1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Tenzile Rüstemhanlı Diyor ki?:“Her Milliyetçi, Türkçü Değild...

Hüseyin Adıgüzel
Röportaj :

1990 yılında başladığımız Türk dünyası maceramızı 2000 yılında noktaladık. On uzun yıl, iç içe olduğumuz, idealleri paylaştığımız yüzlerce insanla dostluklar kurduk. Bir kısmını “Azatlığın Köşe Taşları” isimli kitabımızla Türkiye Türklerine tanıtmaya çalıştık. O kitabımıza çeşitli nedenlerle alamadığımız ama içimizde bir ukde olarak kalan Tenzile Rüstemhanlı’yı bir gün mutlaka tanıtmayı istiyordum. Nasip bugüne imiş.

Tenzile Yolcu kızı Rüstemhanlı 28.11.1960 tarihinde bugün Ermenistan’da kalan Amasiya kasabasının Azizbeyov köyünde dünyaya gelmiş. Dedeleri olan Cafer ve Meşhedi Muharrem. Türkiye’de akrabaları olduğu için Sovyet hâkimiyetinin ilk yıllarında, hışma uğramış, dede Cafer Bey, tutuklanarak hapsedilmiş ve sürgüne gönderilmiş. Ninesinin babası Meşhedi Muharrem ise, baskılara dayanamayarak, ailesi ile birlikte Türkiye’ye göç etmiş, Kars’a yerleşmiştir.

Meşhedi Muharrem’in kızı Şahnisebeyim, Cafer Beyin hanımı, Tenzile Hanımın da baba annesidir. Annesinin babası Ali Bey, Irevan şehrinin Zengibasar bölgesinin beylerindendir. Büyük babası Cafer Bey” Türkiye’nin adamı” suçlaması ile 1939’da tutuklanmış, 1942’de hapiste iken Gürcistan’ın Sadahlı şehrinde ölmüştür. Annesinin babası Ali Bey, 1937 yılında Stalin’in meşhur temizlik hareketinde bey olduğu için kurşuna dizilerek idam edilmiştir.

Babası ve annesi uzun müddet Ermenistan’da yaşamış, artan baskılara dayanamayarak Azerbaycan’ın Balahan şehrine göç etmişler. Tenzile Hanım orta mektebi Balakan’da bitirmiş. Yüksek tahsilini Sovyet Ticaret Meslek Lisesi’nde tamamlayan Tenzile Hanım, daha sonra hem çalışmış hem de Moskova Kooperatif Enstitüsünü bitirmiştir. 1980 yılından beri “Azerittifak” (Azerbaycan Kooperatifler Bakanlığı) ta çalışmaktadır. 1992 yılında Azerittifak yönetim kurulu üyesi olmuş ve başkanın birinci yardımcılığına getirilmiştir. Hâlen bu görevine devam etmektedir.

Türk Dünyası Birliği’nin yılmaz savunucularından olan Tenzile Rüstemhanlı, 1995 yılında Azerî-Türk Kadınlar Birliği’ni kurmuştur. Hâlen bu birliğin genel başkanlığını yürüten Tenzile Hanım, Azerbaycan’ın ünlü şairi, siyaset ve fikir adamı Sabir Rüstemhanlı ile evlidir. İki çocuk sahibidir.

TENZİLE RÜSTEMHANLI İLE SOHBET

H.A: -Tenzile Hanım, çok kutlu bir yolda mücadele ediyorsunuz. Ama bu yol kutlu olduğu kadar çetinlikler ile de doludur. Sizi bir hanım olarak bu çileli, çetinlikler dolu yola iten sebep nedir? Siz ne zamandan beri bu yolun içindesiniz? Bu yola nasıl girdiniz?

