1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

SUÇ DEMOKRASİDE Mİ?

Altan Deliorman
Demokrasi nasıl bir rejim? Taraftarları iyi, karşıtları kötü diyor. Ama seçim üzeri ortalık toz dumanken herkes demokrasiden bahsediyor. Öyle anlaşılıyor ki, herkesin kafasında kendine göre bir demokrasi var. Böyle olunca da ortak bir noktada buluşmak gittikçe güçleşiyor.

Bir kere öncelikleri sayalım: Demokraside, hukuk adamları, özellikle savcılar, iktidarın hedeflerine hizmet etmekten kaçınırlar. Onlar, hukuk anlayışına, ellerindeki kanunlara, geleneklere, içtihatlara dayanarak görevlerini yaparlar. Çünkü bilirler ki, siyasî eğilimler geçicidir, kalıcı olan adalet duygusudur. Bu duygunun örselenip hırpalanması ise toplumda derin çatlakların oluşmasına yol açar. Onları tedavi etmek uzun zamana bağlıdır.

Demokrasilerde halkın temsilcilerini yine halk seçer. Bu seçim işi, millî iradenin tecellisini en iyi kolaylaştıracak metotlarla yapılır. Yani, adayları bir partinin başındaki adam la etrafındaki birkaç kişi tayin etmez. Eğer böyle yapılırsa, aday listelerine girmek isteyenler lidere kul köle olacaklardır. Seçilseler bile, onun her emrine boyun eğeceklerdir. Sureta bir meclis ve sureta seçilmiş bir takım kimseler bulunacaktır ama aslında liderin iradesi her şeye hâkimdir. Bu da tek adam yönetimi demektir. Artık demokrasiden bahsetmek abestir. Bu kavramın içi boşaltılmış, bir kılıftan ibaret hâle getirilmiştir.

Demokrasi şeffaflık rejimidir. Halk, yani seçmen her şeyi bilip öğrenmek hakkına sahiptir. Böyle rejimlerde ihaleler gizli kapaklı yapılmaz, kime verileceği önceden belli olmaz. İhalede kazandırılanlardan “bağış” adı altında komisyon alınmaz. Bu komisyonlar iktidar partisinin seçmene dönük yatırımları için kullanılmaz. Yani halkın cebinden çıkan paralar aynı halkın gözünü boyamak uğrunda sebil edilmez.

Gerçek demokrasilerde insana ve insan haklarına saygı gösterilir. Herhangi bir kimse, kendisine isnat edilen bir suç bahanesiyle tutuklanıp aylarca, bazen bir yıldan fazla hapiste yatırılmaz, hâkim karşısına çıkarılması böyle uzun zamanlara bağlı kalmaz. Bu gibi yanlış tutumlar görülse bile, beraat eden şahsın hapiste tutulduğu süre için devlet tazminat öder. Bir daha olmaması için de tedbir alır. Gereksiz yere (buna keyfî olarak da diyebiliriz) cezaevinde alıkonmak bir insan için büyük yıkım demektir. İşinden gücünden, istirahatinden, hayâllerinden, çoluk çocuğundan uzak kalması, bir yerde çalışıyorsa işini kaybetmesi, toplum nazarında şüpheli hâle düşmesi, ailesinin geçim zorluğu çekmesi, akraba desteği yoksa o ailenin aç kalması ne demektir, başına gelmeyen bilmez. Tazminat da çekilen acıların telâfisi için yeterli değildir ama hiç olmazsa bir tesellidir. O da yoksa vay düşenin hâline!

Demokrasilerde insanların oylarını celbetmek için onlara mercimek, fasulye, bulgur, makarna dağıtılmaz, suyu akmayan yerlerde buzdolabı bağışlanmaz, temmuz sıcağında kömür verilmez. Bütün bunlar hazineden çıkan paralarla yapıldığı hâlde uygulamada bir partinin bağışıymış gibi havalar yaratılmaz. Çünkü demokrasi narindir, çabuk kırılıp incinir. Onu zedelememek gerekir.

Demokrasilerde iktidarlar türlü yollarla kendilerine “yandaş” gazeteler ve televizyon kanalları üretmez, onları besleyip desteklemez, muhalefet eden yayın organlarını susturmak için türlü çeşitli yollara başvurmaz. Bu sakıncalı tutumlar nadiren görülse bile ayıplanır, kınanır, mânen mahkûm edilir.

Bazı ülkelerde bu saydığımız ayıplı durumlar görüldüğü zaman aklı başında insanlar bile suçu demokraside bulurlar. Hâlbuki suçlu olan demokrasinin kendisi değil, yanlış uygulamalardır. Birileri çıkıp da onu dejenere edecek yollara sapıyorsa bunda demokrasinin günahı ne?