1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

SON DÖNEM MODASI

Fevzi Şahin
Türkiye’de her dönem birileri, kendince bir takım moda esintileri oluşturup daha sonra da oluşturdukları bu vizyona âşık olup ahkâm kesmektedir. Son dönemde ne mahalle baskısı, ne türban konusu, ne de ekonomik bunalım, Sözde Ermeni Soykırımı’nı savunmak kadar moda olmadı. Türk toplumu içinde bu döngüsel bunalımlar yaşanırken tarihçilik ve siyaset bilimi konusunda cehaletleri bilinen sözüm ona bir takım aydın zevatın, milletler arası arenada hassasiyet teşkil eden bir konuyu, siyasi bir duruma getirip, Ermenilerden özür dilediklerine dair bir kampanya başlattıklarına şahit olduk.

Özetle; savaş esnasında yaşadıkları bölgeye ihanet eden bir azınlık gurubunun bu tavrına karşı çıkartılan bir göç yasasını; soykırım gibi bir insanlık suçu sayıp hukuki bir boyuta taşımaya çalışan Ermeni lobilerinin maksatlı düşünceleri yıllardır bilinen bir gerçek. Bu gerçeklerin farkında olup, zamanlaması açısından manidar olan sansasyonel bir girişimi başlatanların, senaryosu başka bir iklimde yazılan bir projenin aktörleri olabilecekleri konusunda büyük bir fikir vermektedirler. Hümanizm gibi gelenek ötesi bir ahlak anlayışının arkasına sığınmaya çalışan bu zevatın tutarsızlığı malum. Çünkü hümanizmde temel insanlığın acı ç ekmemesi ve en önemlisi tüm insanlığın mutluluğudur. Ancak tüm insanlığın içinden bir grubu çıkartıp olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermeye çalışmak bu girişimin farklı amaçlar için yapıldığı ve nasıl bir masumiyet teşkil ettiği hakkında fikir vermektedir. Çünkü fazla uzağa gitmeden Bosna Hersek’te, Hocalı’da, Sovyet Rusya’sında ve Türk coğrafyasının çeşitli yerlerinde Türklere karşı işlenen insanlık suçları nedense hep ya unutulmuş ya da görmezlikten gelinmiştir.

Utanmadan kendilerini aydın olarak tanıtan bu gurubun aydınlığı konusunda çok şüpheler var. Çünkü;

Aydın olmak tarafsız olmaktır.

Aydın olmak başkalarına ait, başkaları tarafından konmuş kurallara dayanan ve sınırları baştanbaşa kuşatılmış, düşünceye haps olmak demek değildir.

Aydın olmak bilimsel olarak düşünüp belgelerle bilimsel konuşmak demektir.

Aydın olmak vicdanlı olmak demektir.

Aydın olmak yol gösterici olmaktır.

Aydın olmak kendi düşüncesini savunmak demektir, temelsiz bir düşünceye taşeronluk etmek demek hiç değildir. Bu saydıklarımızın hangisi var bu aydın olduğunu söyleyenlerde?

Bir diğer nokta; İnsanlık tarihinin bir coğrafya parçasına bir bayrak dikip “İşte burası benimdir.” deme mücadelesinden ibaret olduğu dikkate alınırsa, Orta Asya’nın bağrından kopup üç kıtayı dize getiren bir millet, girdiği topraklardaki dillerini anlamadıkları insanları tamamen yok edemez miydi? Pek tabiî ki yapabilirlerdi. Ama insana insan olduğu için değer veren Türk milletinin, Ermenilere karşı herhangi bir yok etme girişimlerinin olmadığı tarih nezdinde şüpheye yer vermeyecek kadar açıktır. Bununla birlikte şayet böyle bir durum olsaydı Mondros Mütarekesi, Sevr, Kars, Gümrü ve Lozan antlaşmalarında Batılı devletler bu konuyu gündeme getirmekten geri durmazlardı. İsmi geçen bu antlaşmaların yanı sıra başka diğer antlaşmaların hiçbirinde böyle bir durum söz konusu olmadığı gibi herhangi bir atıf da söz konusu değildir.

Geçmişin mandacılarına bile rahmet okutacak ölçüde, ölçüsüzce girişilen bu davranış, eğer bir psikolojik harp silahı ise, buna karşı önlem almak ve bu tezgahı bozmak için millet olarak birlikte hareket etme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu tarz girişimler ileriki dönemlerde Türkiye’nin önüne sıkıntılı süreçler doğurabilir. Hele Ermeni lobilerinin sahip oldukları ekonomik ve siyasi güç düşünüldüğünde, soyunda sisler bulunan sözde bazı aydın güruhun yönlendirilmesinin ne kadar kolay olacağı da gözler önündedir. Bizim bunları milletimiz içinden çıkan seslermiş gibi görmekten ziyade sözde soykırım yalanını dünyaya yutturmaya çalışan Ermeni lobisinin ya taşeronları ya da bu milletle bir türlü barışamayan, ülkenin birliğine, bütünlüğüne kast etmeye çalışan şer odaklarının birer mensubu olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.

Şu bir gerçek ki, özür dileme bireysel bir davranıştır ve herkes istediğinden özür dileme hakkına sahiptir. Ancak bunu bir millet adına yapmak, fikirleri aldıkları para miktarıyla değişen üç beş yönlendirilebilir kalemin(!) düşünce yoksunu düşünürlerin (!) işi ve haddi olamaz.

Kaldı ki, bir grup nasıl olur da bir ülkenin millî menfaatlerini ve hassasiyetlerini görmezden gelerek tüm Türk milleti adına özür dileme hakkını kendilerinde buluyor? Bu gücün kaynağı nedir? Bunlara bu siyasi ortamı sözde özgürlükler adı altında sağlayanlar kimlerdir? Ve bu ortamı hazırlayanların bu milletle geçmişten gelen bir meseleleri mi var? Yoksa dedelerinin yapamadıklarını bu güçler mi yapmaya çalışmaktadır? Bu soruların iyice sorgulanıp cevaplarının aranması milletimiz menfaatine olacaktır.

Bu yazının yazarı olarak özür kampanyasını başlatanları nefretle, şiddetle ve esefle kınıyorum.