1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Şer Sarmaşıkları

Güçer Kafa
Bitti sanılan terör tekrar gündeme damgasını vurmakta. Akıllara kördüğümler atarak seyreden bir gidişin orta yerinde, neler oluyor sorusunu sormanın vakti geldi de geçiyor bile! Ülkenin en etkili makamlarını işgal edenlerin beyanatları, yıllardır uluslararası gerilimlerin odak noktasını teşkil eden mevzuların üzerine tuz biber ekerken, Türk Milletinin gaflet uykusundan bir başka uykuya daldığını vurgulamadan geçmenin vebali çok büyük olsa gerek. Zaman devrede devrede kendini tekrarlıyor ve yine yeniden temcit pilavı misali aynı “sorun” denilen ucube savların gölgesinde Türk’e kefen biçilmeye çalışılıyor.

Evet! Dış dillerin söyledikleriyle iç dillerin söyledikleri birbirinin üzerini örtmeye başladı. Yıllarca kucağımızda ayrık otu misali büyüyen terörün hâmisi olmayı kendilerine ar saymayan müttefik-dost-komşu nitelikli ülkeler dizisinin ağzıyla konuşuluyor ebedî Türk yurdu üzerinde… Üzülerek, içimiz acıyarak öğrendik ki, Türkiye’de bir “Kürt Sorunu” var imiş. Peki bazı mihrakların “Kürt” kelimesi arkasında tezgâhladıkları oyunun dayandığı tezlerin ne kadarı hakikat? Bunu irdelemeden tanımlamalarda bulunmak, birbirine çarpmaksızın Türk insanının aklında devri daim eden komploları -ki hangi akla hizmetse, millî refleks göstermenin adı da komplo oldu- tartışmanın bir yararı yok. İşte size “Kürt” mevzuunun bir serencamı…

Kürt denilen topluluklar tarihte hiçbir zaman politik birlik oluşturacak kadar kalabalık nüfusa sahip olamamışlardır. Günümüzdeki gerçek ise 5-6 ülke sınırları içinde, dil, inanç, ırk, kültür açısından ayrı özellikler taşıyan bu unsurların bir tek toplum olarak gösterilmesi çabası yanında, demografik açıdan güçlü bir toplum imajı verme gayretleri, “ideolojik” olduğu kadar “psikolojik” bir saldırıdır.1

Siyasî Kürtçülük günümüzde, soy, kültür ve dile dayalı kimlik arama sürecine, sosyal bilimler metodolojisini de kullanarak, hız vermektedir. 20. yüzyılın en büyük yalanı Marksizmin –bir komplo teorisi olarak- yetmiş yıllık ömrünü tamamladıktan sonra, hâkim olduğu ülkelerden ‘tarihin çöplüğüne’ atılmasından itibaren, bütün sermayesini yitiren aydınların da kendilerine katılmasıyla büyüyen siyasî Kürtçülük, gelecekte ülkemiz için bir tehlike oluşturmaz mı?2 Bölücü unsurların siyasallaşma çabalarının, ülkemizin dar boğazlardan geçmekte olduğu bu dönemde taktik değiştirmiş olması; dahası öne sürülen pek çok dayatmanın direnç gösterilmeksizin ve belki de milletin gözünden kaçırılarak adım adım sona doğru götürülüşü manidar değil midir? Uluslararası hokkabazlık çetelerinin pek çok hayatî mevzuda dezenformasyon metotlarını kullanarak millî duruşu saf dışı bırakmaları boşuna değil. Kıbrıs, Irak Türkleri, AB süreci ve daha nice vakada kamuoyunu yönlendirme gayretlerinin meyvesini vermeye başladığı bu bulanık ortamda “Kürt Sorunu” tanımlaması, tüyleri diken diken etmeye yetecek kadar hazin.

