mahmud eski İran hikâyelerini ve masallarını dinlemekten başka, onları da topluyordu. Ama bunların düzenli hâlde bir araya getirilmesi gerekiyordu. Bu durum Gazne’ye gelip, saraya girmenin bir yolunu arayan Firdevsî için de bir fırsat oldu. Sultan Mahmud, ona sarayda bir oda verdi. Bu odanın duvarları eski kahramanların, padişahların, harp silahlarının ve hayvanların resimleriyle donatılmıştı.

Firdevsî’nin kaleme aldığı bu İran-Turan savaşlarında adı geçen Afrasyab, Turan komutanı Peşenk’in oğludur. Babasından Farsların Türklere karşı yaptıkları zulmü duyunca intikam hırsıyla harekete geçmiştir. Babasının tarifine göre o; “cesur bir timsah, av gününde erkek bir arslan, savaş zamanında da bir savaş fili gibidir”. Babası ona, “dedelerinin intikamını almayan bir torunun soyu şüphelidir” der.

Bundan başka, Cüveynî’nin Uygurların türeyişiyle alâkalı olarak anlattığı efsanelerde geçen Bögü Han, ki bizim tarihten tanıdığımız Moyun Çor Kagan’ın oğlu, Afrasayab ile birleştirilmektedir. Bögü Kagan da (759-779) Türk tarihinde ve kültüründe önemli bir kişidir. Bu bakımdan Türklerin bu hükümdarına da Afrasyab denilmesi dikkat çekicidir. Ancak Cüveynî’nin eserini yazdığı 13. yüzyılda artık İran kültürü ve Farsçanın bozkırın konar-göçerlerinin hayatına çok fazla tesir ettiğini unutmamak gerekir. Belirli bir zamandan sonra, belki de 9. yüzyıldan itibaren Afrasyab geleneği Türklerin arasına iyice yerleşmiş olabilir. Ama bize göre Afrasyab ile Tonga Alp Er’i ayırmak gerekir. Eğer ikisi aynı olsaydı, Cüveynî de Kaşgarlı gibi, Afrasyab konusunda bir açıklamada bulunmalıydı. Demek ki, Afrasyab ile Tonga Tigin veya Tonga Alp Er ayrı kişilerdir. Bilindiği üzere Selçuklular da otuzbeşinci nesilden kendilerini Afrasyab’a dayarlar. Afrasyab bütün Türklerce kabul edilen bir ata olduğuna göre (tıpkı Umay geleneği gibi), onun 8. yüzyılın ilk yarısında ölen Tonga Tigin ile irtibatının olmaması gerekir. Ama Tonga Tigin, Kaşgarlı’da geçen Alp Er Tonga olabilir.

Tonga Alp Er olarak kabul edilen Afrasyab, M.Ö. 7-6. yüzyılda Kang-kü veya Kengeres diye adlandırılan bölgenin Türk hükümdarı olarak gösterilmektedir. Daha sonraki yüzyıllarda ise, Afrasyab’ın Kök Türk Börülü (Aşina) ailesinin de ceddi olduğuna dair açıklamalarda bulunulurken, Afrasyab’ın İran Zerdüştlüğünün baş düşmanı Budizm ile ilgisi dikkate çekiliyor ve Budizmin de İran coğrafyasına Kök Türk kagan soyunun bir kolu tarafından getirildiği iddia ediliyor. Yine bazı ilim adamlarının, zamanla İran’ın elinde bulunan gücün Türklerin eline geçtiğini, Afrasyab’ın kardeşinin Sogd’da hükümdar olduğunu belirtmeleri bize ister-istemez, Bumın ile kardeşi İstemi’yi hatırlatmaktadır. Kanaatimizce, Batı Türkistan bölgesinde İran’ın elindeki üstünlüğün Türklere geçmesi 6. yüzyılın ikinci yarısından sonra, Ak-Hunların ortadan kaldırılarak, İran’ın Bizans ile savaşlara başlamasıyla gerçekleşmiştir. Bilindiği gibi Bumın Kagan, hanedanlığını kurup, devletini herkese kabul ettirdikten sonra, kendisi Ötüken’deki merkezde, yani kaganlığın başında yer alırken, kardeşi İstemi’yi de Tölöslerin batı ucunu teşkil eden On-Okların topraklarına göndermişti. Burası da malûm olduğu üzere Sogd sahasıdır. Dolayısıyla yukarıdaki görüşlere göre, Afrasyab’ın Bumın ile alakası olabilir. Ancak, şunu da göz önünde tutmakta fayda vardır ki, İranlılar Oguz Han’a da Afrasyab diyebilirler. Eğer Afrasyab’ı 10. yüzyıldan sonra bütün kaynaklarda görüyorsak, bunun bir sebebi olmalıdır. Fakat Afrasyab ile Alp Er Tonga’nın aynı kişi olduğunu söylemek bizce iddialı görünmektedir. Acaba, 11. yüzyıla kadar geçen süre içinde Afrasyab hikâyeleriyle, Alp Er Tonga veya bizim Tonga Tigin’in kahramanlıklarını Kaşgarlı Mahmud karıştırmış olabilir mi?

