1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

''Türk'' sözünün kökü ve mânâsı

Murat Çetin
TÜRK’ÜZ, Türklüğümüzle övünüyoruz. Bu sebeple, hepimiz Türk sözünün kökünü ve mânâsını bilmekle yükümlüyüz. Türk sözü nereden gelmekte ve hangi mânâyı taşımaktadır? Bu yazımızda, bu soruların cevaplarını vermeye çalışacağız. Genç arkadaşlarımı biraz aydınlatabilirsem büyük mutluluk duyacağım.

TÜRK SÖZÜNÜN KÖKÜ

Bundan 3331 yıl önce, yeni M.Ö. 1328 yılında, Çin kaynaklarında Türk sözüne rastlanmaktadır. Yine Heredot’un Yurcae, Pilinius Secundus ve Pompeius Melâ’nın Turece diye bahsettiği soy, Türk soyudur. Bu eski Yunan ve Lâtin tarihçilerinin sözünü ettiği Türkler, Volga ve Ural nehirleri arasında bulunuyorlardı ki, Türk yayılma sahasının içindedir. Yine Çin kaynakları kuzeyde bir Türk kavminden söz ederler ki, burası da Türk yayılma alanlarına, Türk anayurduna dahildir. Oğuz Kağan destanında da bir uluğ Türk’ten bahsedilir. Bu da Türk isimli uruğun diğer Türk soylu boylar arasında ayrı, özel ve seçkin bir yerinin olduğunu gösterse gerektir.

Dinî rivâyetlere göre kavimler, Nuh’un üç oğlu Ham, Sam ve Yafes’ten türemiştir. Ham’dan Hamîler (Afrika kavimleri), Sam’dan Samîler (Arap, İbranî, Aramî, Eski Asur ve Kaldeliler), Yafes’ten de Türkler ve Âriler (Hind-Avrupa kavimleri) türemiştir. Buna göre Türk, Yafes’in oğludur. Yafes’in; Türk, Hazer, Soklap, Rus, Menşek, Çin Kemeri, Belüç, Hali h, Sedsan ve Gaz adlarında onbir oğlu vardı. Bunlardan en cesur ve bilgili olanı da Türk’tü.

Anlaşıldığına göre, ilk önceleri Türk soyundan gelen ve Türkçe konuşan bütün boylara aynı ad verilmiyordu. Bunlar; Çu, Saka, Hun (Kun), Siyenpi-Topa (Tabgaç), Apar (Avar), Kök Türk, Uygur, Türkeş, Peçenek, Oğuz, Karluk, Hazer, Kırgız, Çiğil, Yağma, Bayırku, Sırtarduş, Kuman, Kıpçak gibi boy ve uruk isimleriyle anılıyorlardı. Gök Türkler çağında bütün Türk boyları Türk budunu adıyla birleştirildi. Bu işi başlı başına bir görev bilen Gök Türkler, tarihte belki de en büyük vazifeyi başarmışlardır. Türk boy ve uruklarına Türk olmak şuur ve gururunu kazandıran, Türk birliği ülküsünü bayraklaştıran Gök Türklerdir. Kül Tegin ve Bilge Kağan adlarına dikilen ölümsüz âbidelerde, Oğuzlar, on Oklar (batıdaki on boy-Türkeşler), Oğuz Tatar ve Kırgızlar için “Kendi budunum, öz budunum” deyimleri geçmektedir ki, bütün boyları tek millet, Türk milleti kabul ettiklerinin ebedî tanığıdır. Bütün boy ve urukları Türklük bilinciyle yoğurarak, kendi çağlarında maddî ve mânevî Türk birliği uğruna çalışmış, çarpışmış, öldürmüş ve ölmüşlerdir. Kür Şad, Kutluk Kağan, Bilge Kağan, Kül Tigin Türkçülük ülküsünün en büyük kahramanlarındandır.

Gök Türk âbidelerinde millî adımız, yer yer “Türük”, zaman zaman “Türk” şeklinde yazılmaktadır. Bu da Türk sözünün aslının Türük olduğunu, zamanla ve Gök Türklerden itibaren Türk şekline dönüştüğünü göstermektedir.

Gök Türklerden beri bütün Türk boy ve urukları, hangi millet ve devlet içinde olursa olsunlar, hep millî adımız Türk sözü ile anıla gelmiştir. Yalnız sözde, “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklâl” ilkesi benimsenen günümüzde, Rus ve Çin egemenliğine düşen Türklere millî adları yasaklanmış; Kazak, Krgız, Özbek, Tacık, Uygur, Karakalpak, Azerî, Tatar, Başkurt, Türkmen gibi boy ve uruk adları millî adlar olarak dayatılmış ve dayatılmaktadır.

TÜRK SÖZÜNÜN MÂNÂSI

Türk sözünün aslının TÜRÜK olduğuna bakınca, Türk’ün türeyen anlamına gelebileceğini düşünebiliriz. Nitekim Orkun Âbideleri’nde “Üstte gök, aşağıda yağız yer yaratılanda, ikisinin arasında kişioğlu yaratılmış, kişioğlu üzerine atalarım Bum’ın ve İstemi Kağan oturmuş” denilmektedir. Burada bahsedilen kişioğlu (yani insan) Türk’tür. Buraya bakarak, TÜRÜK-TÜRK sözünün türemek fiilinden türediğini, türeyen, kişioğlu (insan) anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

Bazı bilginler de, Türk’ün türemek mastarından gelmekle beraber, türeli, medenî, disiplinli anlamlarına geldiğni ileri sürüyor, buna dyanak olarak da TÜRE (düzen, yasa) sözünün de türemekten doğduğunu gösteriyorlar.

Çinliler, Türk sözünün doğuşu hakkında türlü görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazen bir dağdan, bazen başa giyilen takye (takke) den veya tulga (miğfer) den geldiğini ileri sürmüşlerdir.

Arap ve Farslarca Türk, güzel demektir. Bir güzel sevgili, Arap, Fars şair ve ediplerince Türk’e benzetilirdi. Onlar için güzelliğin sembolü Türk’tü. İnce belli, geniş omuzlu, ay yüzlü Türk yiğitleri, dal boylu, sihirli yeşil, elâ gözlü, güz elması yanaklı Türk kızları Arap, Fars şair ve ediplerine ilham veren konulardır.

Avrupalılarca Türk’ün mânâsı, kuvvet, cesaret demekti. Bugün de böyledir. “Bir Türk gibi kuvvetli” deyimi, Avrupa’da hâlâ geçerlidir.

Uygurlardan kalan yazılarda da Türk’ün kuvvet ve cesaret anlamlarına geldiğini görüyoruz.

Bütün bu bilgilerin ve tarihin ışığında diyebiliriz ki, TÜRK, medenî türeli, disiplinli, cesur ve kuvvetli demektir. Bu kutlu ad, en az 3332 yıldan beri bilhassa Gök Türklerden bugüne, bütün Türk boy ve urukları tarafından şerefle benimsenmiş, bayraklaştırılmış, baştacı edilmiştir. Can ve kan vergisi ödenmiş, gönüllere ve beyinlere silinmez yazılarla yazılmış, değişmesi ve değiştirilmesi kıyamete kadar mümkün olmayan kutlu, gökçek tek adımız.

TÜRK... İşte hepimizin kanını tutuşturup şahlandıran, ruhunu ve gönlünü coşturup taştıran şanlı ad...

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN.