1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Seçimler Türkçü partilere gülümseyecek mi?

Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan
TÜRK milliyetçileri, git gide yaklaşan seçimlere hazırlanıyorlar mı?

Herhâlde.

Ama gene sormak lâzım: Doğru hazırlanıyorlar mı?

Bunu anlayabilmek için bu hâlimle (yani 84 yaşıma ve inip çıkan tansiyonuma rağmen) toplantılara gözlemci olarak katılmaya karar verdim.

Önce Büyük Birlik Partisi’nin Yeşilköy civarındaki toplantısına gittim. Davetliydim, yönetici arkadaşlarla oturdum.

Duvarlar Türkiye ve BBP bayraklarıyla donatılmıştı. “Dış Türkler” konusunda, ülkücü geçmişleri dolayısıyla ilgili oldukları hâlde, onların bayrakları yoktu. Onun yerine muazzam bir afişte şu dörtlük bir gerçeği haykırıyordu:

“Çare çare, ne çare?

Ararım Türk’e çare,

BİRLİK olursak eğer

Oluruz Türk’e çare!”

Ne kadar doğru.

Ama “ülkücü” grup Türkçülerin bölünenlerinden olan BBP’nin “ah birlik” diyen bu yakınması bir pişmanlık ifadesi miydi? O bölünmede suç sadece o partinin miydi? Ya MHP? Ya rahmetli Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul’un ayrılıp kurduğu parti?

Toplantı bir gürültü şovuna dönüştü. İlham Gencer milliyetçi şarkılarını yarıda kesti, devam e debilmek için biraz sessizlik rica eti. Ana gruptan ayrılan büyük bir kalabalık bir köşede toplanıp sloganlar atmakla meşguldüler. Gencer programını yarıda kesti.

Hamasî nutuklar iyi duyulamıyordu. Zaten yaklaşan seçimle ilgili fikirleri ortaya atan da yoktu.

2003’ün son günlerinde İstanbul’da MHP’nin de davetine gittim. Davetin konusu “Seçimler hakkında istişare” idi. Sarayburnundaki bu toplantı, coşku ve kargaşa bakımından BBP’ninkini aratmıyordu. Belki bin davetliyi toplayan bu yerde “istişare” nasıl yapılabilirdi anlayamadım. Ve dayanamayıp toplantı bitmeden ayrıldım. İşe yarar bir “istişare” olsaydı ve benim de görüşümü sorsalardı, şu noktaları belirtirdim:

Ya birlik, ya ortak hareket

• Türk milliyetçileri “ortak hareket” için yollar aramalılar. Bu seçimlerde zor olsa da, sonrasında mutlaka uygulanmalıdır.

Şüphesiz zor bir tavsiye.

Tarihimiz boyunca bölünme rekorları kırmış bir milletiz. Şu Kıbrıs Türklerine bakın! 150 bin nüfus, 7 ayrı parti!

Türkiye’de öyle (sayısını artık unuttum). Türk milliyetçileri bu bölünmelerden çok zarar gördüler. Tarih Türkçü ilkeleri (Komünizmin zararlı olduğu, Sovyetler’deki esir Türklerin bağımsızlıklarına kavuşacağı gibi inançları) haklı çıkarmış, solcuların ise haksızlığı ispatlanmıştı; ama bugün “eski tüfek” solcular medyada ve basında baş köşelerdedirler. Kültür hayatımızdaki yerlerini kaybetmemişlerdir. Bizimkilerin doğru dürüst gazeteleri ve televizyonları yoktur. Bu haksızlığı haketmiyor muyuz? Çünkü hep bölünüyor, bir arada hareket etmeyi unutuyoruz.

3 Mayıs Türkçüler bayramını bile bir arada kutlayamıyoruz!

Türkçü partilerin tekrar birleşmesi belki olacak gibi değildir. Ama, seçim rekabetinden sonra, sık sık bir araya gelmeleri ve belirli konularda ortak hareket için işbölümüne girişmeleri çok faydalı olacaktır.

• “Ortak hareket” doktrinini Türk dünyası için de geçerli hâle getirmek, bütün Türkçülerin ve milliyetçi siyasî partilerin ana hedefi olmalıdır. Çünkü bu “gerçekçi” birlik, bütün Türklere büyük güç kazandıracaktır.

Türk 2000’ler Vakfımızın 9 projesini devam ettirmek üzere geliştirdiğimiz “9’lar Enstitüsü” Orkun Vakfı’ndaki gençlerin de elbirliğiyle bunu görev edindi. Herkes destek olmalı.

Uzlaşma teslimiyet midir?

• Gerek partiler, gerekse dernek, vakıf, ocak gibi kuruluşlar, yalnız birbirleriyle değil, kendi içlerinde de parçalanmamaya çalışmalıdırlar. MHP’de vaktiyle yaşanan Sadi Somuncuoğlu olayı, ardından Abdülhalûk Çay’ın, Türk kurultayının sonuncusuna para bulumayınca Demirel’den destek aldı diye hükûmetten ve partiden atılması dâvamızı zayıflatmıştır. “Uzlaşma” yöntemleri liderlere belki ders olarak verilmeli.

İşin acı yönü şu:

Türkçü MHP koalisyona girerken, fikirce uyuşmadığı diğer iki partiyle bir arada hareket etmek zorundaydı. O günlerde sayın Devlet Bahçeli’ye “İkna ve Uzlaşma Sanatı” kitabımı, içine şu satırları ilâve ederek hediye etmiştim: “Uzlaşma, teslimiyet demek olmamalı.”

Uygulama zaman zaman teslimiyet olurken, kendi içlerindeki arkadaşlara karşı ise aksine uzlaşmaya kapalı oldu.

Sonuç, % 18’le Türkçü parti iktidara ortak olurken, sonunda % 8’e düşüp barajı bile aşamadı.

İstişarelerde bu konuların tartışılmasını temenni ederim.