1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Sibirya Türkleri (1)

Oğuz Çetinoğlu
Rus emperyalizminin temeli olan Moskova Kinezliği, 862 yılında, Ukrayna’nın bugünkü başşehri Kiev’de kurulmuştu. 376 yıl sonra, 1238’de Moskova’ya nakledildi.

“Korkunç İvan” olarak bilinen İvan Vasileyeviç, Rusya Kinezleri’ni birleştirdi. 1547’de “Çar” ilân edildi. Böylece “Çarlık Rusyası” tarih sahnesinde yerini aldı. Korkunç İvan, 1552’de Kazan’ı, 1556’da Astrahan’ı, 1558-1582 yılları arasında ve parça parça olmak üzere Sibir Hanlıkları’nı Rusya Çarlığı topraklarına kattı. 1584 yılında öldü. Yönetim boşluğu sebebiyle iç karışıklıklar yaşanırken Rus ordusu, 1604 yılında Sibirya’nın tamamını işgal etti. Böylece “Sibirya Türkleri” kavramı, tarih literatürüne yerleşti. Rus emperyalizmi, 1604 yılının ikinci yarısında Nogay Bölgesi’ni, 1628’de Yukarı Yenisey’i, 1731’te Kazak Bölgesi’ni, 1783’te Kırım’ı, 1835’te Kuzey Kafkasya’yı, 1865’te Taşkent’i, 1868’de Buhara’yı, 1873’te Hive Hanlığı’nı, 1876’da Hokand Hanlığı’nı, 1884’te Türkmenistan’ı işgal etti. Artık “Rusya Türkleri” kavramı doğmuştu. Bütün bu işgaller sırasında 200.000’den fazla Müslüman-Türk katledildi. Bir o kadarı da sürgüne gönderildi.

1905 yılının Ekim ayında, demiryolu işçileri ile başlayan grevler iç karışıklıklara dönüştü. Karışıklıklar, 7 Ekim 1917’de Komünist İhtilâli ile sonuçlandı. Çarlık Rusyası yıkıldı. Lenin, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) hâline dönüşecek olan devletin temellerini attı. Çarlar gitti, kızıl diktatörler geldi. Kızıl dikta döneminde Lenin ve Stalin’in emirleriyle çoğu Türk ve Müslüman olan bir milyondan fazla insan öldürüldü. Rejim yerleştirildi.

31 Aralık 1991’de SSCB resmen dağıldı. SSCB’yi oluşturan 15 muhtar cumhuriyet, bağımsız devlet hâline geldi. Üç Baltık Cumhuriyeti; Letonya, Estonya ve Litvanya hariç; Rusya Federasyonu, Ukrayna, Beyaz Rusya, Moldova, Gürcistan, Ermenistan (ve altı Türk Cumhuriyeti:) Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan ile Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) oluşturuldu. BDT’nin ne kadar bağımsız ve nasıl bir topluluk olduğu, hâlâ tartışılıyor. Bu arada, kızıl rejim döneminde kurulan sömürü ve zulüm dönemi de devam ediyor.

Türkiye’yi ve Dünya Türklüğü’nü yakından il gilendiren Rus varlığını, doğuşundan günümüze kadar kısaca özetledikten sonra konumuza dönelim.

Sibirya, Rusya Federasyonu (RF) içerisinde bir bölgenin adıdır. RF’nin 17.075.400 kilometrekarelik topraklarında, 13.500.000 kilometrekarelik bir alan oluşturur. Bölgede yaşayan insanların sayısı 11.560.000 olarak tahmin ediliyor. Nüfusun yarısına yakın bölümü Türk’tür. Rusların “Sibir” bizim ise Sibirya olarak kullandığımız isim, Tatarca’dır. “Uyuyan Toprak” anlamındadır. Batıda Ural Dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, doğuda Pasifik Okyanusu, güneyde ise Kazakistan, Moğolistan ve Mançurya ile sınırlıdır. Bölgede yaşayan Türkler, yoğun olarak; (alfabetik sıralama ile) Altay, Başkurdistan, Çuvaşistan, Hakas, Saha (Yakudistan) ve Tuva Muhtar Cumhuriyetleri’nde, Altay ve Sayan Özerk Bölgeleri’nde toplanmışlardır. Sibirya Tatarları olarak bilinen Sibirya Türkleri ve Buhara Türkleri ise değişik bölge ve şehirlerde yaşamaktadırlar.

