1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türk meselesi

Yağmur Çavuşoğlu
Son 25-30 yıldır Türkiye’nin içine düştüğü terör batağı ve ekonomik buhranla beraber, dış kaynaklı olarak gündeme getirilen Ermeni ve siyasal Kürtçülük hareketleri sürekli olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başını ağrıtıyor. Bundan otuz sene öncesine kadar görünürde ve ciddî düzeyde böyle bir problem yokken, birden bire eski Sevr’in hortlatılarak önümüze konması ilginçtir.

Bilindiği üzere Türkiye’nin parçalanarak, dağıtılmasını amaçlayan ve Türkleri Anadolu Yarımadası’ndan sürüp, çıkarmayı hedefleyen Sevr Andlaşması (1920) İstanbul hükûmetince imzalanmasına rağmen, Türkiye Türkleri hiçbir zaman buna razı gelmemişler, Mustafa Kemal’in önderliğindeki bir yükselişle, Sevr müsveddelerini tarihin lâğım çukurlarına atmışlardır.

Türkiye’nin son yıllarda hem bir bocalamaya girmesi, hem de kabuğunu yırtarak, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Orta Doğu, Kafkasya ve Asya coğrafyasında etkili bir konuma gelmesinin önünün alınması amacıyla, Sevr’in eski hâmileri yeniden bu andlaşmayı tuvalet çukurundan çıkararak, biraz temizleyip, biraz da süsleyerek Türk milletine zorla da olsa kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bunu gerçekleştirmek için Türk milletinin ve devletinin çok daha kötü durumlara düşürülmesi kararlaştırılmış ve bu yüzden de birtakım aracı etkenlerin kullanılması yoluna gidilmiştir ki; bunlardan birisi Kürtçülüğü kaşımak (tıpkı Musul’un elimizden koparılışı sırasında çıkarılan Şeyh Sait ayaklanması gibi), Ermeni soykırımı yaptıkları yolundaki iddiaları Türklerin sahiplenmesini sağlamak ve büyük Ermenistan için Türklerden toprak istemek (ki, büyük Ermenistan’ın yaratılmasında Azerbaycan ve Türkiye taraflarında ancak yayılma gerçekleşebileceğini herkes bilmektedir), birisi de bugün Anadolu’da çok az sayıda olan Ortodoks Hristiyan cemaatinin diriltilerek, Türkiye içerisinde otonomik haklar vermektir.

Yıllardır bu hususta her önüne gelen çıkıp bir şeyler söylüyor veya yazıyor. İşin aslına bakılacak olursa, bu konularla ilgilenen kişilerin hiçbirisi tarihçi olmayıp, genellikle siyaset bilimciler ve politikacılardır. Bunların da büyük bir çoğunluğu hainlik derecesinde işi ileri götürmüş (Türkiye noktasında), para musluklarının nerelerden akıtıldığı bilinen şahıslar; bir kısmı da çok az da olsa Türklüğün millî menfeatlerini her şeyden üstün tutan bir kesimdir. Yine malûm olduğu üzere Türkiye’deki basın denilen kurumun büyük bir çoğunluğu kime ve niye hizmet ettiği tescillenmiş olduğundan, ikinci gruptaki bu insanların seslerine de pek yer verilmiyor. Yukarıda da değindiğimiz gibi bu meselelerle alâkalı bütün devletlerin arşivlerinde (Türkiye, Rusya, Ermenistan, Yunanistan, Bulgaristan, İran, İngiltere, Fransa, ABD, vs.) Türklerin ne Ermenilere, ne Rumlara, ne de başka bir halka soykırım yaptığına dair hiçbir belge mevcut değildir (düzmeceler hariç). Zaten olsaydı şimdiye kadar milyonlarca defa gündeme getirilirdi. Bugün bu hususta koparılan fırtınaların hepsi hamasî, iç ve dış siyasete yönelik propagandalardır. Türkiye’nin zayıflatılarak, Anadolu topraklarının bölünmesi plânlanmaktadır. Başta Amerika ve Avrupa Birliği Orta Doğu, Kafkasya ve Asya’yı yüzlerce yıl hiçbir sorun çıkmadan yönetebilmeyi düşünüyorlar. Bunun adımları yavaş yavaş atılmaktadır. Afganistan’a nüfûz edilmesi, Irak’ın işgali, Suriye ve İran’ın da dize getirilmesinden sonraki hedef Türkiye’dir. Ama, Amerika Birleşik Devletleri ne Dünya Savaşlarında ne de değişik bir yerde Türkiye ile birebir sıcak çatışma içerisine girmediğinden dolayı hâlâ Türkiye’den ürküyor. Bunun için de, Türkiye’nin kendi kendine tasfiyesi hususunda bütün gizli plânlarını ve imkânlarını seferber etmiş durumdadır. Amerika’nın geçmiş yıllardan hatırlandığı üzere önce Taliban’ı desteklemesi, şimdi Kürtlere siyasî bağımsızlık sözleri vermesi ve onları yönlendirmesi, Ermenistan’ın genişlemesine ve ekonomik olarak rahatlamasına çalışması, Karadeniz, Adalar Denizi ve Akdeniz’de Rum nüfûzunu artırma gayretiyle, Türkiye’nin elinin kolunun bağlanarak, ABD’ye muhtaç duruma getirilmesinin altında, gerçekte dünya hâkimiyetinde Batı ve Hristiyan dünyasının ön plana çıkarılmasından başka bir şey yoktur.

