1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türk Milliyetçiliği Dâvâsının Büyük Meş’alesi

Oğuz Çetinoğlu
Prof. Dr. REHA OĞUZ TÜRKKAN

Türkçülük idealinin muhteşem çınarı, ideolog, fütürolog, psikolog, antropolog, sosyolog, hukukçu, tarihçi, sosyo etnografyacı, yazar, yayıncı, gazeteci ve işadamı Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkan, 18 Ocak 2010 tarihinde İstanbul’da, 90 yaşında Hakk’a yürüdü. Doğumu: İstanbul’un Kadıköy İlçesi’nin Sahra-i Cedid Semti’nde, günümüzdeki adı ile Tüccarbaşı bölgesi, 12 Ekim 1920.

Babası, Tapu Kadastro teşkilatının kurucusu ve ilk Genel Müdürü Halit Ziya Türkan, Kastamonu’nun Taşköprü İlçesi’nde nesiller boyu kadılık yapan ve ‘Hacıkadıoğulları’ olarak anılan bir ailenin ferdidir. Oğuzların Bayat Aşireti’ne mensup olduğu bilinmektedir. Annesi Saibe Türkkan. ‘Ehl-i Seyf-kılıç ehli’ olarak anılan, Osmanlı Devleti’nde uç beyi olarak görev yapan bir ailenin kızıdır. Aile, uzun yıllar Priştine ve Pizren’de, devletin ‘tımar’ olarak tahsis ettiği topraklarda yaşadı. Anne tarafının, vatan ve hürriyet şairi Nâmık Kemal ile akrabalığı vardır.

Türkkan Hoca’nın çocukluğu; İstanbul, Adana, İzmir ve sonra tekrar İstanbul’da geçti. İlkokula 5 yaşında iken Fransız Saint Joseph’te başladı. İlkokul diplomasını buradan aldı. Kabataş Lisesi’nin orta kısmında 2 yıl yatılı okuduktan sonra Galatasaray Lisesi’ne geçti. Babasının tâyini sebebiyle gittiği Ankara’daki Gazi Lisesi’ne kaydoldu. Lise son sınıfta ve 17 yaşında iken hayatının yönünü belirledi. Türklük duyguları, Türk Milliyetçiliği şuuruna dönüştü.

Lise diplomasını Mayıs 1938’de Gazi Lisesi’nden aldı.

‘Ülkü ve Hayat’ başlığı ile yazdığı ilk makalesi, Filiz Dergisi’nin 15 Şubat 1938 tarihinde çıkan 3. sayısında yayınlandı. 10 Kasım 1938 tarihinde Gençlik ve Fikir Dergisi Ergenekon’u çıkardı. Derginin başlığı üzerinde; ‘Her şeyin üstünde Türk ırkı’ ibâresi yer alıyordu. Dergi, 10 Şubat 1939 tarihine kadar 4 sayı çıktıktan sonra, mahkeme kararı ile kapatıldı. Kapatma gerekçesi: ‘Türkkan’ imzâsıyla yayınlanan ‘Türkiye’deki Naziler ve Tehlike’ başlıklı yazı ile, her sayıda yer alan ‘Faşizm Tehlikedir.!’ sloganının; ‘Almanya ile dostluğumuzu tehlikeye düşüreceği’ iddiası idi. Türkkan; Mayıs 1939’da yayın hayatımıza kazandırdığı ‘Her ırkın üstünde Türk ırkı’ ve ‘Türklük ve Türkçülük yolunda gücümüzün bir an bile azaldığını görmeyeceksiniz.!’ sloganlarının yer aldığı Bozkurt Dergisi’ni, Haziran 1942 dönemine kadar 16 sayı yayınladı. Bu dergide; Nihat Atsız, Peyami Safâ, Zeki Velidî Togan, Hüseyin Nâmık Orkun, Abdülkadir İnan, Sami N. Özerdim, Fethi Tevetoğlu, Mahmut Esat Bozkurt, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Şâkir Ülkütaşır, Ârif Nihat Asya, Cemal Oğuz Öcal, Osman Atilâ, Mehmet Emin Yurdakul, Hikmet Tanyu ve Orhan Şaik Gökyay gibi, o dönemde ve sonradan önemli birer isim hâline gelen Türkçü yazarların yazıları yer alıyordu.