T.R: - Müsaadenizle sorularınıza sondan başlayarak cevap vermek istiyorum. Daha küçük bir çocukken, anneannem bana, eşinin Ruslar tarafından niçin ve nasıl öldürüldüğünü anlatır. “Tenzile, dedeni Türk olduğu için güllelediler. Sen onun torunusun, Türk kızısın. Türklük için çalış, uğraş. Milletinin azatlığını iste”. derdi. Onun yıllar süren bu telkinleri, yıllarca mekteplerde öğretilen aksi ideolojilerin tesirini silip atmış ki, ben bir Türk milliyetçisi olmuşum. Yıllar boyu, dedeme ve milletime yapılanların acısı ve kini ile büyüdüm. Sovyetlerin hiçbir telkini bana tesir edemedi. İçimdeki yangını dışa vuracak fırsat 1988 yılında ortaya çıktı. İlk ortaya çıkanlardan biri benim. Ve o güne kadar sessizce sürdürdüğüm mücadelemi, o günden itibaren yüksek sesle ifade etmeye başladım. Azerbaycan Azatlık Harekâtı’nın üyesi oldum. Bu mücadele hâlen devam ediyor. Ben, milletimin bir askeriyim. Onun emrinde çalışıyorum. Bayan olmamın, mücadele içinde bana ne yararı, ne de zararı dokundu. Fakat bayanlar arasında daha kolay çalışma imkânını bu sayede bulduğumu söyleyebilirim.

Ben, içinde yürüdüğüm yolun çetinliğine, sıkıntılarına kendim talip oldum. Milletimin durumu, sıkıntıları, onların dinmez acıları, beni bu yola götüren en önemli sebeptir. Ama anneannemin telkinlerini asla unutamam.

H.A: -Tenzile Hanım, Türkçü olduğunuzu söylüyorsunuz. Size göre “Türkçülük” nedir?

T.R: -Milletini en derin duygularla sevmek, milletin uğrunda fedakârlık yapmak milliyetçiliktir. Ama her milliyetçi Türkçü değildir. Çünkü, Türkçülük, milliyetçiliği siyasî alana taşımak, siyasî alanda mücadele etmektir. Bunu yapmazsan milliyetçi olabilirsin, ama Türkçü olamazsın.

H.A: -Milliyetçiliği siyasî alana taşımak, sözünü biraz açar mısınız?

T.R: -Milliyetçiliği siyasî alana taşımak, milliyetçi iktidarı kurmak için çalışmak demektir. Devlete hâkim olan kadroların hepsinin milliyetçi olmasını istemektir. Ben inanıyorum ki, o zaman millet refah ve huzuru bulacaktır.

H.A: -Anladığım kadarıyla, Türkçülük, siyaset yaparak, iktidarı ele geçirmeye çalışmak ve iktidar olmaktır. Doğru mu?

T.R: -Evet. Tam tamamına öyle. Bir kenarda oturup, etliye sütlüye karışmadan Türkçü olunmaz. Milliyetçi olunabilir. Milletini seversin, ama mücadele etmezsin. Bu bana göre sadece milliyetçiliktir. Bu sadece mensup olduğun milleti tanımak ve sevmektir. Ama Türkçülük, harekettir, çalışmaktır, Türklerin iktidarını kurma çalışmasıdır.

H.A: -Bu açıklamanızdan sonra, size şöyle bir sorum olacak. Türk dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Size göre Türk dünyasında Türkler iktidarda mı?

T.R: -Bir kere baştan söyleyeyim. Azerbaycan hakkında konuşmak istemiyorum1. Çünkü siz burayı benden iyi biliyorsunuz. Gelelim diğer Türk cumhuriyetlerine, hiçbirinin başında, benim düşündüğüm ölçülere uyan Türk yok. Bunlar aslında kimliğini kaybetmiş insanlar. Tipik Sovyet insanları. Ne milliyetleri var, ne de dinleri. Bunların yönetici olarak atadığı insanlar da onlardan farklı değil. Şu anda Türkiye’de iktidarın bir hissesine sahip olan MHP yöneticilerini diğerlerinden ayırıyorum. Burada da her şeyde olduğu gibi Türkiye bize örnek oluyor. Onların başarmasını gönülden istiyorum. Çünkü onlar, Türkiye’de başarılı olurlarsa, bize de yol açılacaktır. Devlet Beyle görüşebilsem, bunları ona anlatacağım. Başarılarının tesirinin ne kadar büyük olacağını anlatacağım.