Hemen hemen bütün siyasî Kürtçülerin yayınlarında, “İslâmcı” kılıfta Kürt Dosyaları adı altında yayınlara rastlamaktayız. Bunların da İslâm’ın ırkı, dili, kültürü rengi ne olursa olsun bütün insanları kuşattığı görüşünü ileri sürmek suretiyle karşıt tezle ri “ırkçı” ve “milliyetçi” damgasıyla suçladıklarına tanık olmaktayız. Ancak bu tür Kürt dosyaları dikkatle incelendiğinde, gizli (potansiyel) Kürtçü tezleri savunduklarını rahatlıkla gözlemek mümkündür. Burada, “İslâm” ve “ümmet” ‘bir muhalefet aracı’ olarak kullanılmaktadır.3 Sayısı meçhul “Truva atlarının” koşu parkuru haline gelen Türk yurdu, sahte –sanal- toynakların kaldırdığı toz duman içerisinde boğulmak istenmekte. Millî zaaflarımızın çok akılcı bir metotla değerlendirildiği, hassasiyetlerimizin “nalıncı keseri misali” kendi köklerimize ve bizi biz yapan değerlerimize vurmak adına kullanıldığı bir zaman dilimini idrak etmekteyiz.

Malazgirt Zaferi’nden sonra, “Şark”ın tarihî, içtimaî ve harsî yapısı ne kadar berrak ve aydınlık ise, Malazgirt Zaferi’nden önceki dönemler de o kadar müphem ve karanlıktır. Zaman içinde geriye gidildikçe, bu müphemiyet ve karanlık giderek artmaktadır. Bu müphem ve karanlık noktalardır ki, istismara açıktır. İşte düşmanlarımız ve onların maşaları olan “bölücüler” bu müphem ve karanlık noktalarda eşinme imkânı bulmakta ve kendi niyetlerine göre “tarih teorileri” geliştirmeye kalkışmaktadırlar.4 Tarih işportacılığı da diyebileceğimiz bu kurmacaların üzerinde yükseltilmek istenilen hâin emeli, görmek maksadı ile bakıldığı vakit tespit etmek zor değil. Fakat, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün vefatından bu yana, tarihi, dili ve kültürü ile arasına kara perdeler gerilen Türk milletine, kaybetmekte olduklarının acilen hatırlatılması gerekmektedir. Yozlaşmanın boyutlarının, artık sosyal çözülme aşamasına kadar gelip dayandığını son 20 yılda cereyan eden gelişmeler bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda terörün sadece terör olarak masaya yatırılması, söz konusu vahametin ortadan kaldırılması için yeterli olmayacaktır.

Terörizmin bazı türleri, ideolojik inançlar ve devrimci düşünceler tarafından güdülenir. Etnik terörizm, terörist liderlerinin kendi büyük grup kimliklerine aşırı derecede bağlanarak ve onu yaygın bir şiddetle genişletmeye çalışmasıdır. Onlar, gelişmiş politik durumlar altında grup için özerklik ya da devlet olma gibi durumları amaçlarlar. Etnik teröristler, kendi hareketlerini baskın etnik grup ya da başka büyük bir grubu işgalci, engelleyici kolonileştirici ya da dış güç olarak nitelendirerek yasallaştırırlar.5 Gerçekten de, ülkemizde etnik(?) temellere dayanan bölücü terörün hedefine ulaşmakta dillendirdiği hususlardan biri, son asırda emperyalizme karşı durabilmiş ve Sakarya boylarında başlayıp, İzmir körfezinde taçlanmış bir zaferin yegâne sahibi olan Türk milletini ve bu sarsılmaz iradenin kurduğu, her şeyiyle millî devlet hüviyetini haiz Türkiye Cumhuriyeti’ni, sömürgeci olarak nitelendiriyor olmasıdır. Emperyalist odakların uşaklığına soyunanların, elleri kanlı efendilerinin aşağılık vasıflarını, ebediyete kadar yaşayacak olan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve kurucusu olan Türk milletine çamur atmakta kullanışları, karşı karşıya olduğumuz manzarayı tanımlamak için yeterlidir.