Türkçü ve antikomünist fikirleri sebebiyle 1944 Tür çülük Turancılık Dâvâsı’nın sanıkları arasında mağdur edildi. Tabutlukta 3 gün 4 gece kaldı. Bu dâvâda idam talebiyle yargılandı; 5,5 yıl hapis cezâsına çarptırıldı. Askerî Yargıtay’ın bozma kararından sonra beraat etti. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki tahsilini bırakarak Mayıs 1946’da Fransa’ya gidip Sorbon Üniversitesi’nde antropoloji okudu. Sonra Amerika’ya geçti. Üniversiteyi Amerika’da bitirdikten sonra orada 25 yıl kalarak; öğretim üyesi, yazar, yayıncı, işadamı, konferansçı ve öğretim araçları imalatçısı, bilgisayar ve televizyon programcısı, eğitim teknologu, anlayarak hızlı okuma kursları öğretmeni olarak çalışıp emeklilik hakkını kazandıktan sonra 1972 yılında Türkiye’ye döndü.

Türkiye’de ilk açık öğretim üniversitesi olan Yaykur’un kuruluşunda görev aldı. Kuruluşu tamamladıktan sonra psikoloji dersleri verdi. Boğaziçi ve Hacettepe üniversitelerinde eğitim teknolojisi ve uzaktan eğitim projelerine katıldı.

Türkçe, Fransızca ve İngilizce dillerinde 3.000’den fazla makalesi, 50’ye yakın kitabı yayınlandı. Vefat ettiği günün öncesinde ‘Arayan Adam’ isimli hayat hikâyesini anlatan kitabın 2. cildi, fütüroloji konulu kitabının yeniden düzenlenerek yayına hazırlanması ve yayınevine teslim edeceği 2 kitabı üzerinde çalışıyordu.

YAYINLANMIŞ ESERLERİNDEN BÂZILARI:

01- TÜRKÇÜLÜĞE GİRİŞ: İstanbul, 1940.

02- IRK MUHİTE TÂBİ MİDİR?: İstanbul, 1941.

03- RACE ET MİLİEU: Paris, 1942

04- MİLLİYETÇİLİĞE DOĞRU: İstanbul, 1943.

05- İLERİ TÜRKÇÜLÜK VE PARTİLER: İstanbul, 1946.

06- CORRELATION IN TWIN PSYCHOLOGY: New York, 1951.

07- İÇTİĞİMİZ ÇAY: İstanbul, 1954.

08- TALKİNG TURKEY: New York, 1955.

09- TURKISH LİTERATURE: New York, 1956.

10- CONDİTİONED LEARNİNG: New York, 1964.

11- TURKİSH NATİONAL CHARACTER: New York, 1971.

12- İKNA PSİKOLOJİSİ: Ankara, 1976.

13- EĞİTİM TEKNOLOJİSİ PLANI: Ankara, 1976.

14- TÜRK’ÜN DIŞARIDA KALAN MİRASI: İstanbul, 1976.

16- TÜRK DESTANLARI VE HİKÂYELER (6 Cilt): İstanbul, 1977.

17- ÖYLE BİR ÖZLEYİŞ Kİ: İstanbul, 1977.

18- TARİHİMİZİN AKIŞI: Ankara, 1979.

19- BİZ KİMİZ?: İstanbul, 1987

20- TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN KISA TARİHİ: İstanbul, 1987.

21- YİRMİBİRİNCİ YÜZYILDA DÜNYA VE TÜRKİYE: İstanbul, 1988.

22- TABUTLUKTAN GURBETE: İstanbul, 1988.

23- YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİK / 21. Yüzyıl Milliyetçiliği: İstanbul, 1995.

24- KOLAY VE İYİ ÖĞRENME TEKNİKLERİ: İstanbul, 1996.

25- KIZILDERİLİLER VE TÜRKLER: İstanbul, 1998.