ALTAY MUHTAR

CUMHURİYETİ

Yüzölçümü 261.700 kilometrekare, nüfusu yaklaşık olarak 3.200.000’dir. % 40’ı Türk’tür. Ülke, Sibirya’nın güneybatı kesiminde yer alır. Başşehri Barnau’dur. Moğolistan ve Çin ile sınırdaştır. Ormanı boldur. Buğday, yulaf, ayçiçeği, keten, kenevir ve şeker pancarı yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Çinko, kurşun, gümüş, baryum, tungsten ve altın madeni vardır. Hafif sanayi tesisleri, kimya sanayii ve kerestecilik, tarımdan sonraki gelir kaynaklarıdır. Turizm gelirleri önemli ölçüdedir.

Altay Türklerinin vatanı, adını “Altay Dağları”ndan alır. Altay Dağları, Sibirya’nın güneydoğusunda, Moğolistan ile sınır teşkil edecek şekilde uzanır. Moğol dilinde “altın” anlamına gelir. En yüksek noktası 4.500 metrelik Beluha Doruğu’dur. Dağ silsilesinin tamamında yaz ve kış kar eksik olmaz. Buzulların oluşturduğu yer şekilleri, seyrine doyum olmayan fizyografik özelliklere sahiptir. Bu sebeple, 900.000 hektarlık bir alan, 1963 yılında, “Altay Doğal Koruma Alanı” olarak tesbit edilmiştir.

Altay Dağları, Türklüğün sembolüdür. “Altay Dağları kadar Türk” deyimi, katıksız ve özünden uzaklaşmamış bir kişiliğin ifadesi olarak kullanılır.

Altay kelimesi, geniş bir dil ailesine de isim olmuştur. Altay Dilleri; kelime hazinesi, dilbilgisi kuralları ve ses özellikleri bakımından benzerlikler gösteren Türk, Moğol ve Mançu-Tunguz dillerinin oluşturduğu bir dil ailesidir. Dilbilimciler, bu dilleri akraba sayarlar. 40’ı aşkın lehçesi vardır. 200 milyon insan tarafından konuşulur. Ailenin en gelişmiş ve tanınan dili Türkçe’dir. Moğolistan, Çin, İran, Afganistan, Kafkaslar, Horasan bölgelerini içine alan Asya kıt’asının geniş bir bölümünde, Türkiye’de ve Avrupa’nın bazı kesimlerinde, Kuzey Afrika’da Altay dilleri konuşulur. Özbekçe, Azerî Türkçesi, Tatarca ve Kazakça... ailenin fertleri gibidir. Kore ve Japonya’da kullanılan diller de Altay dil ailesindendir. Dünyanın en eski dili olduğu, 9000 yıllık tarihinin tesbit edilmesiyle anlaşılmıştır.

Altay toprakları, dar bir alanı ifade eder. Fakat oradan çıkan insanlar, vatanlarını ve hatta dinlerini değiştirmişler, dillerini daima korumuşlardır. O sebeple Türk olmanın en belirgin göstergesi Türkçe konuşmaktır.

Türkler’in Ata Yurdu olan Altaylarda, binlerce yıl öncesinden günümüze kadar Türkçe konuşan, Türk’e has özelliklerin tamamına sahip olan insanlar yaşamaktadır. Bir kısmı İslâmiyetle şereflenmiş, bir kısmı baskılar sonucu Hristiyanlaştırılmıştır. Altay Türklerinin bir bölümü de ilk dinleri olan Şamanizm’i bırakmamışlardır.