Şimdi, bakın ne var? Yöneticileri Türk olmayan, Rus dilli olan Türk cumhuriyetleri. Bu büyük bir çelişki. Böyle bir çelişkiyi bu millet kabullenmemeli. Onların gitmesi için demokratik yollarla mücadele etmeli. Yani Türkçülük yapmalı. Milleti iktidara taşımanın çalışması yapılmalı. Ama görüyorsunuz, hiçbir kıpırdanma yok. Neden yok? Çünkü Türk olmayan yöneticiler halkı büyük bir baskıya almışlar. Stalin zamanından kalma korkuyu yine ön plâna çıkarmışlar. Baskı, terör, yıldırma, işten atma, korkunun önemli sebepleri. Bu korkuyu ortadan kaldırmadan, Türkçülerin iktidar olmasını beklememek gerekir. Halkın iktidarı olmadıkları için, kendi isteklerine uygun bir şekilde devleti yönetiyorlar. Bakınız Türkmenistan başçısı Safar Murat Niyazov, Hazar petrolleri meselesinde Rusya ile birlikte hareket ediyor. Azerbaycan’ı ve Kazakistan’ı elinin tersiyle itiyor. Bu bir Türk cumhuriyeti cumhurbaşkanına yakışan bir hareket mi?

H.A: -Peki bu durum nasıl değişecek? Ne yapmak gerekiyor?

T.R: -Çok zor bir iş olduğunu benden iyi biliyorsunuz. Siz bu insanları gayet iyi tanıyorsunuz. Bu yüzden öncelikle zaman gerekiyor. Bu zaman içinde yılgınlığa düşmemek gerekiyor. Sabır gerekiyor. Durmadan çalışmak gerekiyor. İnsanların üzerindeki korkuyu yenmek, yok etmek gerekiyor. Bunlar yapılabilirse, başarı olur. Bunun için bu işte sağlam iradeli, dayanıklı, çalışkan, fedakâr insanlar olmalı. Bunları iyi yetiştirmek, geliştirmek şart. Çünkü insanlar kazanacakları özgürlüğü, hakları bilirlerse, bunlar için mücadele ederler.

H.A: -Tenzile Hanım, biraz da İran’dan, Güney Azerbaycan’dan söz açalım. Orada hangi Türk boyları yaşıyor? Sayıları ne kadar? Baskılar var mı? Neler oluyor orada?

T.R: -Güney Azerbaycan içimizde onulmaz bir yara. Rusya ile İran bir araya gelmişler, Türk yurdunu 1828 Türkmençayı Anlaşması ile aralarında pay etmişler. Kuzey hisse Rusya’ya, Güney hisse İran’a gitmiş. Bu anlaşmada biz yokuz, ama ülkemizi paylaşmışlar. Taraf olmadığımız bir anlaşmayı tanımadığımızı ilân etme vakti geldi. Bir kıvılcım çakarsak, iş gelişir.

Güney Azerbaycan’da genel olarak Azerbaycan Türkleri yaşıyor. İran’ın bütününde, Azerbaycan, Kaşgay, Kaçar, Şahsever Türkleri ile Türkmenler var. Sayıları 32 milyondan fazla. Bu İran’ın nüfusunun % 50’sinden çok. Ama bunlar maalesef hiçbir hakka sahip değiller. Ana dilleri ile konuşamıyorlar, eğitim alamıyorlar, parlâmentoya giremiyorlar, örf, âdet ve geleneklerini öğrenemiyorlar, kültürleri, medeniyetleri yok ediliyor.

