1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türk Tarihinin Kahramanları: II Küçük Yabgu

Yrd.Doç.Dr. Saadettin Gömeç
Dünyadaki hiçbir millet, Türkler kadar hürriyetlerine düşkün değildir. Esaret altında yaşamaktansa ölmek, onlar için cennete gitmektir. Bu yüzden tarih boyunca, Türk milletini hiçbir vakit kafes içerisine koymak mümkün olmamıştır. Eğer devletlerine herhangi bir yerde zarar gelmiş ve gelme tehlikesi söz konusu olmuş ise, başka bir yerde sancaklarını dikmeyi mutlaka başarmışlardır.

Türk milleti, dünya kavimleri arasında milliyetçilik duygularına en çok sahip halklardan birisidir. Ancak bu milliyetçilik hisleri genellikle şuur altında yattığından, pekçok insan bunun farkına varamaz. Başı dara düştüğünde küçük bir kıvılcım bu ateşi yakmaya yeter. Bu bakımdan dünyanın diğer halkları, Türklerin bu özelliğini bildiklerinden, günümüzde olduğu gibi, geçmişte de uyuyan bir arslana benzettikleri Türklerin pek kuyruklarına basmamaya özen göstermişlerdir.

Türklerin bir özelliği de; milliyetçilik anlayışını devlet politikası olarak güden tarihteki ilk millettir. En eski devletimiz olarak bilinen Hunlar milâttan önce 1. yüzyılın ilk yarılarına doğru eski güçlerini yitirmişlerdi. Ve Türkler rasında milâttan evvel 55 yılında bir ayrılık meydana geldi.

Zor durumdaki Türk milletinin o zaman başında bulunan Tanhu Ho-han-yeh (M.Ö. 58-31) Çin'in himayesine girmek istemiş1, kardeşi Chihchi'nin (Çiçi-Çiçik-Kiçik=Küçük) bu isteğe karşı çıkması üzerine ülke ikiye ayrılmıştı (M.Ö. 55). Küçük Yabgu böyle bir durumun kendileri için utanç verici olduğunu söylüyordu. O, emrindeki kuvvetlerle ülkenin batı kısımlarına çekildi. Küçük Yabgu, Tanrı Dağları ve Issık Köl civarında girmiş olduğu mücadelelerde başarılı olmuş ve bu bölgedeki Tölösleri hâkimiyeti altına almıştı. Fakat Küçük Yabgu'nun güçlenmesine tahammül edemeyen Çin, Çu-Talas nehirleri arasında bir başkent inşa eden Hunları, 70.000 kişilik kuvvetli bir orduyla basmış, Hun başkenti tamamen tahrip edilmiştir (M.Ö.36). Küçük Yabgu'nun 1518 kişiyle, 70.000 kişilik Çin ordusuna karşı vermiş olduğu hayrete düşürücü direniştir ki, bugünkü Türk milletinin var olma sebeplerinden biridir. Küçük Yabgu'nun burada yapmış olduğu tarihî konuşma çok ibret vericidir. Küçük Yabgu şöyle diyordu: "Boyun eğmeyeceğiz. Çünkü bu, şan ve şerefle yaşamış olan ecdadımıza karşı yapılması mümkün ihanetlerin en büyüğüdür. Atalarımız, bizlere geniş ülkelerle birlikte hürriyet ve istiklâli de emanet ettiler. Savaşçı ve süvari hayatımız sayesinde yabancıları titreten bir millet olduk. Korumakla vazifeli bulunduğumuz bütün bu emanetleri âdi bir ömür uğruna feda edemeyiz. Hepimizin bildiği gibi savaşta erlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şanı yaşayacak, çocuklarımız ve torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır.2" Küçük Yabgu'nun yapmış olduğu onur mücadelesi, bir milletin yaşama arzusunu, hem de şerefli bir şekilde hayatta kalma isteğini ortaya koymuştur.

Küçük Yabgu ve yanındakilerin bağımsızlık düşünceleri Türk Devletinin millî politikası olmuş, bu yüzden çoğu zaman Türk milleti ölümü bile göze almıştır. Onlardan binlerce yıl sonra da; Mustafa Kemal Atatürk'ün "Kurtuluş Savaşı" sırasında "ya istiklâl, ya ölüm" sözü bu anlayışın 20. yüzyıldaki bir görüntüsüdür.

Biz Türkler, millet olarak Küçük Yabgu'ya çok şey borçluyuz. Bu kahraman insanların bizler için ölümü göze almaları, hayatlarını feda etmeleri, unutulmaması gereken ibret tablolarıdır. Bugün varlığımızın sebebi olan insanları maalesef hatırlamak aklımızın ucundan geçmiyor. İyi ki, Küçük Yabgu var imiş, iyi ki bu milletten "bir büyük Gazi" çıkmış, hepsini rahmetle anıyoruz.

DİPNOTLARI

1- Ho-han-yeh'in Hunların geleceğini Çin'e bağlaması Hun-Çin ilişkilerinde çok önemli bir noktadır. Oğlunu Çin'e rehin olarak göndermesi ve daha sonra kendisinin imparatoru ziyaret etmesi, toplulukların büyük bir bölümünün Hunlardan yüz çevirerek Çin'e meyletmelerine sebep oldu.

2- Küçük Yabgu'nun kafası kesilerek, daha sonra Çin başkentine götürüldü ve burada herkesin görmesi için bir kapının üzerine asıldı. Bu gibi hâdiselerle tarihte çok sıkça karşılaşmaktayız. Ama genelde başları kesilen hükümdarların Türkler olduğu görülmektedir. Türkler tarafından başı uçurulan bir yabancı kral var ise, buna karşılık on tane Türk beğinin kellesinin vurulduğu bir gerçektir. Buna rağmen özellikle yabancı yazarlar Türkleri barbarlıkla suçlarlar. Kendi yaptıkları işi ise medeniyetin galibiyeti olarak gösterirler. Türk çocuğu bunları çok iyi bilmek zorundadır.