1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

TÜRK İSTİKLÂLİ

Ertuğrul Söğütlü
Sâdece Türk târihinin değil, geniş mânâda Dünyâ târihinin de temel başlıklarından birisi, “Türk Göçleri”dir. Merkezî Asya’dan, değişik zamanlarda hemen her yöne doğru gerçekleşmiş bu göç hareketleri, çok büyük neticeleriyle konuşulagelmiştir. Bir de, aynı göç ediş vâkıâsının sebepleri, değişik mahfillerde dile getirilmiş, yazılmıştır.

Türk göçlerinin, âdetâ klâsik hâle gelmiş sebebi diye, Orta Asya’daki kuraklıktan söz açılmıştır. Bütün Dünyâ arâzisinde olduğu gibi, elbette Asya’da ve onun ortasında da coğrâfî, jeolojik değişiklikler olmuştur. Ama, bahsi geçen bölgedeki el’ân mevcûdiyetini koruyan göl, nehir gibi tabiî unsurları düşünür ve orada yaşayan bir hayli kalabalık insan topluluklarını hesâb katarsak, bu “kuraklık” farazîyesini çok fazla ciddîye almamak gerekir.

Türk muhâceretinin hiçbir sebebi, “istiklâl duygusu” kadar tesirli olmamıştır. Diğer figüran kılıklı sebeplerin tekmili birden, Türk istiklâlinin tehlikeye düşmesi derecesinde Türk’ün mâşerî vicdânını harekete geçirmemiştir. Nitekim, göçlerin sonunda ortaya çıkan yeni Türk yurtları ve devletleri, göç sebebinin doğru adresini de göstermektedir.

Türk göçleri, iki çeşit devlet kuruluşuna yol açmıştır. Birincisi, davul-zurna çalarak, âşikâr biçimde, fetihler yaparak kurulan devletlerdir. İkincisi ise, “sızma” yoluyla ele geçirilen siyâsî teşekküllerdir.

“Fetih” sûretiyle tesis edilen pek çok Türk devleti içinde, ikinci ebedî Türk ana vatanı Anadolu merkezli Türkiye, baş köşeyi tutar. Selçuklu, Beylikler, Osmanlı, Cumhûriyet gibi bölümleri olan Türkiye Devleti’nin târihini, bütününden seyretmekte ve anlamakta fayda vardır. Parçaya bakış, parçalanma fikrini de peşinden taşır.

Sızma fiiliyle ulaşılan devlet realitesinin yığınla misâli arasında, Cengiz bakıyesi Moğol devletleri (Altın-Orda, Çağatay, İlhanlı) ile Mısır ve Hindistan coğrafyalarında yer alan Memlûk sultanlıkları öne çıkmakta. Anılan devletlerin, bilhassa askerî hizmetlerine giren Türklerin, zamanla en yukarıdaki makâmı ele geçirdikleri, dil ve kültür yapısını kendi lehlerine değiştirdikleri, bütün Dünyâ’nın şâhit olduğu bir hakîkattir.

Türk’ün istiklâl duygusu ile devlet kurma kâbiliyeti, her zaman yan yana, el ele görülmüş, başka milletlerin güç başardığı işleri, Türk milleti rahatlık, sefâlık içinde çabucak görüvermiş, hâlledivermiştir.

Ayrıca, Türk göçlerinin başka kavimlere devlet kurdurma gibi, şaşılacak bir yanı da vardır. IV. yüzyılda vukû bulan ve târih literatürüne “Kavimler Göçü” diye geçen mühim yer değiştirme hâdisesinin bir numaralı fâili, Avrupa’ya yürüyen Hun Türkleridir. Hunlar kendileri, bugünkü Macaristan merkezindeki devletlerini kurarken, önlerine kattıkları öteki topluluklar da, Avrupa milletler ve devletler tablosunu şekillendirmişlerdir. İstiklâl sevdâsı gibi Türk’e has bâzı hasletlerin, sirâyet kâbiliyeti epeyi yüksektir.