Bu baskılara çeşitli dönemlerde Sattar Han, Şeyh Mehmet Hiyabanî, Cemil Pişevarî gibi Azerî Türkleri karşı çıktılar. İran, bu karşı durmaları silâhla bastırdı. Şimdi Urmiyeli Mehmetali Çöhreganlı adında bir Azerî Türkü demokrasiyi savunuyor. Halkının insan gibi yaşaması için çarpışıyor. Ona destek vermek gerekir. Yalnız olmadığını anlamalı. O şimdi ”Güney Azerbaycan Millî Uyanış” hareketinin başkanı. Avrupa’yı Amerika’yı, Almanya’yı, Türkiye’yi dolaşıyor. Mücadelesini anlatıyor. İnşallah, Allah’ın yardımıyla işi başaracak. Azerbaycan’ın birliğinin daha sonra düşünülmesi gereken bir olay olduğunu zannediyorum. Çöhreganlı da böyle düşünüyor. Önce demokratik insan hakları.”

H.A: -Gelelim, sizin liderliğiniz altındaki Azerî-Türk Kadınlar Birliği’ne. Böyle bir cemiyeti niçin kurdunuz? Amacımız ne? Neler yapıyorsunuz?

T.R: -Azerî-Türk Kadınlar Birliği, 1995 yılında kuruldu. on binden fazla üyesi var. Tüm Azerbaycan’da teşkilâtını kurmuştur. Amacını; Türkçülük ideallerini yaymak ve geliştirmek, kadınların siyasî ve sosyal hayata faal iştirakini sağlamak, Türk dünyası kadınları ile ortaklaşa çalışmalar yapmak olarak anlatabilirim.

Kadınların toplumdaki rolü hiç kimse tarafından inkâr edilemez. Ama Türk dünyasında kadın hiçbir zaman, bilhassa Sovyet döneminde hak ettiği yeri alamamıştır. Biz bunu değiştirmek, aileler ile bire bir görüşmeler yaparak milletimiz için çalışmak amacıyla kurduk bu birliği. Hâlen en geniş şekilde çalışmalar yapıyoruz.

Millî ve dinî günlerimizi, büyük kahramanlarımızı anıyor ve kutluyoruz. Konferanslar tertipliyoruz. Paneller düzenliyoruz. Hâdiseler karşısında görüşlerimizi açıklıyoruz. Türk çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek üzere, ana ve çocuk sağlığı ve eğitimi üzerine çalışmalar yapıyoruz. Diğer Türk halkları ile alâkalar kuruyoruz. Meselâ, 2000 yılında sizin önderliğinizle düzenlenen “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Günleri” ne faal olarak iştirak etmiştik. Sizden sonra biz bunu devam ettirdik. Şimdi Azerî-Türk Kuzey Kıbrıs Kadınları Konseyini kurmaya çalışıyoruz. Rauf Denktaş Bey, bize büyük destek veriyor. Bu tür çalışmaları geliştirecek ve genişleteceğiz. Böylece Türk kadınları arasında dostluk, kardeşlik ve işbirliğini kuracağız. İnsanlarımızı “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarı altında birleştirmeye çalışacağız.

Bütün çalışmalarımızın gayesi açık ve tektir: Türk milletinin her insanının hür ve mutlu yaşaması. Bunun için çalışıyoruz. Çalışmaya kanımızın son damlasına kadar devam edeceğiz.

H.A: -Tenzile Hanım, vaktinizi aldım. Sorularıma içtenlikle, açık ve sade cevaplar verdiniz. Size teşekkür ederim. Sağolun.

T.R: -Aslında siz bana bu imkânı verdiniz. Beni okuyucularınızla tanış eylediniz. Bu bakımdan ben teşekkür ederim. Türkiye’ye çoklu selâmlar ve sevgiler. Sağolun.