1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Tarihte Bu Ay

Oğuz Çetinoğlu
Kapağan Kağan Öldü

(22 Temmuz 716)

22 Temmuz 716: Göktürk Devleti hâkanlarından Kapağan Kağan öldü. Doğum tarihi bilinmiyor.

Çinlilerle ve Kırgızlarla yaptığı savaşları kazandı, ülkesinin topraklarını genişletti. Veziri Tonyukuk, yeğeni Bilge Kağan’ın döneminde de vezirlik ve danışmanlık yaptı. Oğuz boylarından Bayırkular’ın tuzağına düştükten sonra öldürüldü. Göktürk Devleti’ni 682 yılında kuran ağabeyi Kutluk Kağan’ın ölümü üzerine 692 yılında Göktürk Hâkanı oldu. 24 yıl hüküm sürdü. Onun önderliğinde Göktürk Devleti batıda Mâverâünnehr olarak anılan Batı Türkistan’ı, doğuda Çin topralarının bir bölümünü aldı. O’nun asıl hedefi Tang Hânedânı’nın hâkimiyeti altındaki eski Türk topraklarını ve Türklerin oturduğu Çin eyâletlerini almak, Çin’in Göktürk Devleti’ne uzak bölgelerinde oturan Türklerin de kendi ülkesine yerleşmesini sağlamaktı. Kapağan Kağan, Çin kaynaklarında kendisinden korku ile söz edilen bir kişidir. Dış siyasette ve askerî komuta konularında başarılı olmakla birlikte, iç yönetimde aşırı sertliği sebebiyle hoşnutsuzluklara ve isyanlara sebebiyet verdi. İç karışıklıklarda Çin entrikalarının da rolü olmuştu.

716 yılında Türk boylarından Bayırkular yeniden isyan etmişlerdi. Kapağan Kağan bu isyânı da çok sert bir şekilde bastırdı. Zafer sarhoşluğu içerisinde ihtiyatsız bir şekilde savaş alanından ayrılırken, sağ kalan Bayırkuların saldırısına uğradı ve öldürüldü. Kapağan Kağan’ın kesik başının Çin sarayına götürülmesinden anlaşıldığına göre bu olayda da Çin entrikası vardı.

Göktürk Devleti

Dünya tarihinde, Türk adının ilk defa resmî devlet adı olarak kabul edenler Göktürklerdir. Göktürklerin doğuşuna ait efsanelere ve Ergenekon Destanı’na göre Türklerin tarih sahnesine çı ıkışı ile ilgili olarak başvurulabilecek tek kaynak olan Çin belgelerinde üç efsane vardır. Aslında bu efsanelerin hemen hemen aynısı M.Ö. 119’da Hunlar tarafından büyük bir yenilgiye uğratılan Wu-sunlar için söylenir. En yaygın olarak bilinen efsane şöyle anlatılır:

Göktürklerin ilk ataları Hsi-Hai olarak anılan Batı Denizi’nin kıyılarında oturuyorlardı. Lin adlı bir ülke halkı tarafından; kadınları, erkekleri, büyüklü-küçüklü bütün insanları yok edilmişlerdi. Yalnızca bir çocuğa acımışlar ve onu öldürmekten vazgeçmişlerdi. Bununla beraber onun da kol ve bacaklarını kesip, büyük bir bataklığın içindeki otlar arasına atmışlardı. Bu sırada dişi bir kurt peyda olmuş ve ona her gün et ve yiyecek getirmişti. Çocuk da bunları yemek suretiyle kendine gelmiş ve ölmemişti. Bir müddet sonra çocukla kurt, karı koca hayatı yaşamaya başlamışlar ve kurt da çocuktan gebe kalmıştı. Türklerin eski düşmanı Lin Devleti Hükümdârı, çocuğun hâlâ yaşadığını duyunca hemen kendi adamlarını göndererek, hem çocuğu hem de kurdu öldürmelerini emretmişti. Askerler kurdu öldürmek için geldikleri zaman, kurt onların gelişinden daha önce haberdar olmuş ve kaçmıştı. Çünkü kurdun kutsal ruhlarla ilgisi vardı. Buradan kaçan kurt, Batı Denizi’nin doğusundaki bir dağa gitmişti. Bu dağ, Çinlilerin Kao-ch’ang olarak isimlendirdikleri Turfan’ın kuzey-batısında bulunuyordu. Bu dağın altında da çok derin bir mağara vardı. Kurt, hemen bu mağaranın içine girmişti. Bu mağaranın ortasında büyük bir ova vardı. Bu ova, baştan başa ot ve çayırlıklarla kaplı idi. Ovanın çevresi de 200 milden fazla idi. Kurt, burada on tane erkek çocuk doğurdu. Göktürk Devleti’ni kuran Aşina ailesi, bu çocuklardan birinin soyundan geliyordu.