Soğuk savaşın bitimi ile küreselleşmenin başlangıcı örtüşüyorsa; o zaman post-modern çatışmalar, devletler arası plâtformdan ülke sınırları içine kaymaktaydı. Her ne kadar terör dün de var idiyse, bugün sergilenen, ideolojik olmaktan öte aşırı etnik söylemlere dayanıyor. Başka bir deyişle, günümüz dünyasında etnik kimlik talepleri, özellikle ayrılıkçı akımlar tarafından dile getirilmektedir. Terörün etnik kimliği yarattığı da iddia edilmektedir.6 Ülkemizdeki bölücü terörün yegâne amacı, olmayan bir etnik kimliği inşa etmekten ötesi değildir. Öyle ki, cılız teşebbüsler hâlinde de olsa yeni etnik tanımlamalar ve sorunlar yavaş yavaş gündeme oturmaya hazırlanmaktadır. Bunun en güzel işareti, AB dayatmalarından feyz alınarak kamuya ait yayın organlarında “ana dilde” yayınların yürürlüğe sokulmasıdır. Özetle, Türk’ün var olma sebeplerini hedef alan bir sorgulama süreci artarak devam etmektedir.

Türk kimliğinin sorgulandığı, bu kimliği belirleyen, koruyan ve sürekli kılan maddî manevî kültür kalıplarının, kodlarını planlı, sistemli çok cepheli saldırılarla tahrip edilmek, silinmek istendiği özel yöntemli bir savaş döneminde ve ortamında yaşıyoruz.7

Ethnos biyolojik ve soya dayalı farklılıklardan çok, kültürel farklılıkların ifade edilmesine uygundur; bir gruptaki kültürel niteliklerin benzerliği anlamına gelen bu ifade ethnos terimini cazip kılar. Yunanca kullanıma modern Batı dillerindeki en yakın ortak paydayı Fransızca “ethnie” teriminde buluyoruz. Bu terim tarihsel topluluk bağlamında kültürel farklılıklara yapılan vurguyu birleştirir. Bu tarihsel bağlam ve kültürel özgüllüğün algılanması, bir halkı diğerlerinden ayırır ve belli bir kimlik kazandırır.8 Kültürel farklılıklara atıfta bulunan bu tanımdan yola çıkılarak, ilmî hakikatlerin reddettiği bir mecrada irdelenen hususların arka planının çok iyi çözümlenmesi gerekmektedir. Yıllarca, mozaik benzetmesiyle “Türkiyelilik” şarkıları söyleyenlerin neyi amaçladıkları bugün çıplak gözle görülecek kadar aşikâr hale gelmiştir. Farklılıkların kabulü yeni ırkçıların “ötekini” tecrit siyasasının, hatta azınlıklaştırılmasının ilk adımıdır. Çok kültürlülük, bu ayrımcılığın kamuflajı olarak kullanılamaz mı?9

Halbuki, etnik topluluklar, ortak soy miti, tarih ve kültürleri ile birlikte bir teritorya (tarihsel mekan) ile özdeşleşen ve dayanışma duygusuna sahip olan insan nüfusu olarak tanımlanabilir.10 Bu manada “Kürt sorunu” diye bir hususun varlığından söz etmek, tarih, dil ve kültür ilminin huzurunda, en hafif ifadeyle abesle iştigaldir.

Türkiye, günümüzde kapsamlı bir emperyalist saldırıyla karşı karşıyadır. Türkiye’den bazı kesimler de, bu saldırıda emperyalist güçlerle tam bir işbirliği içindedir. Bu kesimlerin başında, Kürtçüler ve ümmetçiler gelmektedir. Bölücülük ve ümmetçilik, “demokrasi” ve “insan hakları” gibi saygın kavramlar istismar edilerek, desteklenmiştir. Türk ulusunun zenginlikleri, azınlıklar yaratılarak, kavgaya dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Bir ülkeyi içten çökertmenin iki unsuru vardır: Halkla devlet arasındaki gönül bağını koparmak ve halkı birbirine düşürmek ve kırdırmak.11

Kürtler Kimdir?

Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan ve çoğu konar göçer aşiretler halinde bulunan halk kitleleri etrafında araştırma yapan ilim, fikir ve siyaset adamlarının sayısı pek çoktur. Konuya daha çok, İngiltere, Rusya, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, İran, Ermeni, Alman ve Macar çevreleri ilgi duymuş ve bu konuda çeşitli yayınlar yapmışlardır. Bunlar kendi emel ve niyetlerine göre tarih tezleri geliştirerek, Malazgirt Zaferi’nden önceki müphem ve karanlık dönemleri yorumlamak istemişlerdir.12

Tarihî gerçekler XI. yüzyıldan önceki dönemler için Orta Doğu tarihinde “Kürt” adından bahsedilmesine imkân tanımamaktadır. Ancak eski Türk tarihinde rastlanan Kürt adlı topluluk ile XI. Yüzyıldan sonra Anadolu’da yurt tutan Oğuz Türkleri içindeki Kürt adı verilen grupların dışında, tarih bu adla başka bir topluluk tanımamaktadır. Vladimir Minorsky’e kadar “Turanî” olarak nitelendirilen bu topluluklardan ilk defa bu Rus şarkiyatçısı “Mezopotamya’nın eski milletlerinin bir kalıntısı” olarak söz etmiştir. “Prensipte milletlerin menşelerini etimoloji ile ispat etmek tehlikelidir. Bunun için tarihî ve coğrafî elemanlara dayanmak gerekir.” diyen Minorsky, İslâm Ansiklopedisi’nin 1927 yılında basılan İngilizce nüshasında “Kürtler” maddesini yazmıştı. Bu makalesinde ne yazık ki, yukarıda kendisine ait her münevverin kabul edebileceği sözleri bir tarafa bırakmış, tamamen varsayımlara dayanarak etimoloji ile Kürtlerin menşeini aydınlatmaya kalkışmıştır. Minorsky bu makalesinde, Mezopotamya’nın en eski ve tarihte kaybolmuş toplulukları ile Kürtler arasında münasebet kurmakta ve böylece bir menşe efsanesi yaratmaktadır.13 Osmanlı’nın çöküş seneleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş devresine isabet eden bu zaman diliminde, Anadolu coğrafyası üzerinde emelleri olan ülkelere mensup bilim adamlarının yanlı ve ilmî yaklaşımların dışında tamamen kendi millet ve devletlerinin stratejileri ile örtüşen savları artış göstermektedir. Öyle ki; Avrupa’da etnik farklılık yaratma çabasında olan mihrakların emellerine hizmet eden yayınlar birbiri ardınca basılmaktadır.

• Devamı sonraki sayıda

DİPNOTLARI

1- Prof. Dr. Abdulhalûk ÇAY, Her Yönüyle Kürt Dosyası, s.31, Boğaziçi Yayınları, ANKARA, 1993.

2- Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN, Etnik Sosyoloji, s.123, Timaş Yayınları, İSTANBUL, 1999.

3- Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN, Güneydoğu Kimliği, s.454, Alfa Yayınları, İSTANBUL, Ağustos 1998.

4- Seyyid Ahmet ARVASİ, Doğu Anadolu Gerçeği, s.13-14, Burak Yayınevi, İSTANBUL, Aralık 1998.

5- Vamık D. VOLKAN, Kanbağı, Etnik Gururdan Etnik Teröre, s.183, Bağlam Yayınları, İSTANBUL, Kasım 1999.

6- Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE, Küresel Toplum, s.73, ASAM Yayınları, ANKARA, 2001.

7- Muzaffer ÖZDAĞ, Türkiye ve Türk Dünyası Jeopolitiği Üzerine, s.486, ASAM Yayınları, ANKARA, 2001.

8- Anthony D. SMITH, Ulusların Etnik Kökeni, s.46, Dost Kitabevi, ANKARA, Aralık 2002.

9- Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE, age, s.81.

10- Anthony D. SMITH, age, s.57-58.

11- Yıldırım KOÇ, Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılandırma Girişimi Ya da Sevr’in Hortlatılması, s.41-43, 2023 Dergisi, Şubat 2004, Sayı 34.

12- Seyyid Ahmet ARVASİ, age, s.14.

13- Prof. Dr. Abdulhalûk ÇAY, age, s.33-34.