1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türk Milliyetçiliği Değişmez Bir Kavramdır

Ömer Lütfi Turan
20'ci yy. başında hasta adam olarak nitelenen Osmanlı Türk İmparatorluğu'nun parçalanacağına inanan batılı emperyalist devletler, 1071 Malazgirt zaferimizden itibaren duydukları Türk düşmanlığı kinini tatmin etmek fırsatının çok yakın olduğunu umut ediyorlardı.

Fakat emperyalistlerin unuttukları bir şey vardı; Osmanlı Türk devletini kuran aslî unsur Türk milletinin, kanının son damlasına kadar Türk vatanını müdafaa etme azmini ve Türk milliyetçiliği ruhunun dünya durdukça var olacağını bilmiyorlardı. O millî ruhtur ki, Türk milletini Birinci Dünya Savaşı boyunca, yokluklara rağmen, dokuz cephede yıllarca savaştırmış ve destanlar yazdırmıştır. Bütün bu kahramanlıklara rağmen müttefiklerimizin teslim olmaları Osmanlı Türk İmparatorluğu'nun da mağlûbiyetini kaçınılmaz kılmıştır. Emperyalist güçler bu mağlûbiyetten sonra Türk'ü yok etme plânlarını Osmanlı Devletine Sevr'i imza ettirerek yürürlüğe koymuşlardı.

İşte o andan itibaren büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal ve arkadaşları, Anadolu'da bir kıvılcım bekleyen Türkçülük ateşini yakmış, batılı emperyalist devletlere karşı topyekûn bir savaş başlatmışlardı.

Umut etmedikleri, hesaba katmadıkları Türk milliyetçiliği ruhu şahlanmış, Sevr'i yırtıp yüzlerine çarparak Lozan'da yeni Türkiye devletinin varlığını kabul ve imza ettirmişlerdi.

1923'te kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli Türkçülüktür. Atatürk'ün ölümüne kadar her icraat Türk için, Türk'e göre ve Türk tarafından idare e edilen mutlu bir zaman dilimidir. Türk milletine kendi malını tercih etmesi için yerli mallar haftası düzenlenmesi ve öğretilmesi o günlerde başlatılmış, sanayileşmede coğrafî konuma göre dengeli yatırım o günlerde yürürlüğe girmişti. Meselâ: o zaman kurulan dört şeker fabrikasının biri doğuda Turhal'a, Orta Anadolu'da Eskişehir, Ege'de Uşak, Trakya'da Alpullu'da kurulmuştur.

Toplu taşımacılığı ön plâna alan demiryollarının inşaası ve geliştirilmesi o dönemin başlattığı bir hamle idi. Dokumacılık başta olmak üzere birçok sanayi kuruluşu aynı prensiple yurt yüzeyine yayılmıştır. Bütün bu ve benzeri atılımlar Türk milliyetçiliği şuurunun açık bir tezahürüdür.

Nitekim Atatürk, gelecekte Türkiye'yi idare edecek nesillerin Türk milliyetçiliği şuuru ile yetiştirilmesini istiyor, 1 Mart 1922 günü TBMM'de yaptığı bir konuşmasında şöyle diyordu:

"Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel Türkiye'nin istiklâline, kendi benliğine, Türk milliyetçiliğine düşman uluslarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir."

Atatürk, Türk milletinin ve devletinin ebediyete kadar yaşamasını sağlayacak olan Türk milliyetçiliğinin başka ırklara karşı düşman olmadığını, dolayısıyla millet olarak ayakta kalabilmek için Türkçü olmamız gerektiğini işaret ederek, 14 Ağustos 1920 günü TBMM'de yaptığı bir konuşmasında da şöyle diyordu:

"Bize milliyetperver derler. Fakat biz öyle milliyetperveriz ki, bizimle teşriki mesaî eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerinin icabatını tanırız. Bizim milliyetperverliğimiz her hâlde hodbinane ve mağrurane bir milliyetperverlik değildir."

Yine büyük Atatürk, Osmanlı Türk devletini kuran ana unsur olmamıza rağmen, nerede ise yok edilmek üzere iken kendisine gelmiş, kendi azim ve kararı ile kendimizi kurtardığımızı söyleyerek, Mart 1923'te yaptığı bir konuşmasında aynen şöyle demiştir:

"Bizim milletimiz milliyetini unutuşunun çok acı cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu dahilindeki muhtelif ırklar kendi millî değerlerine sarılarak, milliyet mefkûresinin kuvveti ile kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopa ile içlerinden koğulunca anladık. Kuvvetimizin zaafa uğradığı anda bizi tahkir, tezlil ettiler. Anladık ki, kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış."

Fakat ne yazı ki, Atatürk'ün ölümünden sonraki İnönü devri iktidarları, Türkçülüğü ve Türkçüleri düşman ilân etmişlerdi. 1944 Turancılık davaları bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir iktidar, devletinin geleceğini düşünerek yaşamak isteyen ve milletini seven vatandaşlarını bu denli düşman ilân etmemiştir. O günkü iktidarların bu hareketi, aynı zamanda, Atatürk adına Atatürk'ü yok etmek plânını uyguluyor, dolayısıyla paralardan dahi Atatürk'ün resimlerini yavaş yavaş siliyordu.

Dikkat ederseniz, bu sinsi hareket bir başka açıdan bugün de devam ediyor. Globalleşme, küreselleşme morfinleri ile bize Türklüğümüzü, milliyetçiliğimizi sulandırarak unutturmak isteyen, beyinleri kiralanmış hümanist fikirli insanlar var. Onları iyi tanımamız, o zihniyette olan siyasîleri oylarımızla saf dışı bırakmamız şarttır.

Atatürk "Bize milliyetperver derler" ifadesini kullanırken, kendisinin Türk milliyetçisi olduğunu vurgulayarak, millet milliyetçiliği kavramını işaret ediyor, kişi milliyetçiliği olmayacağını kesin bir şekilde ortaya koyuyordu. Bu açıklamaya rağmen Türk milliyetçiliğini yok etmek isteyenler, millet milliyetçiliğini, kişi milliyetçiliğine dönüştürmek için "Atatürk milliyetçiliği" fikrini zihinlere yerleştirmeye çalıştırmaktadırlar.

Gaflet içinde olan bir kısım basın ve köşe yazarları, hâlâ SEVR peşinde olan batılı emperyalistlerin oyunlarına bilerek veya bilmeyerek âlet olmakta, onlarla birlikte Türk milliyetçiliğini, kişi milliyetçiliğine dönüştürmeye çalışmaktadırlar ki; en büyük tehlike de buradan gelmektedir.

Kişiler fanidir, doğar, yaşar ve ölürler. Kişilere maledilen fikirler o kişinin mensubu olduğu millete ait, millî bir fikirse geçerli olur. Ebedî olan millettir. Millete ait millî fikirler ise ebediyete kadar yaşar. Atatürk de Türk milletine ait millî fikirlerin korunmasını isteyen Türk milliyetçisidir. Bunun için Türk milliyetçiliği değişmez ve değiştirilemez bir kavramdır. Bu kavramın daha da kısaltılmış eşdeğer bir adı ise tek kelime ile Türkçülüktür. Ne Mutlu Türküm Diyene...