1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Serbest kürsü - Sayın Reha Oğuz Türkkan Hoca’ya açık mektup

Ertuğrul İmamoğlu
Sayın Hocam,

Size bu mektubu yazıp yazmama konusunda uzun süredir düşünmekteydim. Bu mektup, sizinle beraber Türkçü hareketin tüm aksaçlılarınadır. Bu mektup bir şekilde siyasetin içinde olan ve Türkçülüklerinden adımızdan daha çok emin olduğumuz Sami Yavrucuk, Mustafa Kafalı, Necdet Sevinç gibi hayatını Türkçülük idealine adamış dâva adamlarınadır. Hemen belirtelim ki; kitaplarını, yazılarını, şiirlerini okuyarak geliştiğimiz hocalarımıza, ağabeylerimize en ufak bir saygısızlık aklımızdan geçmez. Ancak bulundukları konum gereği gerçeklerin kendilerine ulaşması engellenen aksaçlılarımıza arz-ı hâlimizdir.

Sayın Hocam,

Öncelikle bir tespitinize katılmadığımı bilmenizi isterim. Biliniz ki HER ÜLKÜCÜ, TÜRKÇÜ DEĞİLDİR. HER MİLLİYETÇİYİM DİYENİN TÜRKÇÜ VEYA ÜLKÜCÜ OLAMAYACAĞI GİBİ. Son 40 yıllık siyasî tarihimizdeki Türkçü hareketin irdelenmesinde ve eski tartışmaların yeniden gündeme getirilmesinde fayda görmüyorum. Ancak, şu tespitimize sanırım tüm Türkçüler katılacaktır: Rahmetli Türkeş Beyin vefatına kadar Türk siyasî hayatında milliyetçi hareketin omurgasını Türkçülük oluşturmuştur. Gerek rahmetlinin son zamanlarında gündeme gelen yeni oluşumun, gerekse rahmetlikten sonraya ortaya çıkan parti ve kadroların Türkçü olduklarını söylemek zordur. Atsız Hoca’nın “Türkçü Kimdir?” başlıklı makalesini referans alarak siyasî kadrolara baktığımda moralim bozuluyor.

“İslâmın izin verdiği ölçüde Türk milliyetçiliği” ifadesinin Türkçülükle ilgisi olamaz. Dahası bu ifadeyi dillendirenlerin Türk dünyasındaki inançları, 250 milyonluk Türk varlığını kapsayan milliyetçilik anlayışlarının gerçekçi olduğunu ifade etmek de mümkün değildir. Bugün Türk milliyetçiliği anlayışını-dikkatinizi çekerim, Türkçülük ifadesi asla kullanılmamaktadır- İslâm penceresinden yorumlayanların; yarın batı Türkçüğünde yaygın olan sünnî inancı bin yıldır alışagelmiş ortodok s yorumla güncellemeyeceklerinden emin olamayız. Üstüne üstlük bu grubun, 245 milyonluk Müslüman-Türk coğrafyasının tam ortasında bulunan 65-70 milyonluk şiî-caferî-bektaşi ve alevî bölüme bakışları da net değildir. Bu stratejik konuda Orkun’un daha önceki sayılarında çıkan makaleler dikkate değerdir. Sayın Yazıcıoğlu’nun şahsıyla özdeşleşmiş kişi partisi görünümündeki BBP’nin ideolojik-teorik yapılanması konusunda eleştirilerimiz saklı kalmak kaydı ile kendilerine başarılar diliyoruz. Ama ümitsiziz.

Sayın Hocam,

Ülkücülük-MHP ve Türkçülük konusuna gelince:

Ülkücülük -her ne kadar bazı dostlarımız aksini iddia etseler de- siyasî bir harekettir. Ülkü ocakları -yine bir çok dostumuz aksini belirtse de- sonuçta MHP’nin arka bahçesi olmuştur. Bu ocağın içinden yetişmenin onurunu yaşıyoruz.

Ancak ülkücü hareket 1997’den sonra kimlik değiştirmiştir. Kuruluşundan itibaren Türkçü bir karakter arz eden ülkücü hareket; -yazıktır ki- 97 sonrasında Türkçü karakterini kaybetmiştir. 1965-1975 yıllarına ait marşlarında çekinmeden Türkçü olduğunu ifade eden bu kadronun, marşlarını hatırlayalım:

“Tanrım güç versin sana,

Acısın Türkistan’a,

Selâm, selâm Turan’a

Selâm sana Başbuğum,

..............

Azerbaycan, Kerkükler

Yaslı, yaralı Türkler,

Artık Alpaslan kükrer,

Selâm sana Başbuğum.”

Ya da:

“Çankaya yolundayız balam,

Yaşadıkça Türkçüyüz.

Irkımızın emrinde

Millî hareketçiyiz.”

Bu ifadeler ülkücülerin; gerçek ülkücülerin ifadeleri idi.

Günümüzde ise zamane ülkücüleri, -o eski ülkücülüklerini kan ve can pahasıyla ispat eden kadroları tenzih ediyorum- Türkçülüklerini hatırlıyorlar mı endişesini taşıyorum.

Eski ülkücüler Türkçü idi. Dünyaları Türk dünyası idi. Türkistan, Azerbaycan, Kırım, Kerkük, Kıbrıs Altaylar, Balkanlar hayâlleri idi. Ya şimdi?..

