1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Suçlu Kimdir? (II)

Ali Fikret Atun
Yüz seksen yılı aşkın bir zamandan beri Kıbrıs'ta "ENOSİS"i gerçekleştirmek için uğraş veren Rum-Yunan ikilisinin yanlış politikaları, uzlaşmaz tutumu ve liderlerinin beceriksizliği yüzünden ada halkı-Türk ve Rum toplumları ile Ermeni, Yahudi, Maronit gibi azınlıklar- çok acı çekmiş ve felâketler yaşamıştır. Bu bakımdan, Kıbrıs'ta çekilen acıların ve yaşanan felâketlerin yegâne suçlusu ve sorumlusu Makarios ile Yunanistan'dır.

Kıbrıs'ın cumhurbaşkanı olarak Makarios, 1963 yılında, darbe niteliğinde bir hareketle ve silâh zoru ile "ORTAKLIK CUMHURİYETİ DEVLETİ"nin makamlarına yerleşirken; bir taraftan da, Kıbrıs Türk halkını ortadan kaldıracak plânlar yapıyor; devlet organlarını suç işlemeye teşvik ediyor; onlara, Zürih-Londra Antlaşmaları ile Kıbrıs Anayasası'nı çiğneyerek Türk köylerine karşı silâhlı saldırılar düzenlemeleri için emirler veriyor; Türklere karşı işlenen cinayetlere göz yumuyordu. Ayrıca Makarios, Türk halkına karşı başlattığı silâhlı saldırıların yanı sıra onlara karşı, devlet terörü de dahil olduğu hâlde, ekonomik ambargo uygulama, siyasî oyunlar oynama, entrika çevirme, yıkıcı bölücü faaliyetlerde bulunma, yasaklamalar, cezalandırmalar, Türklerle her türlü iş birliğinden vaz geçme ve benzeri tedbirleri hayata geçirmede en ufak bir tereddüt göstermemiştir. Denilebilir ki Makarios, Yunanistan, Rusya ve Çekoslovakya'dan temin ettiği silâhları Rumlara dağıtarak onları, isteseler de, istemeseler de Kıbrıs Türk halkına karşı başlattığı yok etme harekâtına ve Türklere reva gördüğü vahşete ortak etmişti. Bu şekilde Makarios, yasa dışı yollardan ve gizlice Kıbrıs'a sızan Yunan birliklerinin desteğinde Kıbrıs Türkünü 20 Temmuz 1974 tarihine kadar inim inim inletmiş; onların en temel insan hakları ile uluslararası antlaşmalardan doğan hukukunu ayaklar altına almıştı. Üzülerek belirtmek isteriz ki, dünya devletleri ve özellikle de Avrupa Birliği, Makarios'un Kıbrıs'ta Türk halkına yaptığı zulme, işlediği cinayetlere, sergilediği vahşete seyirci kalmış ve bunun da ötesinde Rum-Yunan ikilisine arka çıkmış ve hâlâ çıkmaktadır.

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir devlet başkanı, ülkesinde yaşaşan vatandaşlarına Makarios kadar zarar vermemiş ve zulmetmemiştir. Özetle diyebiliriz ki; Kıbrıs'ta yaşanan felâketlerin, çekilen acıların, yaratılan huzursuzlukların, dökülen kanların hepsi Makarios'un Başpiskoposluğa seçilmesinden sonra başlamış; Cumhurbaşkanlığı döneminde şiddetlenerek devam etmiştir.

Asırlar öncesi, İslâm'ın dört halifesinden biri olan Hazreti Ebubekir: "ZULÜM, AHDİ BOZMAK VE HİLE ETMEK, SAHİBİNİN ALEYHİNE NETİCE VERİR". demişti. Makarios, Kıbrıs'ta hileli bir politika izlemiş, ahde vefa göstermemiş ve Türk toplumu ile birlikte Rumlara da zulmetmiştir. Böyle bir durumda, Makarios ve ona her alanda destek veren Yunanistan'dan başka kimi suçlu sayabiliriz?

