1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türk milliyetçiliği bayrak olmalı

Süheyla Kebabcıoğlu Aksay
SON günlerde devletimize yönelmiş tehlikeler giderek artmaya başladı. Bir taraftan AB uğruna verilen tavizler, bir taraftan teslimiyetçi iktidarlar. Diğer taraftan ekonomimizin dar boğazda oluşu... Her şeyden önemlisi ise haberleşme araçlarının, özellikle televizyon yayınlarının kültürümüzü yok sayan programları... Âdeta dejenere bir toplum hâline geldik...

Önemli olaylara duyarsızlık, bananecilik yaygınlaştı. Günlük hayatımıza taklit girdi... Millî hasletlerimiz sanki unutuldu, bize ait olmayan hayat tarzı rağbet görmeye başladı. Bu gidiş, devletimizin devamı, milletimizin bekası için tehlike arz etmektedir. Geçmişinden, kültüründen uzaklaşan milletler yok olmaya mahkûmdur. Devletimizin devamı için geçmişimizden kopmamak, millî kültürümüzden uzaklaşmamak gerekir. Geleceğimizi mauasır medeniyetler üzerine kurmak ülkümüzdür. Bu ülküye ulaşmak için geçmişimizden geleceğe köprü kurmak mecburiyetindeyiz.

Bunun çıkış yolu ise Türklük şuur ve birliğini diri tutmaktır. Çünkü TÜRKLÜK ANCAK, “TÜRK MİLLETİNİN VARLIĞI, DİRLİĞİ VE DEVLET OLARAK KALMASI İLE YAŞAYACAKTIR”.

TÜRK KİMDİR? dediğimizde bir cümle ile “mukaddes soyumuzun adıdır” diye cevap vermemiz mümkündür. Ancak Türk’ü anlatmak istersek tefrikalar yetmez. Ciltler dolusu yazabiliriz.

Türk, sadece Anadolu yarımadasına sıkışıp kalmış 70 milyon değildir. Çin Seddi’nden Balkanlara, Sibirya’dan Basra Körfezi’ne kadar bir coğrafyada yaşamış ve yaşamakta olan millettir. Türk milletinin başlangıç tarihi hâlen tartışılmaktadır. Türk adının ilk defa M.Ö. 14. asırlara kadar gittiğini savunanlarla, günümüzden 7 bin yıl öncesinden başladığını savunanlar vardır. Ama sonuçta Türk milletinin mazisinin binlerce yıl öncesine dayandığı bir gerçektir. Bu kadar köklü ve derin geçmişi olan bu milletin kurmuş olduğu medeniyetler ve kültür gerçeği vardır. Ortak tarih, ortak kültür, ortak ruh, ortak seciye, ortak lisan, ortak örf, âdet ve yaşayış biçimi ile birbirlerine bağlanmış insanlar topluluğu milleti meydana getirir1.

Milletin ayrıca psikolojik ve etnolojik yönü vardır. Anc ak Türk milleti tarihin hiçbir devrinde etnolojik yönünü ön plâna çıkarmamış, milleti millet eden bütün kültürel özelliklerini ön plâna çıkarmıştır.

Bu zengin kültürün ve medeniyetin bir yönü de dindir. On yüzyıldan beri Türk kültüründe İslâm’ı görüyoruz. Bu sebeple milleti yapan unsurlardan birisi olarak dini görebiliriz ve millet üzerindeki gücünü göz ardı edemeyiz. Ancak her Türk, Müslümandır diye de bir sonuç çıkartamayız. Türkler İslâmiyet öncesi inanç sistemi ile İslâmiyeti bir arada kaynaştırarak Türk-İslâm kültürünü meydana getirmişlerdir. Bundan dolayıdır ki; Türk medeniyeti, İslâmiyet öncesi ve İslâmiyet sonrası diye iki basamakta ele alınmaktadır.

Türklerin İslâmiyet öncesi hayat tarzı ile, İslâmiyeti kabulden sonraki hayat tarzı arasında büyük bir benzerlik görmekteyiz. Türk milletinin hayat tarzının unsurları olan; inanç, ibadet, ahlâk, ticaret, toplum hukuku gibi alanlardaki âdetlerinin, İslâm’ın istediği hayat tarzı ile benzeşmesi Türklerin İslâmiyete kolay intibak etmelerini sağlamıştır. Türkler, aynı zamanda İslâmiyete büyük hizmetler yapmışlardır. İslâmiyet ve Türklük etle tırnak gibi kaynaşmıştır. Türk devlet geleneğine güç katmıştır. Bu güç ise batı emperyalizminin ve kilisenin korkusu olmuştur. Bu korkudan dolayıdır ki Haçlı orduları kurarak Türk milletinin karşısına çıkmışlardır.2

Bu ordular da yeterli olmayınca başka plânlarla Türk milletini yok etmek istemişlerdir.

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Türk imajından korkan Batı yine harekete geçmiştir.

Sevr Antlaşması ile amaçlarına ulaşamayan emperyalist güçler; Türk Devleti’ni parçalamanın, milleti dağıtmanın yolunun “Türklük ruhunun kaybolmasında olduğunu anlamışlar”. Milleti millet yapan bütün değerleri yok etmeyi veya zayıflatmayı hedef alan yeni plânları, “zehiri bal ile sunar” gibi sunmuşlardır. Değişik metotları bir arada kullanarak Türk devletini yıpratmayı amaçlamışlardır. 1991’den sonra bağımsızlıklarına kavuşan Türk devletleri ve otonom olarak yaşayan Türk toplulukları ile güç birliği, ortak menfaat anlaşmaları yapmamız engellenmiştir. Bunun için çok yönlü, sinsice hazırlanmış plânlar AB tarafından gündeme getirilmiştir. Bunu yaparken de bazen medya, bazen siyaset, bazen din, bazen de etnik milliyetçilik kullanılmıştır. En etkilisi ise medya ve din olmuştur.