Dolayısıyla bütün bunlar ve oynanan, senaryolar ortada iken Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ne Ermeni, ne Kürt, ne bir başka bilmem ne karın ağrısı meselesi vardır. Türklerin problemi nedir? Bu gün karşı karşıya kaldığımız mesele Türk soykırımıdır. Anadolu’ya geldiğimiz tarihten itibaren çeşitli vesilelerle (Haçlı Seferleri, I. Dünya Savaşı, şimdi Kürtçülük vasıtasıyla) Türkler katliamlara mâruz kalmıştır. Bu milletin kökü kurutulmaya çalışılıyor. I. Dünya Harbi esnasında Ermenilerin ve Rumların, ekmeğini yedikleri ülkeye karşı kimlerle işbirliği yaptığını bütün dünya bilmektedir. Özellikle Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz’in iç bölgelerinde Ermenilerin giriştiği katliamlar göz önündedir. Batı Anadolu’da ise Yunanlıların yaptığı vahşet tescillenmiştir. Günümüzde bile hâlâ bu durum sürmektedir. Azerbaycan topraklarının büyük bir kısmı Ermenistan işgali altında olduğu gibi, başta Hocalı katliamı olmak üzere Türkler, Ermeniler tarafından jenosite tâbi tutulmuşlardır.

Irak’ın kuzeyindeki Türk topraklarında Amerikan ve Kürt askerleri Türkleri hergün kesmektedirler. Hâl böyle olunca, birilerinin ses çıkarmasına veya isyanına kimse milliyetçilik veya faşistlik demesin. Esas faşistliği kimin yaptığını herkes biliyor, ama basiretsiz ve korkak idarecilerin yüzünden elimiz-kolumuz bağlanmış durumdadır.

Bugün Amerika’nın Kızılderili problemi var mı? Yok tabiî ki. Onların soyunu kuruttular. Afrika’dan getirdikleri milyonlarca zencinin kanına girdiler. Fransa, Kuzey Afrika ve Korsika’da ırkçılık yapılmadı mı? İngiltere, Avustralya yerlilerinin kökünü kazıdı. Hindistan’a sahip olabilmek için milyonlarca insanı öldürdü. Rusya ve Çin, başta Türkler olmak üzere milyonlarca insanı ortadan kaldırdılar ve hâlâ da bunu devam ettiriyorlar. Hani niye şimdiye kadar BM’den bu adı geçenlerin kınanmasına yönelik bir karar çıkmadı veya çıkmıyor? Elbette ki, böyle bir şey olamaz, çünkü dünyayı onlar yönetiyorlar. Para, silâh ve güç onların elinde. Kuvvetliysen dünyada senden itibarlı kimse yoktur.

Amerika ve Avrupa’nın çeşitli ülkeleri ikide-bir Ermeni soykırımı anma günleri düzenliyor, bize de bunu tanıyın diye baskı yapıyorlar. Ama hiçbirisi önce kendi çöplüklerini temizleme zahmetinde bulunmuyor. Bir kere daha tekrarlıyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Ermeni, Kürt, Rum ne de başka bir problemi söz konusu değildir. Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi’nde bize karşı kararlar alan ülkelere misilleme olarak, bizim de parlamentomuzda tarihte katliamları ispatlanmış ülkeleri kınayan oturumlar düzenleyip öldürülen insanların anısına anma günleri kabul etmeliyiz. Bunlardan öte, bu devletlerin sesini kısabilmemiz için her alanda Türk milleti olarak birlik içinde hareket edip, daha güçlü hâle gelmemiz gerekiyor.