26- UYUYAN DEV / Uyandıracak 9 Proje: Ankara, 2005.

27- GÖKŞİN / Tunç Çağında Aşk (Roman): İstanbul, 2005.

28- ARAYAN ADAM: İstanbul, 2006

29- YÜKSELEM MİLLİYETÇİLİK: İstanbul, 2006.

30- HEDEFE DOĞRU: İstanbul, 2006.

31- TÜRK DÜNYASI: İstanbul, 2006.

32- BİZ KİMİZ / Türklüğün Kimlik Şifresi: İstanbul, 2007.

33- CENGİZ HAN’IN KİMLİK ŞİFRESİ: İstanbul, 2008.

Amerika’daki çalışma hayatı boyunca başarıdan başarıya koşmuş, büyük armağanlara lâyık görülmüş olmasına rağmen, ülkesinin yöneticileri O’nu hiç aramamış, bilgi ve tecrübelerinden yararlanmayı akıllarına getirmemişlerdi.

Açık öğretim konusunda edindiği tecrübelerden Türk gençlerini yararlandırmak üzere emeklilik hakkını kazanır kazanmaz Türkiye’ye geldi. Geliştirdiği teknolojiyi, uzak şehirlerde oturan, imkânsızlık sebebiyle üniversiteye gidemeyen öğrencilerin istifâdesine açılması projesini Millî Eğitim Bakanlığı’nı kabul ettirdi. Bakanlığın kıt imkânlı, tozlu-soğuk alt katlarında çok sevdiği Türk gençlerine hizmet sundu. Bakanlığın elemanlarını eğitti. Emekli olduktan sonra tamamen yazı hayatına döndü ve kurduğu Türk 2000’ler Vakfı’nda konferanslar, açık oturumlar, geziler düzenledi, Türk Dünyası’nın problemlerine çözümler üretmeye çalıştı. Hayatı boyunca binlerce kişiden işittiği; ‘Ben sizin eserlerinizle, eğitim hizmetlerinizle yetiştim, size minnettarım’ şeklindeki sözleri, en büyük armağanı oldu.

* * *

Türkler arasında; 920 yılında İslamiyet’le şereflendikten sonra 16. yüzyılın sonlarına kadar, ‘İnsanların en hayırlısı, insanlığa hizmet edendir.’ Hadis-i Şerifine uyarak çok yönlü ilim adamları yetişti. Farabî; hukuk, felsefe, gramer, tıp, müzik ve ilahiyat konularında eser vermiştir. İbni Sînâ; tıp, felsefe, matematik, fizik, kimya, jeoloji, musiki ve edebiyat alanlarında âlim mertebesinde bilgi sâhibi idi. Kâtip Çelebi; astronomi, coğrafya, İslamiyet, hat sanatı, siyakat, matematik ve tarih ilmine vâkıftı, Türkçe’den başka, Arapça, Farsça, Fransızca ve Latince biliyordu. Türkkan Hoca, 17. yüzyıldan beri hasret kaldığımız çok yönlü ilim adamlarından biri idi. Çağdaşları arasında, O’nun kadar farklı alanlarda söz ve bilgi sâhibi olan yok gibidir.

* * *

1950’li yılların sonunda Lise tahsili için Ankara’ya geldiğimde Türk Ocakları’na devam etmeye başladım. Reha Oğuz Türkkan ismini o dönemde duydum. Tanışmamız, 1980’de İstanbul’a yerleştikten sonra oldu. Bir konferansta, tesâdüfen yan yana oturduk. Adaşım ve ülküdaşım olarak 20 yıldanberi tanışacağımız günü beklediğimi söylediğimde çok memnun oldu. Cağaloğlu’ndaki Türk 2000’ler Vakfı’na dâvet etti. Göztepe’deki evinin giriş katındaki çalışma ofisinde görüşmelerimiz, çalışmalarımız oldu. Vakfın yönetim kurulu üyeliğini teklif etti. Verimli, faydalı, zevkli çalışmalar yaptık.