Sayın Hocam,

Türkçü olduğunu kabul ettiğiniz bir partinin genel başkanı, “3000 tane Doğu Türkistanlının oyu için 1 milyarlık Çin’le ilişkilerimizi mi bozacağız?” diyebiliyor. Bana inanmazsanız, İstanbul’da bulunan, hayatını Türkçülük mücadelesine vakfetmiş üniversite hocalarına sorabilirsiniz. Noel Baba Vakfı’ndan esirgenmeyen imkân ve ilgi, niçin Türk Dünyası Kurultayından esirgeniyor? Böyle Türkçülük olur mu?

Türkçü olduğunu ifade ettiğiniz zamane ülkücüleri de “Lider-doktrin-teşkilât” üçlemesinin arkasına sığınıp mansıp kavgası yapıyorlar. Teslis, sonuçta Orta Çağ skolastisizmini yaratmadı mı?

Şimdi de liderin “Tüm ülkücü aydınlar hain” dediği kulaktan kulağa dolaşıyor. İnşallah doğru değildir. Çünkü kendisi de akademik kökenli(?) aydın. Anlayamıyoruz. Lütfen siz açıklar mısınız? Seçim öncesinde (3 Kasım) üniversiteli gençleri, hocalarına karşı kışkırtıp döğdürmeye yönlendirenler şimdi tüm ülkücü aydınlara hain damgasını vuruyorlar. Ve siz, bunlara Türkçü diyorsunuz!

3 Mayıs Türçüler günü: Tüm Türkçüler, bu günü “TÜRKÇÜLER GÜNÜ” olarak kutlar. Peki ya 3 Mayısı “Milliyetçiler günü” olarak ilân edip alternatif toplantılar yapanlar ne oluyor? Türkçüyüm demekten imtina edenlerin-korkanların Türkçü olduklarına inanmak mümkün mü?

Söz konusu partinin içinde Türkçüler yok mu? Tabiî ki var. Ama şu anda o partinin içinde kalanlar ve hattâ 3 Kasımdan sonra yollarını ayıranlar, Ali Güngör dışlanırken, Sadi Somuncuoğlu döğülürken susmanın ayıbını ve cezasını çekmeden konuşmamalıdırlar. Erciyes Kurultayı’nda, senelerin Sefaî’si dışlanıp sosyete şarkıcıları sahne alırken sessiz kalmanın ayıbını taşımaya mahkûmdurlar. Çinliye madalya takan elin parmakları olmanın günahını ödemelidirler.

Bu satırların yazarı, söz konusu partinin yanlışlarını iktidar erki ellerinde iken söylemiş ve yazmıştır. Bir yılı aşkın zamandır söz konusu partiyle ilgilenmemekte, yazmamakta ve konuşmamaktadır. 35 yıla varan parti kimliğini terk etmiştir. Yukarıdaki satırlar da partiye eleştiri değildir. Çünkü o parti bitirilmek üzeredir.

İki yıl önceki bir yazımızda söz konusu partinin bir yetkilisinin (il başkan yardımcısı) “Bana ne Türk milliyetçiliğinden. Ben ............ yüm.” dediğini yazmıştım. O adam hâlâ aynı göreve devam ediyor. Bana da hiç kimse, “Kimdir bu adam?” diye sormadı. Artık önemli de değil. Ama sizin aynı partiye Türkçü demenizi anlamıyorum. Bu nasıl Türkçü parti? Türkçülük mü değişti? Biz mi değiştik? Yoksa size bazı şeyleri çarpıtarak mı anlatıyorlar?

Bir de en küçük parti vardı. Soyadı ile işi götürmeye çalışan başkanları nerede, ne yapar bilmiyorum. “Beloğlu” olmanın avantajını taşıyordu. Milyonlarca “yoloğlu”nu hayâl kırıklığına uğrattı. Şu anda partinin başındaki Ercilasun Hocaya -kişisel olarak- söz söyleyemeyiz. Ama partinin geleceği maalesef yoktur.

Sayın Hocam,

Günümüzde Türkçülüğün (ya da genel anlamda Türk milliyetçiliğinin) temel sorunu siyasî kadrolardır. Bu kadrolar başkentte milyonları toplayıp bir Kıbrıs mitingi yapamaz. Kerkük mitingi yapamaz. İddia ediyorum, bu kadroların tertipleyeceği miting yüz elli-ikiyüz bin kişiyi belki toplar. Hiç tanınmamış samimî Türk milliyetçisi birinin yapacağı toplantıda ise milyon bulur.

Tabana soğuk bakan “kerameti kendinden menkul” tarikat şeyhi mantalitesindeki “küçük olsun benim olsun” anlayışının yarattığı güven, söz ve ideolojik bunalımın aşılması çok zordur. Milyonlara varan potansiyeli ile ülkücü hareket Azerbaycan, Irak Türklüğü, Kıbrıs konularında ne haykırabilmiş; ne çığlık atabilmiştir. Bu kadrolarla bu hareket ancak kısık bir ses olmuştur. Ve öylece kalacaktır. Belki de bu sahnede dağıtılan rol bu kadardır.

Sayın Hocam,

Haddimi aştı isem özür dilerim, küçüklüğüme verin. Affınıza sığınarak, ellerinizden öperim.

Tanrı Türk’ü Korusun ve Yüceltsin.