1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

TÜRK CUMHURİYETLERİ İLE EKONOMİK İLİŞKİLER

Orkun
Sırası geldiğinde “kardeş” dediğimiz, “iki devlet, bir millet” diye esip savurduğumuz Türk cumhuriyetleriyle ticaret hacmimiz içler acısı. Toplam 575 milyon dolarlık ihracatımıza karşılık 391 milyon dolarlık mal alıyoruz. En yakın ve en güçlü ilişkimizin bulunduğu Azerbaycan’a dahi 222 milyon dolarlık ihracat yapıp 59 milyon dolarlık ithalat gerçekleştiriyoruz. Devletler değil, ancak bir-iki şirket arasında olabilecek bir ticaret hacmi.

Bu durumun süratle iyileştirilmesi konusunda kimsenin tereddüdü yok. Ancak, yıllardan beri böyle bir iyileşme gerçekleştirilemiyor.

Şimdi öğreniliyor ki, Tataristan’la olan ticaretimiz, diğer beş cumhuriyetin toplamından daha fazla: 2003’te 700 milyon doları bulmuş. 2004 sonunda ise bu raka mın bir milyar doları aşması bekleniyor. Tataristan’da sön dönem gerçekleştirilen inşaatların yüzde 80’den fazlası Türk müteahhitlerin eseri.

Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının Kazakistan’a kadar uzatılması ise ciddî bir proje. Şimdi BTC olarak anılan boru hattı o zaman ABTC olabilecek. Kazak petrolünün Türkiye üzerinden akıtılması ile her iki ülkenin büyük kazanç elde edeceği hesaplanıyor.

22 Eylülde İstanbul’dan hareket eden tren (ne yazık ki, Azerbaycan program dışında) İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan şehirlerini dolaşarak, kırk üç gün sonra 3 Kasımda Kazakistan’ın başkenti Astana’ya ulaşacak. Bu tren, aslında hareketli bir fuar. “İpek Yolu Türk İhraç Ürünleri Fuarı” adını taşıyor. Özel olarak yapılmış 15 sergi vagonunda başlıca Türk ihraç ürünleri sergilenecek. Amaç, tarihî İpek Yolu üzerinde bulunan İran’a ve Türk cumhuriyetlerine ihracatı artırmak. Bu tren, sadece ihraç ürünlerini sergilemekle kalmayacak; sema, folklor, sinema gösterilerini de gerçekleştirecek. Defileler düzenlenecek ve Türk mutfağının lezzetleri sunulacak.

Bu çalışmalar gerçekten ümit ve ferahlık verici. Nihayet Türk cumhuriyetleriyle Türkiye arasındaki ilişkileri güçlendirmenin ne kadar yararlı ve akılcı bir tutum olduğu anlaşılmış. Türkçüler, 1990’lara kadar -o zamanki şartlar gereği- Türkiye dışındaki Türklerle kültür ilişkilerinin güçlenmesi gereğini ileri sürüyorlardı. Bu tarihten sonra da yalnız kültür değil; ekonomi, spor, eğitim, siyaset, sanayi alanlarında da iş birliği yapılmasını savuna geldiler. Ancak, uyarılar ve tavsiyeler daha çok sözde kaldı, ciddî şekilde ele alınamadı. Yukarda sıralanan teşebbüslere baktığımız zaman, bu yolda ümit verici bir gelişmenin başladığını görüyoruz. Dış ticaret açığının ve cari açığın gittikçe büyümesinden endişe edenler, özellikle dolar ve Euro saça saça yabancı markaları ithal edip bol reklâmla ve yüksek fiyatlarla Türk tüketicisine pazarlamayı marifet sayan iş adamları gözlerini biraz daha doğuya çevirmeliler. Orada, onları farkına varamadıkları gizli hazineler bekliyor. Güçlükleri aşmasını bilenler, sonunda hedeflerine varacaklardır.

İpek Yolu treni, Türk cumhuriyetlerine sadece ihraç ürünlerimizi değil, gönüllerimizi de götürüyor.