Rum-Yunan ikilisinin, Kıbrıs'ta yıllardan beri sergilediği vahşet boyutuna ulaşmış cinayetler, insanlığa karşı işlenmiş büyük bir suç olup, Birleşmiş Milletler Anayasası'nın ve uluslararası hukukun açık olarak ihlâl edildiğinin bir göstergesidir. Bu durum karşısında Yunanlılar ve Kıbrıs Rumları, Kıbrıs'ta yaşayan Türk halkına karşı işledikleri vahşi cinayetler ile bütün dünyanın karşısında birer "İNSAN HAKLARI MÜCRİMİ" sayılırlar.

İngiltere'nin eski Başbakanı Margaret Tha tcher'in, 27.12.1989 tarihinde Thames televizyonuna verdiği aşağıdaki beyanatı, Kıbrıs'ta 1960 antlaşmaları ile kurulan anayasal düzeni Rumların tahrip ettiklerini bütün açıklığı ile ortaya koymaktadır.

"İNGİLTERE, KIBRIS'TAN AYRILIRKEN GERİDE TÜRKLERİN VE RUMLARIN BİRLİKTE TEMSİL ETTİKLERİ BİR ANAYASA BIRAKMIŞTI. ONLAR BİR FELÂKETE DÖNÜŞTÜ... GERÇEĞİ SİZE HATIRLATMAK İSTİYORUM. KIBRIS'TA YASAL HÜKÛMETİ İLK DEFA YOK EDEN KIBRISLI RUMLAR OLMUŞTUR. KIBRIS TÜRKLERİ, ONDAN SONRA HAREKETE GEÇMİŞLERDİR. BU NEDENLE İNGİLTERE ONLARA MANİ OLACAK VE ÜLKEYİ YENİDEN BİRLEŞTİRECEK BİR DURUMDA DEĞİLDİR, ŞİMDİ YAPILACAK ŞEY, İKİ TARAF ARASINDA GÖRÜŞMELERİN YAPILMASINI SAĞLAMAK."

Şimdi bazı Rum liderleri dönüp geçmişe baktıklarında yapmış oldukları hataları ve işledikleri suçların sorumluluğunu kabul ediyorlar. Hâlihazırda Rumların Cumhurbaşkanı olan Glafkos Klerides, Türkiye'nin ahdî hukukuna dayalı olarak Kıbrıs'a askerî müdahalede bulunmasının (20 Temmuz 1974) üzerinden çok kısa bir zaman geçmişti ki, adada Rumların yapmış oldukları hataları 7 Kasım 1974 tarihinde verdiği aşağıdaki demeci ile açıkça itiraf ediyordu: "KENDİ KENDİMİZİ ALDATTIK; HAYÂL İÇİNDE YÜZDÜK VE BÜYÜK HATALAR YAPTIK."

Makarios'un ölümünden sonra, Rumlar tarafından 1974 yılında kurulan "AKEL" Komünist Partisi'nin eski kurucusu 90 yaşındaki Ploutis Servan'ın, 29 Haziran 1997 tarihinde "FİLELEFTEROS GAZETESİ"nde yayınlanan söyleşisi Makarios'un ve dolayısı ile Yunanistan'ın suçluluğunu açık bir şekilde kanıtlamaktadır.

"PLOUTİS SERVAS: SUÇLU TÜRKLER DEĞİL, MAKARİOS'TUR. EN BAŞA DÖNELİM. HER ŞEY TERS GİTTİ. ELEFTEROS VENİZELOS'UN DÜŞÜNCELERİNİN AKSİNE YANLIŞ YOL İZLEDİK. MAKARİOS'A USLU BİR ŞEKİLDE OTURMASINI SÖYLEYEN PLASTİRAS İDİ. MAKARİOS, SADECE YANLIŞ ADIM ATMAKLA KALMADIĞI VE İP ÜZERİNDE CAMBAZLIK YAPTIĞI İÇİN BUGÜN BULUNDUĞUMUZ NOKTAYA GELDİK. BÜTÜN SORUMLULUĞU TÜRKLERE YÜKLEDİK. EN BÜYÜK HATAMIZ BUDUR. LİDERLERİMİZ BUNU ANLAMAZSA, ULUSAL DÂVAYI KAYBEDECEĞİZ.

