1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Sosyolojik araştırmaların yetersizliği

Gökhan Savaş
SOSYOLOJİ, toplum bilimidir. Yani, toplumsal olayları, toplumsal kurum ve kuruluşları, toplumsal ilişkileri sistematik bir biçimde inceleyen, bu incelemeleri sonucunda birtakım kuramlar geliştiren bir bilim dalıdır. Sosyolojinin bir bilim dalı hâlini alması, 18.yy’ın sonları ile 19.yy’ın ortaları arasındaki süreç içerinde gerçekleşmiştir. Auguste Comte’un önceleri “sosyal fizik” dediği; pozitif bilimlerdeki yöntemleri benimseyerek toplumsal dünyayı da açıklama, tıpkı doğa bilimlerinde olduğu gibi genel-geçer kanunlar bulma amacındaki bilim, daha sonra “sosyoloji” adı ile devam etmiştir.

Sosyoloji (toplumbilim), adından da anlaşılacağı üzere, topluma ilişkin olanın, toplumsalın bilimidir. Bu suretle, her sosyolog (toplumbilimci) kendi toplumuna ilişkin araştırmalar yapmalı, bu doğrultuda kuramlar geliştirilmelidir. Bu bağlamda sosyolojinin tarih ile de yakından ilişki kurması gerekmektedir. Şöyle ki, Türkiye’nin toplumsal yapısına ilişkin bir çalışmaya, eski Türk devletlerinin sosyo-ekonomik ve kültürel yapılarının ortaya konulmasıyla başlanmalıdır. Bilinen ilk Türk devleti olan Asya Hun İmparatorluğu’ndan başlanarak, günümüz Türkiyesi’ne kadar getirilen kapsamlı bir çalışma, hem Türk sosyo-ekonomik ve kültürel hayatının çok daha iyi anlaşılmasına, hem de günümüz gençliğinin tarih bilinci ile yetişmesine ve bu doğrultuda “millî hissin” kuvvetlenerek Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek koruyucularının oluşmasına yol açacaktır. Nitekim, Atatürk’ün, Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarını kurmasının altında yatan sebep de budur: Türk gençliğinin, öz/millî değerlerini anlaması, koruması ve bunların gelişmesi için tek bir vücud olmasını sağlamak…

Türkiye’nin toplumsal yapısına ilişkin ne yazık ki, sözünü ettiğimiz nitelikteki çalışmaların sayısı oldukça sınırlıdır*. Günümüz sosyologlarının çalışmalarının, genellikle herhangi bir köy, kasaba ya da bölgede yoğunlaştığı gözlenmektedir. Bu çalışmaların, pratik çözümler ya da çözüm önerileri getiremediği açıktır. Ortaya konulan çalışmalar Türk toplumunun genelini kapsamaktan çok, sınırları çizilmiş bir alanı ilgilendirmektedir. Durum böyle olunca da, bilinen tarihi yaklaşık 4.000 yıl öncesine kadar giden bir toplum, kapsamlı bir şekilde incelenerek ortaya konulamamaktadır.

Sosyolojinin, gerek liselerde gerekse üniversitelerde verilen eğitimine bakılarak bir değerlendirme yapıldığında, bu eğitimin batımerkezli olduğu görülecektir. Sosyolojinin klasik kuramcıları kabul edilen Comte, Marks ve Weber’in çözümlemelerine baktığımızda Batı toplumlarının gelişim aşamaları dikkate alınmış ve bu doğrultuda kuramlar geliştirilmiştir. Bu yadsınacak bir durum değil, olması gerekendir. Çünkü, sosyolojinin kendisi bunu gerektirmektedir. Her sosyolog kendi toplumunun iç dinamiklerinden hareketle çeşitli kuramlar ortaya koyar ve bunlardan hareketle genelliklere ulaşmaya çalışır. Bir Türk toplumbilimcisinin Amerikan, Fransız, İngiliz… toplumları üzerinde derinlemesine araştırmalar yapamayacağı açıktır. Önemli olan, içerisinde yaşanılan topluma ilişkin bilimsel çalışmalar yapmak, bilinmeyenleri gün ışığına çıkarmaktır. Bakın, bu konuda Atatürk ne diyor: “Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.” Evet, bu borcu ödemek herkesten önce Türk aydınının bir görevidir. Bu sorumluluğa sahip olan aydınlarımız sayesinde, kendimizi daha iyi tanıyacağız. Kendimizi daha iyi tanımak da beraberinde, millî değerlere bağlılığı getirecektir. Millî değerlere bağlı olan nesiller yetiştikçe de Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerek içteki gerekse dıştaki tehlikelere daha sağlam bir şekilde karşı koyacak, böyle durumlarda gücünü tarihinden, özünden alacaktır.

*Bu sınırlı çalışmalar içerisinde bir örnek olarak, Prof. Dr. Cihat ÖZÖNDER yönetiminde Türk kültürü üzerine araştırmalar yapmak üzere kurulan ve bu doğrultuda çalışmalarını yürüten KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı (KÖKSAV) gösterilebilir. Ne yazık ki bu kuruluş da “sözde aydınlar”ımız tarafından yeterli ilgiyi görmemektedir.