Efsanede Türklerin yaşadığı ve göç ettiği yer olarak gösterilen Batı Denizi, kimi tarihçilere göre Turfan’ın kuzey batısında yer alan Balkaş veya Aral Gölü veya Hazar Denizi olarak belirtilirken, kimi tarihçilere göre de Isık Göl’dür. Isık Göl ve civarı, Kırgızların millî destan kahramanı olan Manas’ın da yaşadığı bir bölgedir. Ancak burada önemli olan çıkış, türeyiş efsanesinin, Göktürklerin Ergenekon Destanı’nın ilk şekli olmasıdır. Bütün Türk boylarında derin izler bırakan bu destan, içinde tarihî olayları barındırması bakımından da dikkate değerdir Destan özetle şöyledir:

Türk illerinde Göktürk oku ulaşmayan, Göktürk kolu yetmeyen bir yer yoktu. Bütün kavimler birleşerek Göktürklerden öç almaya yürüdüler. Türkler çadırlarını, sürülerini bir yere topladılar. Çevresine hendek kazdılar, beklediler. Düşman geldi. Vuruş başladı. On gün vuruştular, Göktürkler üstün geldi. Düşman, Türkleri er meydanında yenemeyeceklerini anladığından hileye başvurdu ve Göktürkleri gafil avlayıp, çadırlarını bastı. Büyük bir katliam gerçekleştirdiler. İl Han’ın küçük oğlu Kayan (Kıyan) ve yeğeni Tukuz (Negüz) kadınlarıyla birlikte düşmanın elinden kaçtı ve onların bulamayacağı bir yere, Ergenekon veya Sarp Dağ Beli denilen yere geldiler. Burası geçit vermez, sarp dağlarla çevrili orta yeri düz, verimli bir ova idi. Burada bir müddet sonra nüfusları gittikçe çoğaldığında, birbirine akraba, ayrı ayrı obalar oluşturdular. Nihayet dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri Ergenekon’a sığamaz oldu. Kurultay toplayıp, Ergenekon’dan çıkma kararına vardılar. Çıkış için tek bir geçit vardı. Fakat burası da demirdendi. Bir demirci ustasının fikriyle demir dağ büyük bir ateş yakılıp, devasa körüklerle harlandırılarak eritildi. Nihayet, Börteçene (Bozkurt) adlı bir başbuğun liderliğinde, Türkler Ergenekon’dan çıkıp bütün dünyaya yayıldılar.

Özetlenen bu destan, İlhanlı tarihçisi Reşideddin tarafından nakledilirken, araya Moğollar da serpiştirilerek, büyük ölçüde tahrif edilmiştir. Ancak destanda geçen motifler ve çağrıştırdıkları olaylar, destanın Göktürklere ait türeyiş efsanelerinin tekâmül etmiş hâli olduğunu açıkça göstermektedir. Nitekim Börteçene, Göktürklerin soylarını dayandırdıkları Asena gibi mübârek ve yol gösteren bir kurttur. Hun birliği dağıldıktan sonra, destanın girişinde belirtildiği gibi, Türkler Altay Dağları civarına çekilmişler ve bir müddet Juan-Juanlar’ın hâkimiyeti altında yaşamışlardır. Demircilikte ileri giden Göktürkler, Juan-Juan hükümdarının: “Sizler demircilikle uğraşan kölelerimsiniz!” Diye aşağılamalarını hazmedemeyerek, onlara savaş açmışlar ve yaklaşık dört yüz yıl süren suskunluktan sonra, 545 yılında büyük bir zafer kazanarak istiklâllerinin temelini atmışlardır. Reşideddin’in de Camiü’t-Tevarih’te yazdığı üzere, Ergenekon’dan çıkış, bir bayram olarak kutlanmış, önce Türk Kağanı, ardından beyler, bir parça demiri ateşe salıp kızdırdıktan sonra, örs üstünde çekiçleyerek Ergenekon’u Türk geleneğinde canlı tutmuşlardır.

Göktürk hükümdarlık ailesi Aşına soyundan gelmekteydi. Yukarıda ifade ettiğimiz efsanelere göre Aşına soyu dişi bir kurttan türemişti ve bu inanış sebebiyle de Göktürk Devleti’nin alâmeti, altından kurt başlı sancak olmuştur. Ergenekon Efsânesi, Hun Devleti’nin yıkılmasından sonra, Türklerin yaşadığı zorlukları anlatmaktadır. Dolayısıyla, tarihte yaşanmış olaylar; Göktürklerin, Hun Devleti’nin bir devamı olarak ortaya çıktıklarının bir delilidir. Nitekim devlet yapılanmasının Hunlarla aynı olması da bu fikri kuvvetlendirir.