SİYASÎ LİDERLİK VE ÖZELLİKLE MAKARİOS, ZÜRİH'İ UNUTTULAR VE MAKARİOS'U İLÂHLAŞTIRMA NOKTASINA GELDİK. BANA GÖRE SUÇLU MAKARİOS VE TABİÎ EZEKİAS PAPAYUANNU'DUR."(*)

Türkiye'nin adada "ENOSİS"i önlemek ve Rum-Yunan ikilisi tarafından "ETNİK ARINDIRMAYA" tabi tutulan Türk halkını güvence altına almak üzere garantörlük hakkını kullanarak Kıbrıs'a askerî mühadalede bulunmasından kısa bir süre sonra, 22 Temmuz 1974 günü Yunanistan'dan takviye birliği taşıyan bir Yunan delta nakliye uçağı Lefkoşa üzerinde uçarken dost birliklerce açılan ateş sonucu düşüp parçalanmış ve içindeki askerler ölmüştü. Bu olaydan iki yıl sonra bir Yunanlı, düşen uçakta bulunan ve ölen oğlu için Yunan mahkemesine baş vurarak tazminat talebinde bulunmuştu. Atina mahkemesi, 1978 yılında: "DÂVACI DÂVASINDA HAKLIDIR. HAZİNEDEN TAZMİNAT ALMASI GEREKMEKTEDİR" şeklinde karar almıştı. Yunanistan Ekonomi Bakanlığı, tazminatı ödememek için karara karşı çıkarak Temyiz Mahkemesine baş vurmuş ve kararın bozulmasını istemişti. Bunun üzerine Temyiz Mahkemesi, Kıbrıs'a yapılan askerî müdahaleden dolayı Türkiye'yi değil, Yunanistan'ı suçlu bulan 21 Mart 1979 gün ve 2658/79 sayılı aşağıda özeti yazılı kararı almıştır:

"TÜRK ORDUSUNUN KIBRIS'A MÜDAHALESİ NORMALDİR. SUÇ YUNAN SUBAYLARINA AİTTİR."(*)

Yunan Temyiz Mahkemesi'nin aldığı bu karar Türkiye'nin Kıbrıs'a yaptığı askerî müdahaleden açıkca ve doğrudan doğruya Yunanistan'ı sorumlu tutmuştur.

Şimdi, Rum-Yunan ikilisi geçmişte olduğu gibi, Kıbrıs meselesinde Türkiye, İngiltere ve Yunanistan'ın hatalar yaptığını; sorunun bu boyuta ulaşmasında tarafların derece derece suçlu bulunduğunu; fakat kimin daha fazla suç işlediğini tartışmak istemediklerini sık sık dile getirerek Kıbrıs'ta işledikleri insanlık suçlarının vebalini Türkiye'ye ve Kıbrıs Türklerine yüklemeye çalışıyorlar. Son zamanda Rum-Yunan ikilisi Kıbrıs'ta olanların sorumluluğunu bütünü ile Türkiye'ye yüklemek için Türk halkı arasında ve dünya genelinde âdeta bir psikolojik savaş başlatmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 10 mayıs 2001 tarihinde Türkiye aleyhinde almış olduğu Rum yanlısı ve gerçekleri yansıtmayan kararı Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs'ta işlediği cinayetlerin; bağımsız bağlantısız bir devleti yıkmanın ve harbe sebebiyet vermenin suçluluğundan kurtulmak; Türkiye'yi ve Kıbrıs Türk halkını suçlu durumuna düşürmek için oynadığı çirkin bir siyasî oyundur. Üzülerek diyebiliriz ki AİHM, Rum-Yunan ikilisinin bu oyununa âlet olmuştur.