Altay topraklarında bol sulu akarsular ve yedibin kadar göl vardır. En büyüğü “Altın Göl” (Telesker) adını taşır ve muhteşem bir manzarası vardır. Soğuk bir kara iklimi sebebiyle hayat şartları zordur. Yazları kurak ve sıcak geçer. Altay Türkleri, edebiyat ve san’ata düşkündürler. Uyumlu ve sâkin insanlardır. Ruslar, yönetime tamamen hâkimdirler.

BAŞKURDİSTAN MUHTAR

CUMHURİYETİ

Başşehri Ufa’dır. 143.600 kilometrekarelik ülke topraklarında 4.000.000’dan fazla insan yaşar. Çoğunluğu Türk’tür. Doğuda Güney Ural Dağları, batıda Tataristan Türk Cumhuriyeti, kuzeyde ve güneyde Rusya Federasyonu’na ait Perm ve Orenburg şehirleriyle çevrilidir.

Başkurdlar ve Kazan Türkleri, Kazan Hanlığı bünyesinde birlikte yaşarlarken 1552 yılında Rusların işgali ile devletsiz kaldılar. Bölgenin en eski sahipleri olarak bilinirler. Hun ve Bulgar Türklerinin bir bölümü göç sırasında burada kaldılar. Sonradan gelen Kıpçak Türkleri ile birleşip kaynaştılar. Başkurdlar, Sibirya Türkleri içerisinde, bağımsızlık hareketleri için ayaklanarak Ruslara en çok karşı koyan insanlardır. Aralıklı olarak 1645 yılından 1741 yılına kadar Ruslarla kahramanca savaştılar. Hiçbir yardım alamadıklarından, her seferinde, kendilerinden 3-4 misli fazla askere sahip modern teçhizatlı Rus ordularına yenik düştüler. 30.000 Başkurd, köle olarak Moskova’ya götürüldü. Bir o kadar şehit verdiler. Geri kalanların büyük bir bölümünün ellerinden toprakları alınarak fakirleştirildi.

Kızıl komünistler, 1905’ten 1917’ye kadar devam eden iç karışıklarla uğraşırken Başkurdlar önce kültürel sonra da ekonomik hamleler başlattılar. Ekim ihtilâlinden sonra yeni yönetimle mecburî bir işbirliğine girdiler. Ülke baştanbaşa imar edildi. 1919 yılında Muhtar Cumhuriyet statüsüne kavuştu.

Başkurdistan’da zengin petrol ve doğal gaz yatakları vardır. Rafineriler, petrokimya tesisleri, kömür madenleri, bakır, altın ve manganez ocakları ile Sibirya Türkleri içerisinde en zengin ülkedir. Ne var ki bu zenginliklerin tamamı Moskova tarafından emilmektedir.

1917 ihtilâlinden önce Başkurdlar, Tatarca eğitim görmekte idiler. SSCB döneminde iki ayrı dil ve değişik lehçelerde eğitim başlatıldı. Başkurdistan’da yaşayan insanlar, Moskova’nın tahrikleriyle Başkurd ve Tatar olarak gruplara ayrıldı. Gruplar arası sürtüşmeler, SSCB’nin dağılmasıyla ve Başkurd halkının dünya ile irtibatlanmasıyla en aza indirilebilmiştir.

Başkurdlar, Altay ve Çuvaşistan ile diğer muhtar cumhuriyetlerde yaşayan Türkler gibi Hristiyanlaştırma baskılarına maruz kalmadılar. 17. yüzyılın başında Ortodoks kilisesinin çalışmaları, Başkurdların İslâmiyetten vazgeçmemekte direnmeleri sebebiyle başarılı olmadı. Çok az sayıda Başkurd, Ortodoksluğu kabul etti. Bunlara “Nogaybekler” denilir. Başkurdistan’da İslâmiyet, komşu ülke Tataristan’daki kadar güçlü değildir.

Başkurdlar, ülkenin demografik yapısında çoğunluğa sahip olmakla birlikte, yönetimde azınlık konumundadırlar.

Türklük Âleminin büyük ismi Ord. Prof. Dr. Zeki Velidî Togan, Başkurd Türklerindendir.