1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Tugrul Beg

Yrd.Doç.Dr. Saadettin Gömeç
Daha önce de bazı yazılarımızda söylediğimiz üzere, Türk tarihinde her zaman olmasa da bazen birbirleriyle kardeş veyahut da akraba olan kardeş ve ailelerin gayet uyumlu bir şekilde devlet ve millet idaresinde vazife aldıklarını görebiliyoruz. İşte bunlardan birisi de Tugrul ve Çagrı Beglerdir.

Çok uzun bir İslâmî ismi olmakla beraber bütün dünya onu Tugrul unvanıyla tanır ve Tugrul da, Türk coğrafyasında yaşayan yırtıcı bir kuştur. Yine hepimizin bildiği gibi Tugrul ve Çagrı Begler, Selçuklu sülâlesinin kurucusu olan Selçuk Beg’in oğullarından Mikail’in çocuklarıdır ve babaları bir savaş esnasında öldüğünden, dedeleri tarafından yetiştirilmişlerdi. Herhalde Tugrul ve Çagrı’yı, Selçuk çok seviyordu ki, o büyük oğlu Arslan Yabgu’ya rağmen yerine bunları geçirmek istemişti. Ama yine de Selçuk’un ölümünden sonra, amcalarına saygısızlık yapmadılar ve onu aile reisi olarak tanıdılar.

Kara-hanlılarla olan münasebetleri sırasında, Tugrul Beg’in bir ara onların eline esir düştüğünü, kardeşi Çagrı’nın sayesinde bu durumdan kurtulduğunu da biliyoruz.

Tugrul ve Çagrı Begl r, Maveraünnehir’deyken Kara-hanlı ileri gelenlerinden Ali Tigin’in kendilerini rahat bırakmamaları üzerine Tugrul Beg çöllere çekilmiş, Çagrı da meşhur Anadolu seferine çıkmıştı. Arslan Yabgu’nun 1025’te Gazneli Mahmud tarafından esir edilmesi, onların siyasî istikbalinde bir dönüm noktasıdır. Böylece ailenin başına bu iki kardeş geçtiler. Ancak Arslan Yabgu taraftarı bazı Oguzların da onlardan ayrıldıkları bir hakikattir. Bununla birlikte diğer bir Oguz beyi olan Şah Melik’in hücumlarına maruz kalıp (1034), büyük zayiat verdiler. Bunun ardından Gaznelilerden izin almadan Horasan’a sığındılar. Belki de Sultan Mesud’un emri altındaki Gazneli Devleti diğer Türk hanedanlıklarına nazaran, bu sırada en zayıflarıydı. Onların burayı tercih etmelerinde bu vaziyetin etkili olduğunu düşünebiliriz.

Bir süre sonra esasını Kınık boyunun teşkil ettiği Selçuklu Oguzlarıyla Gaznelilerin arası açıldı. Üzerlerine yollanan Gazne ordusunu 1035 tarihinde yendiler. Böylece müsaade almadan girdikleri bu toprakları hak ettiklerini ispatladılar. Esasında aileyi ve Selçuklu birliğini bu sıralarda Tugrul ile Çagrı idare ettiği halde, amcaları Musa hiyerarşik düzende daha önde geliyordu.

Yaşadıkları bu yerler kendilerine dar gelmeye başlayınca, başka mahallere de iskân teşebbüsünde bulunmaları, 1038’de Gaznelilerle bir kez daha savaşmalarına sebep oldu ve onları mağlûbiyete uğrattılar. Bu başarılardan sonra Selçuklu ailesinin başkanlığında bir Oguz kurultayı gerçekleşti. Tugrul Beg bu hanedanlığın sultanı, Çagrı da onun yardımcısı, yani melik (eski Türk devletinde yabgu) oldu. Bundan sonra Atsız Beg’in dediği gibi, “Selçuklular ile Gazneliler arasında devam eden savaşların en büyüğü ve önemlisi Merv civarındaki, Dandanakan Kalesi yakınında oldu. Selçuklular, Sultan Mes’ud idaresindeki Gazne ordusunu 23 Mayıs 1040’da müthiş bir bozguna uğrattılar. Bu savaş ile Horasan’da bağımsız bir devlet kuruluyordu. İşte Horasan’da kurulan bu devlet İslâm tarihçilerinin Selçuklu Devleti dediği, bizim devletimiz, yani Türkiye’dir”.

Bu büyük savaştan sonra toplanan büyük kurultayda devletin geleceği belirlendi. Tugrul Beg burada yaptığı konuşmada, tıpkı destanî atası Oguz misâli, Türklerin birlikte hareket ettikleri takdirde bütün zorlukların üstesinden geleceklerine işaret etti.

Devletin teşekkülünden kısa bir süre sonra Tugrul Beg, üvey kardeşi İbrahim Yınal’ın isyanıyla karşılaştı. Halbuki o, Kutalmış ve İbrahim’i Anadolu gazasına memur etmişti. Bu meseleyi de yeğenleri Alp Arslan, Yakutî ve Kavurd sayesinde halletti.

Halkına çok âdil bir şekilde davranmaya özen gösteren Tugrul Beg, Irak’taki Türk asıllı komutanlardan Arslan Besasirî’yi de ortadan kaldırdıktan sonra (1060), Abbasî halifeliği üzerindeki tesiri arttı. Halifenin kızıyla evlenmek istemesine önce halife karşı çıktıysa da, onun gücünden korktuğu için buna razı oldu. Arkasından yeni eşiyle Rey’e dönmüş (1063) ve burada hastalanarak ölmüştür.

O, düşmanı da olsa mert insanları takdir eden birisiydi. Hatta Arslan Besasirî’yi halife affettiği takdirde, hizmetine almayı bile düşündüğü söylenir. Kişiliğine baktığımızda, kardeşi Çagrı’dan daha yumuşak bir tabiata sahip olduğu anlaşılıyor. Bu açıdan merhametli olduğu kadar, kültürlü ve ileriyi gören bir hükümdardı.