Şimdi gelelim Tonga Tigin bahsine: Önceden de söylediğimiz gibi Tonga Tigin, 714 tarihinde, Beş-Balık savaşları sırasında adı zikredilen gerçek bir şahsiyettir. Öyle sanıyoruz ki, Köl Tigin ile Tonga Tigin kişilik olarak birbirlerine çok benzemektedirler. O da aynen Köl Tigin gibi ömrünü milleti için harcamış, hiçbir zaman gözü mal ve mülkte olmamış bir şahıstır. 8. yüzyılın başlarında bu iki kahraman, yani hem Köl Tigin, hem de Tonga Tigin Türkler arasında çok seviliyorlardı. Hattâ bize göre, 716 yılına kadar Tonga Tigin yaşamış olsaydı, bu senedeki taht kavgası daha kanlı geçebilirdi. Belki de Bilge ve Köl Tigin kardeşler bu mücadeleden galip de çıkamayabilirlerdi. Bunları bir kenara bırakacak olursak; Köl Tigin ve Bilge Kagan yazıtlarında Tonga Tigin’in kardeşi İni İl Kagan’ın adı geçmemesine rağmen, Tonga Tigin’in ismi zikredilmektedir. 714 yılında ölen Tonga Tigin’in yog merasiminin, Köl Tigin’inkine benzer bir şekilde 715 yılında, bir sene sonra yapıldığını görüyoruz. Bu sırada, yani Tonga Tigin’in yog merasimi zamanında Oguzlara bir darbe vurulmuştur. Kısaca bazı ilim adamlarının sandığı gibi kitabelerde yog merasiminden bahsedilen Tonga Tigin ile Afrasyab aynı kişi değildir. Ama Tonga Tigin ile Kaşgarlı’nın bahsettiği Tonga Alp Er bize göre aynı kişilerdir. Hattâ Doğu Türkistan’da Bezeklik harabelerinde, ağzında ve elbiselerinde kan lekesi görülen ve resmin bir yerinde “Tonga Tigin”, diğer yerinde “Tonga ol” yazısı bulunan minyatür bizzat Tonga Tigin’e ait olabilir.

Son olarak şunu söylemek istiyoruz: Türk milleti, tarihinin hiçbir zamanında kendisine yapılan kötülükleri unutmadığı gibi, yapılan iyilikleri de unutmamıştır. Meselâ Kür Şad, Tonga Tigin gibi şanslı değildir, ama adı unutulmuş olmasına rağmen, arkadaşlarıyla beraber yaptığı fedakârlık unutulmamış ve onların hâtırası “kırklara karışmak” şeklinde yaşamıştır. Tonga Tigin de devleti ve milleti uğruna birçok yiğitliklerde bulunmuş, çok kahramanca yaşamış ve yiğitçe ölmüştür. O yüzden milletin nazarında çok değerli bir kişi olduğu için Kaşgarlı zamanına kadar unutulmamış ve Farsçanın tesiriyle dilimize girmiş olan Afrasyab adıyla karıştırılmıştır.