Yunanistan, bugün üzüntü ile izlediğimiz bu çirkin oyunları geçmişte Osmanlı İmpataroluğu'na karşı defalarca oynamış ve başarmıştır... Bunlardan bir tanesi Yunanistan'ın bütün imkânlarını seferber ederek Sisam adasındaki Rumları Mart 1822 yılında, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ayaklandırmasıdır. Osmanlı ordusunun isyanı bastırmak üzere harekâta başlaması üzerine Yunanistan, Avrupa ülkelerine akla gelmedik yalan, yanlış, uydurma haberler yaymış; Türklerin adada yaşayan 20.000 Rum'u öldürdüklerini ve 20.000 Rum'u da herbiri bir dolardan köle olarak sattıklarını iddia etmiş(**); Osmanlı Ordusu'nun ada halkına türlü eziyetler yaptığını plânlı bir şekilde işlemeye başlamıştı.

O dönemde bir İngiliz generali, konuya ilişkin görüşlerini ve Türklerin haklılığını dünyaya anlatamamasının sebebini şu şekilde dile getirmiştir:

"SİSAM ADASI OLAYLARI, GEREK YUNANLILAR, GEREKSE YERLİ RUMLAR TARAFINDAN AVRUPA'YA PEK UYDURMA HİKÂYELER HÂLİNDE AKTARILDI. TÜRKLER İSE, YA ALEYHLERİNDE NELER SÖYLENDİĞİNİN FARKINDA OLMADIKLARINDAN VEYA SÖYLENENLERE KIYMET VERMEDİKLERİNDEN SUSTULAR. KENDİ SAVUNMALARINI YAPMAYAN TÜRKLER KOLAYCA BARBARLIK DAMGASI YEDİLER. ŞÜKREDELİM Kİ TÜRKLER, ASILSIZ YAKIŞTIRMALARA VE İSNATLARA CEVAP VERECEK YAYIN ORGANLARINDAN MAHRUMDURLAR.BÖYLECE, HRİSTİYANLIK ÂLEMİNİN NAMUSU VE ŞEREFİ LEKELENMEKTEN KURTULDU."

Kıbrıs'tan sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel'in AİHM'nin aldığı karar ilişkin "BUNLARA KARŞI KENDİMİZİ SAVUNMAK GEREĞİNİ BİLE HİSSETMİYORUZ" şeklindeki sözleri; bahse konu karar karşısında, basın yayın organları ile sivil toplum kuruluşlarının suskun kalması ve tepki göstermemesi İngiliz generalin yukarıdaki sözlerini âdeta doğrulamaktadır.

Emin Pazarcı, Akşam gazetesinin 20 Nisan 2001 günkü "TEPKİSİZ TOPLUM" başlıklı yazısında, tehlikeler karşısındaki duyarsızlığı İngiliz generalin düşüncelerine benzer bir açıdan çok güzel dile getirmiştir: "...ELİMİZDE POTANSİYEL VAR. AMA, YARARLANMAMIYORUZ. ÇÜNKÜ BU POTANSİYELİ HAREKETE GEÇİRECEK YAPIDAN YOKSUNUZ. MEDYA, MAGAZİN VE SANSASYON PEŞİNDE; SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN, ÜYELERİNİN MENFAATLERİNİ KOVALAMAKTAN BAŞKA KAYGISI YOK. AKADEMİSYENLER, KENDİ HÂLİNDE. SİYASETÇİLERİMİZ DE DÜNYADA NELER OLUP BİTTİĞİNİN FARKINDA DEĞİL.

YUVARLANIP GİDİYORUZ!

HEP AYNI TABLOYU YAŞIYORUZ:

TEHLİKE GÖZ GÖRE GÖRE GELİYOR. ÖNCE SEYREDİYORUZ, ARDINDAN, CILIZ BİR İKİ TEPKİ VERİYORUZ. SONRA YİNE SIRT ÜSTÜ YATIP GELİŞMELERİ SEYREDİYORUZ."

