1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

TERS KÖŞE

Husrev Budin
Siyâsî hayâtımızın olduğu kadar, kültür ve medeniyet bahislerinin de nirengi noktalarından biri olan Tanzîmât Fermânı, çiçeği burnundaki Sultan Abdülmecîd tarafından ilân edildiğinde; içte ve dışta “Batılılaşma” mâcerâmızın büyük bir moral güce kavuştuğu kanaati uyanmıştı. Tanzîmât Fermânı, elbette Türkiye’nin Batı’ya açılma programında başlangıç değildi. Ondan önce de, muhtelif adımlar atılmaya çalışılmıştı. Lâkin, bu evvelki niyet ve icraatın hiçbiri, Tanzîmât ölçüsünde yankı bulmamıştı.

Tanzîmât Fermânı’nın ilânıyla, özellikle Batılı devletlerin Osmanlı aleyhindeki tutumlarında, yumuşamaya dâir değişiklik bekleniyordu. Daha doğrusu, Bâbıâlî, böyle olacağını sanıyordu. Tam tersi oldu. Verilen tâvizlerin, sıcağı sıcağına ge risini görmek isteyen Avrupalı devletler, Kırım Harbi’ni sona erdiren andlaşma görüşmelerini bahâne ederek, Osmanlı Devleti’nin üstüne çullanıp, âdetâ boğazına sarıldılar. Üstelik bu karga-tulumba edişin fâilleri, “müttefik” sıfatını taşıyorlardı. Rusya’nın sıcak denizlere inme hayâline sed çekebilmek maksadıyla, Kırım Harbi’nde Osmanlı’nın yanında yer alan İngiltere, Fransa ve bir kısım küçük Avrupa devleti, yendikleri Rusyâyı da fikren yanlarına alıp, Osmanlı Devleti’nin, tebaası olan gayr-ı müslimlere, imtiyaz sayılacak yeni haklar vermesini istediler.

Târihimize “Islahat Fermânı” diye geçen bu teslîmiyet belgesi, 18 Şubat 1856 günü, Sadâret Kaymakamı Mehmed Emin Paşa tarafından, Pâdişâh adına ilân edildi. O gün, Sadr-ı âzam Âlî Paşa, yurt dışındaydı. Fermânla, Osmanlı vatandaşları arasındaki bütün farklılıklar kaldırılıyor, Müslümanlarla gayr-ı müslimler aynı haklara sâhip oluyordu. Lâkin, başta askerlik vazîfesi olmak üzere, pek çok husûsda, gayr-ı müslimler, Müslümanlarla eşit olmak istemediler. Daha fazlasını talep ettiler. Yâni, hem farklı vergi vermeyecekler, hem de askere gitmeyeceklerdi.

Islahat Fermânı’nın uygulamaya konulmasıyla, gayr-ı müslim Osmanlı tebaası, kendi içinde de bölünmeler yaşadı. Meselâ Rumlar, Yahûdî ve Ermenilerle aynı statüde olmayı hakâret saydılar. Aynı bakış açısı, başka gayr-ı müslim cemaatlerde de vardı. Dolayısıyla; Islahat Fermânı, devlete sâdık bir vatandaş kitlesi hayâli ile ilân edilmişken, gelinen noktada, Osmanlı Devleti’nden kopmayı bekleyen cemaat yapıları ortaya çıkmıştı.

Gayr-ı müslim vakıf mallarının şahıslara satılması, Avrupa devletlerinin Türkiye’deki sefârethânelerinde özel mahkemeler teşkîli ve gerektiğinde Müslüman sanıkların da buralarda muhâkemesi, Türk mâliye teşkilâtının yabancı müfettişlerce teftişi, ecnebîlere Türkiye’de mülk edinebilme hakkının tanınması gibi, hepsi de imtiyaz olan Islahat Fermânı uygulamaları, günümüzde yaşanan bâzı gelişmeler ne kadar da benziyor.

Islahat Fermânı’nın kademe kademe tatbîki, Osmanlı Devleti’ni adım adım târihten sildi. Açılım programının safahâtı neler gösterecek? Bekleyelim, görelim. Târihin tekerrürü ile “ibret” alabilme kâbiliyeti, ters köşelerde oturuyorlar.