Yugoslavya’da dağılım öncesinde birdenbire televizyon kanalları ve radyo yayınlarının arttığı gibi bizde de aniden alt yapısı hazır olmadan görüntülü basın, TV kanalı, çok sayıda yayın organları devreye girmiştir. Bunlar 24 saat yayın yapmaktadırlar. Onlarca kanalların birçoğunda Türkiye Cumhuriyeti’nin millî kültürü, Türk dili, gelenek ve göreneklerimiz, Türk tarihi ile ilgili yayınlara yer verilmemekte, daha çok Batı kültürünün hâkim olduğu programlar yer almaktadır. Kültür dejenarasyonu yapılmaktadır. Türk yok sayılmaktadır.

Yakın geçmişte bu yayınlarda İslâm’ın özünde olmayan, Arap gelenekleri ön plâna çıkarılmış, İslâmiyetten nefret ettirmeyi, İslâm’ı terörle eşit göstermeyi hedef alan propagandalar yapılmıştır. Ve hâlen de yapılmaktadır.

Ahmet Yesevî, Yunus Emre ve daha birçok Türk mütefekkirinden hiç söz edilmezken İslâmla ilgili olmayan bütün hurafeler ön plâna çıkartılmaktadır. Bir taraftan alt kimlikler meydana getirilirken bir taraftan da PKK ve bölücü etnik gruplar desteklenmektedir. Diğer taraftan Türk milliyetçiliğine saldırılmakta, İslâmiyet ile milliyetçilik bir arada olamaz propagandası ile halkımızın kafası karıştırılmaktadır.

Tarihte hiç yeri, adı olmamış etnik gruplardan millet oluşturmaya çalışılırken, bir taraftan da Türkiye’nin mozayik olduğu yaygınlaştırılarak, sosyal huzur bozulmakta, millet bölünmektedir. Bu faaliyetlere medya destek verirken, birçok sivil toplum kuruluşu şemsiyesi altında kökü dışarda bazı dernekler, vakıflar da destek vermekteler.

Bugün gençlerimiz arasında; haç takanlara, Hristiyanlığa geçenlere, hiçbir dine inanmayanlara, şeytana tapanlara rastlamamız tesadüfî değildir. Hattâ “Türk müyüm, bilmiyorum. Türkiye’de 25-26 ırk varmış. Türk olmam önemli mi? Dünyalıyım. İnsanım. Yetmez mi?” diye konuşanlara çokça rastlıyoruz. Gençliğin bir kısmı ise zararlı alışkanlıkların pençesinde kıvranmaktadır.

Bu olumsuzlukların ilâcı yok değil, vardır. En önemlisi ise Türk milliyetçiliği kavramından uzaklaşılmamasıdır. İkincisi Türk kimliğini yaymak ve yaşatmak. Üçüncüsü yönetim kadrolarının Türk milliyetçilerine teslim edilmesi, plân, program ve uygulamaların millî çıkarlar doğrultusunda Türk için Türk’e göre yapılmasıdır. Her ortamda ve seviyede.

Çeşitli sosyal faaliyetlerle, kültür sanat programları ile Türk milliyetçiliği işlenmeli, Türk kimliği canlı tutulmalı ve birlik-beraberlik sağlanmalıdır.

Zaten Türk töresinde birlik-beraberliği tesis etmek amacı ile kültür etkinlikleri yapma geleneği vardır. Bunu Türk destanlarında görebiliyoruz.

Üzülerek söylemeliyim ki, dünyanın hiçbir yerinde kendi milletine, tarihine, kültürüne hakaret eden veya bunları inkâr eden bir nesil yetişmemiştir.

Bugün Türkçülük yapmak giderek suçlanır hâle gelmekte, ırkçılıkla eş değer tutulmaktadır.

Oysa Türk milliyetçiliği yapmak kendi kimliğimize sahip çıkmaktadır. Irkçılık ise fiziksel soy ve ölçüleri alan etnik baskıcılık uygulamasıdır. Bizim Türk milliyetçiliğini birlik bayrağı yapmamızın amacı “Devletimizin üniter yapısının bozulmaması, devletimizin bekası” içindir. Etnik soyu farklı da olsa; Türküm diyebilen, TÜRKİYE LİDER DEVLET OLSUN İSTEYENLER VE BU AMAÇ İÇİN ÇALIŞANLAR TÜRKTÜR. TÜRKÇÜDÜRLER. TÜRK MİLLİYETÇİSİDİRLER. Türk olmakla da gurur duymalıdırlar. Zira Türk kelimesinin mânâsı3; “güçlü, kuvvetli, cesur, kahraman, faziletli, sıhhatli ve sağlam yapılı, yaratılmış töreli millet, kanunlu, nizamlı düzenli millet” demektir.

Bütün bu özellikler onur duymaya ve uğrunda mücadele etmeye değmez mi? Öyle ise TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİ BAYRAK YAPALIM, TÜRKÇÜLÜK FİKRİNİ YAYALIM.

DİPNOTLARI

1- ATSIZ-Türk Ülküsü, İstanbul 1992.

2- Emir ŞEKİP-Osmanlı Mebusan Meclisi Azası- T.G. DJUVARA, Romen Devlet Adamı-Türkiye’yi Parçalamak İçin 100 PLÂN, Tercüme: Yakup ÜSTÜN.

2- Dr. Tahsin ÜNAL, Türklüğün Sembolü Bozkurt, Berikan Yayınları.