Sonuç:

Makarios ve Yunanistan, Kıbrıs'ta işledikleri insanlık suçları ve çiğnedikleri insan haklarının sorumluluğu ile suçluluğunu hiç kimse ile paylaşamayacakları gibi; günahlarını Türkiye'ye ve Kıbrıs Türk halkına yüklemek hakkına sahip değildir.

Rumların ve Yunanistan'ın, Kıbrıs'ta Türklere reva gördüğü mezalimin dehşet verici izleri asırlarca dimağlardan silinemeyecek kadar derindir. Türkiye ile Kıbrıs Türk halkı bu mezalimi dünyaya anlatmak için seferber olmalıdır.

Türkiye'nin haklılığını dünyaya anlatabilmesi için her şeyden önce, bu amaca dönük bir ortak millî iradeye; yurt içinde ve dünyada kamuoyunu kazanabilecek etkin bir teşkilâtlanmaya; bu konuda çok iyi hazırlanmış bir stratejiye; bu stratejinin ön gördüğü hedeflere ulaşabilmek için kısa, orta, uzun vadeli plânların hazırlanmasına; bu plânları uygulayacak bilgili, becerikli, yetenekli ve ehil bir kadroya ihtiyaç vardır. Dünya genelinde görev yapacak böyle bir örgütün ayrı bir bütçeye ihtiyaç duyacağı izahtan varestedir.

DİPNOTLARI

(*) Megali İdea: Eski Bizans İmparatorluğu'na ait toprakları ele geçirip, merkezi İstanbul (onların deyimi ile Konstantinopolis) olduğu hâlde iki kıtaya uzanan (Avrupa, Asya) ve beş denize açılan (Karadeniz, Ege Denizi, İonien Denizi, Adriyatik Denizi, Akdeniz) Grek İmparatorluğu'nu (Büyük Yunanistan'ı) kurmak olarak özetlenebilir.

(*) "ÇOK GİZLİ" gizlilik derecesi taşıyan Akritas Plânı'nın tamamı, ilk defa 21 Nisan 1967 tarihinde Patris gazetesinde yayınlanmış ve Makarios'un Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ilişkin şeytanî düşünceleri su yüzüne çıkmıştı.

(*) Türk Ajansı-(TAK); Kritik Belgeler-Aralık 1963, Ağustos 1964, General Grivas'ın Yunan Hükûmeti'ne sunduğu 2-9 Mart 1966 tarihli rapor. (s:53-74)

(*) Garanti Antlaşması: (16 Ağustos 1960)

Bir yanda Kıbrıs Cumhuriyeti ve diğer tarafta Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya Birleşik Krallığı,

I. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Anayasası'nın temel maddeleri ile kurulan ve düzenlenen bağımsızlığın, bütünlüğünün ve güvenliğinin ortak çıkarlarının bir gereği olduğunu dikkate alarak,

II. Bu anayasa ile yaratılan düzene saygı gösterilmesini sağlamak için iş birliği yapmak isteği ile şu hükümler üzerinde anlaşmışlardır.

Madde 4. Bu anlaşma hükümlerinin ihlâli durumunda Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere uyulmasını sağlamak için gerekli teşebbüs ve tedbirler konusunda istişare etmeyi taahhüt ederler.

Ortaklaşa veya antlaşmayla harekete geçmek mümkün olmuyorsa, garanti eden devletten herbirisi, bu antlaşma ile yaratılan düzeni yeniden kurmak münhasır amacı ile harekete geçmek, müdahale etmek hakkını saklı tutar.

(*) Leonida Kyrkou Athens, April 1997, Prologue to the Book title "COMMON MOTHERLAND" by Ploutis Servas.

(*) Nakleden Pembe Özocak; Kıbrıs Gerçeği; Güvenlik Kuvvetleri Derneği; Mart 2001, sayı: 43, Lefkoşa s:26-27.

(**) Bilal N. Şimşir; 1982; Ege Sorunu, Cilt II (1913-1914); Türk Tarih Kurumu Basım Evi-Ankara s: 431.