1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türk Kimliği

Muammer Yılmaz
Asırlarca din, mezhep, ırk uğrunda birbirini yiyen batılılar bütün bu problemlerini bir tarafa bırakarak bir araya geldiler. Yeni bir birliğin, Avrupa devletlerinin temellerini attılar.

Avrupalıların çoğunun anası, babası, doğum yeri, kültürü, inançları başka ama, kendini yaşadığı ülkenin bir parçası olarak görüyor ve onun uğrunda her şeyini feda ediyor. Gerçek vatandaşlık, milliyetçilik bu olsa gerek.

Ya bizler? Yıllarca beraber yaşadığımız insanları üst ve alt guruplara, kimliklere ve mozaiklere ayırıyoruz. Çoğu zaman kendi hâllerini unutan Avrupalılara âlet oluyor, pişmiş aşımıza soğuk su katıyoruz. Aslında bu cennet ülkenin sınırları içinde yaşayan insanımızın bir kimlik sorunu yoktur; şimdiye kadar da pek olmamıştır.

Böyle bir sorunu varmış gibi gösterip ikide bir gündeme getirenler, AB’ye şirin görünmenin yanında, bulanık suda balık avlamaya çalışan iç ve dış bölücüler, Avrupanın gönüllü yeniçerileri, kimliksiz aydınlar, tecrübesiz dar kafalı bazı politikacılar(ımız) ve devlet idare edenlerimizdir.

Bunların çoğu oldum olası Türk kelimesinden her nedense rahatsız olan; tarih ve Türklük bilincinden yoksun, sadece coğrafyadan ibaret bir vatan anlayışı, nüfus cüzdanı, pasaport ile sınırlı, Batı ve Arap hayranı Türkiyelilerdir.

Böyle düşünenlerin bulunduğu ülkemizde anası, babası, dedesi Türk; dini Müslüman, Anadolu’da doğmuş ve okumuşların arasında saf Müslüman Türk bulmak hayli zorlaşmıştır. Öyle ki ülkenin gerçek sahibi Türkler neredeyse azınlık derekesine düşmüştür.

Siyasî kavramlar konusunda millet, devlet ve insan olarak çok duyarlı ve dikkat etmemiz gerekir. Siyasî kavramlardan olan vatan-millet-devlet-kimlik gibi konularda ağızdan çıkan söz ve ifadeler geri dönmeyen ok ve kurşun gibi hem atanı, hem de atılanı yaralar (öldürür).

Bu kutsal topraklar üzerinde huzur içinde yaşayan, kendini Türk kabul eden her renk, din ve dilden insanımızın bir kimlik sorunu yoktur. Türkiyemizde çeşitli etnik guruplar varsa da bunların herbiri din ve ırk ayırt etmeksizin vatandaşlarımızdırlar. Biz herkese Türk deriz. Gerçek kimliklerimizse:

Siyasî ve hukukî kimliğimiz olan “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı”, bütün vatandaşlarımızı tasada, kıvançta içine alan “Türk kimliği” ve vatandaşlarımızın çok büyük çoğunluğunu kapsayan “Müslüman Türk kimliği”mizdir.

Alt kimlikte Doğulu-Batılı, Güneyli, Kuzeyli, Türk-Kürt-Çerkez-Laz-Arnavut-Çeçen-Ermeni-Rum-Yahudi diye ifade edilebilirlerse de bu üst kimliğe et-kemik gibi kaynaşmışlardır; bir ayrılığa sebep teşkil etmezler.

Öyle ki alt (etnik) kimlik pek çok nedene bağlı olarak süreç içinde değişkendir. Tarih içinde kendi dönemlerine damgasını vurmuş sayısız etnik guruplar başka topluluklara karışmış olarak ırkî nitelikleri devam ediyorsa da etnik grup nitelikleri erimiş ve gittikçe kaybolmuştur. Türkiyemizde durum bundan farklı değildir.

Türkiye’de etnik mozaik kavramını ikide bir kaşıyanlar AB’ye ve dünya ülkelerine baksınlar. Birliğin başını çeken Fransa’da genel nüfus içinde 17 etnik grup mevcuttur. Böyle bir tabloya rağmen ne Fransa’da ne de bir başka Avrupa ülkesinde mozaik sözü edilir, ne de nitelemesi (sınıflaması) yapılır.

Fransa mozaik nitelemesini reddettiği gibi, millî azınlık kavramını da benimsemez. Bu politikası hiç değişmemiştir. Anayasasının ikinci maddesini “Fransızca, cumhuriyetin ana dilidir” şeklinde değiştirmiştir. Bizim Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulunun kulakları çınlasın.

Etnik mozaik olarak başta Fransa olmak üzere AB ülkeleri bu hususta tanımlanamaz, eleştirilmezken Türkiyemizi mozaik olarak nitelemek, guruplara ayırmak gaflettir, dalâlettir, insafsızlıktır. Üstelik bilimi de inkârdır.....