1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

TARİHTE BU AY: İsmail Hâmi Danişmend Öldü

Oğuz Çetinoğlu
12 Nisan 1967: Türk-İslâm ve Osmanlı tarihçisi ve fikir adamı İsmail Hâmi Danişmend İstanbul’da öldü. Doğumu: Merzifon, 1892.

Anadolu’daki Dânişmendoğulları Beyliği’nin kurucusu Dânişmend Gazi soyundan gelmektedir. Babası Cebeligarbî mutasarrıfı Emir Mehmet Kâmil Bey’dir. Özel bir eğitim görüp Şam İdadîsi’nden mezun olduktan sonra İstanbul’a gelerek, günümüzde Siyasal Bilgiler Fakültesi olarak bilinen Mekteb-i Mülkiye’ye girdi. Buradan mezun olunca Hariciye Nezâreti’nde kâtip olarak göreve başladı.

Mizacı memuriyet ile bağdaşmadığı için kısa süre içerisinde görevden ayrıldı ise de 1912’de Maliye Yüksek Okulu’nda Yakınçağ Tarihi hocalığına tâyin edildi. Ertesi yıl, Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Şubesi’nde Dinler Tarihi müderrisliğine (profesörlüğüne) getirildi. Aynı yıl, Mekteb-i Mülkiye’ye, siyâsî ve medenî tarih hocası olarak geçiş yaptı. 1914’te, Bağdat Mekteb-i Hukuk Müdürlüğü’ne nakledildi. Birinci dünya Savaşı sonunda Bağdat’ın elimizden çıkmasına kadar burada kaldı.

Savaştan sonra İstanbul’ a dönen İsmail Hâmi Danişmend, Mustafa Kemal Paşa’nın desteği ile yayınlanan Minber gazetesinde yazılar yazdı. Minber’in kapanmasından sonra, kendi imkânlarıyla Memleket Gazetesi’ni çıkarmaya başladı. Gazete, 1919 yılının Şubat ayından Ağustos ayına kadar günlük olarak yayınlandı. Başyazarı ve sorumlu müdürü olduğu gazetede, tam bağımsızlığı savunan ve milliyetçiliği teşvik eden ateşli yazılar onun imzasını taşıyordu. Bu yazılarla, Mütâreke döneminin karanlık günlerinde, İstanbul’da bir ümit ışığı oldu. Mütareke aleyhindeki yazıları sebebiyle İtilâf Devletleri baskı yaptı ve hükümet bu baskılara boyun eğerek gazeteyi kapattı. Bir müddet gizli olarak yayınlandı ise de fazla uzun ömürlü olamadı.

Hükûmet yeni baskılar sebebiyle İsmail Hâmi Danişmend’i tevkif kararı aldı. Bunun üzerine Danişmend, Anadolu’ya geçerek 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’ne İstanbul delegesi olarak katıldı. Kongrede, divan katipliği, genel sekreterlik ve istihbarat şubesi şefliği görevlerini üstlendi. Aynı zamanda Sivas’ta yayınlanmaya başlayan İrâde-i Milliyet Gazetesi’nin başyazarı idi.

Bu sırada İsmail Hâmi Bey’in fikriyatında beklenmeyen bir değişiklik oldu. Türkiye’nin, Amerika’nın himâyesine girmesinin daha uygun olacağını iddia ediyordu. Bu mümkün olmadığı takdirde ise Millî Mücâdele’ye devamdan yana idi. Üç arkadaşı ile birlikte kongreye sunduğu önergede şöyle diyordu: “Devlet gelirleri, ancak borçların faizini ödeyebilecek kadardır. Mutlaka dışarıdan yardım alınması gerekir. Bunun için en uygun ülke Amerika’dır. Manda kavramından değil de adından korkup reddedenler gerçeği göremiyorlar.” Bu görüşler kongrede olumsuz tepkilerle karşılandı.

Milli Mücadele’nin kazanılmısından sonra resmî görev almadı. Tarih araştırmalarına yöneldi. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Türk ve İslâm tarihini, Türkçü bir ana fikre bağlı olarak inceledi. 1 Nisan 1939’da yayına başlayan Türklük Mecmuası’nın başyazarı olarak yazdığı makaleler, tarih ve edebiyat açısından çok önemlidir.

Arapça, Farsça ve Fransızca’yı çok iyi bilen, Almanca, Lâtince ve Sümerce’yi de okuyup anlayabilen İsmail Hâmi Danişmend, kültürlü ve sıkı bir Türk milliyetçisi idi. Öldüğünde, İstanbul’daki Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Hayatı boyunca binlerce makale ve otuz adet kitap yazdı.

Eserlerinden bâzıları: Fransızca – Türkçe Resimli Büyük Dil Kılavuzu (1935), İzahlı Osmanlı Târihi Kronolojisi (1947), Garp Membalarına Göre Eski Türk Seciye ve Ahlâkı (1961), Garp İliminin Kur’ân-ı Kerim Hayranlığı (1967), Sümer Türk Dil Birliği (1967), Târihî Hakikatler (1979). Türkler ve Müslümanlık (1959) Bu kitapta Türk ırkının neden Müslüman olduğu sorusuna cevaplar vermektedir. İzahlı İslâm Tarihi Kronolojisi (1960), Garp Membalarına Gore Garp İliminin Kur’ân-ı Kerim Hayranlığı (1967). Eserde, İslâmiyet ve Kur’an-ı Kerim ile ilgili olarak Batılıların öne sürdüğü haksız isnat ve iftiralara cevap verilmekte, İslâm Dini ve Kur’an-ı Kerim’in yüceliği, batı kaynaklarından hareketle ortaya konulmaktadır. İstanbul’un Fethinin İnsânî ve Medenî Kıymeti (1953), Ali Suâvi’nin Türkçülüğü (1942).