Son derece zekî ve pratik, ‘ayaklı kütüphâne’ denilecek ölçüde bilgili, kültürlü ve üstün vasıflı bir insandı. Bütün bu vasıflarını, alçakgönüllülükle taçlandırmıştı.

Eşi Ece Hanımefendi, oğulları; Tuğrul ve Alp Tunga Beyler, tek kişilik ordu gibi çalışan Türkkan Hoca’nın gizli kurmay subaylarıydı. Onların sağladığı rahat çalışma ortamında, yine onların sessiz destekleriyle ürettiği hazineler değerindeki bilgileri, candan aziz bildiği vatanının gençlerine ve insanlığa sebil cömertliğiyle dağıttı.

Fikir alışverişinde bulunmayı severdi. İstenildiğinde bilgi vermekten büyük bir haz duyar, gerektiğinde bilgi istemekten de çekinmezdi. Altan Deliorman’ın yayınladığı Orkun Dergisi’nde, 10 yıllık yayın hayatı boyunca yazdık. Her sayı çıktığında, yazılarımızla ilgili karşılıklı değerlendirmeler yapardık.

Ele aldığı her konuyu en ince teferruatına kadar araştırır, kaynaklar arasındaki çelişkili bilgilerin en doğrusunu bulmak için ulaşılabilecek bütün kaynakları tarardı. Yazdıklarını okuyanlar, o kadar detaylı bilgilere ulaşabilmiş olmasına hayret ederler. Sohbetlerini dinleyenlerin hayreti ise kat be kat fazladır. Bildiklerinin tamamını, ‘Bu kadar ince detayla kimse ilgilenmez.’ Diyerek yazıya geçmezdi.

1950’li yıllarda yayınladığı fütüroloji konulu kitabında yazdıklarının pek çoğu aynen gerçekleşmiştir. Tahminlerindeki isâbeti vurgulayarak kitabın içeriğini güncelleştirmek için çalışıyordu.

Fütürolojiyi, kâhinlik veya falcılık olarak yorumlayanlara, tebessüm ederek yaptığı açıklamalar konuyu matematik kesinliğiyle hâfızalara yerleştiriyordu. O’nun sözlerinde ve yazılarında ‘Acaba şunu mu anlatmak istedi?’ Dedirtecek şüpheye asla yer yoktur.

Bir tarihçi olarak yalnızca geçmişle ilgilenmiyor, tarihin; geleceği şekillendiren bir ilim olduğunu söylüyordu. Hazırladığı raporlar başlangıçta, ilim çevrelerince hayret ve şüphe ile karşılansa bile, görüşler zamanla takdir ve hayranlığa dönüşüyordu.

En büyük ideali, Türk milletinin yüksek vasıflarını milletine olduğu kadar dünyaya da anlatmak ve o vasıflara sâhip yeni nesiller yetiştirmekti.

Yakınında bulunmak şansını elde edebilenler, O’nun ideallerinin gerçekleşmesini büyük ölçüde sağladılar. Hayatta kalabilseydi, ilerlemiş yaşına rağmen idealleri için çalışmaya devam edecekti. O görev artık kendisinden feyz alanların, kendisini sevenlerindir.

Türkkan Hocamız, yakın zamanlarda Rahmet-i Rahman’a yolcu ettiğimiz Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi, Ergun Göze gibi, İlhan Ayverdi gibi, zor doldurulabilecek boşluklar bırakarak kendisine bahşedilen hayatı tamamladı ve gitti. Her kula nasip olmayacak şekilde hizmetlerle dopdolu, mükemmel eserleri insanlığa armağan ederek …

Cenâze törenine katılanlar, haklarını helal ettiler. O’nun, bizler üzerindeki haklarını helal ettirmek sanırım kolay olmayacak. Tek tesellimiz, engin hoşgörüsüdür.

Yağmurlu bir kış günü, İlahiyat Fakültesi Camii’nden alınarak Zincirlikuyu’daki aile kabristanında toprağa verilen Türk bayrağına sarılı tabutunu binlerce kişi uğurladı. Allah (cc) rahmet eylesin. Aile fertlerinin, sevenlerinin ve tanıyanlarının başı sağ olsun. Mekânı cennet olur inşallah.