1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Şark Meselesi ve Güneydoğu sınırlarımız

Ömer Lütfi Turan
ŞARK meselesi ile ilgili görüşlerini bir kitapta açıklayan Edvard Derio’ya göre, bu meselenin gerçek anlam ve mahiyeti, İslâm ve Haçlı kavgasıdır. Daha doğrusu Derio, görüşlerini bu tablo üzerine bina etmektedir. Derio’nun bu görüşü şöyle izah edilebilir; Şark meselesi, İslâm’ın doğuşu ile beraber başlamıştır. Kısa zamanda süratle yayılan İslâmiyet, diğer kıt’alarda olduğu gibi, Avrupa kıt’asını da nüfuzu altına almıştır.

İslâmın büyüyüp yayılması zaman içinde durmuş, Avrupa ve Asya’dan geri çekilmeye başlaması ile beraber de, Şark meselesi ortaya atılmıştır. Avrupalılar bu meseleyi her zaman gündemde tutmak için, dayanışma içindedirler. Dünkü Sevr ve bugünkü AB’nin tutumu bunun son örneği değildir...

Şark meselesi uzun yıllar dinî bir kavga görüntüsünde iken, Süveyş Kanalının açılışı ile beraber, ticarî rekabetin getirdiği ekonomik mücadele hâline dönüşmüştür. Hristiyan dünyası ayrı devletler olmasına rağmen, Haçlı hedefinde birleşiyorlardı ama, ekon ominin öne çıkması ile beraber, herbiri kendi menfaati yönünde ekonomik alanlara hâkim olma hedefinde ayrılıyorlardı. 18.ci yüzyıldan itibaren buhar makineleri ile faaliyete geçen Avrupa sanayii, üretim ve sermaye artışının hızlanması ile, gözlerini Orta Doğu ve İpek Yolu’na çevirmiştir. Bilhassa 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, 20. yüzyıl başlarında, petrolün Orta Doğu ve Kafkaslarda yoğun olarak ortaya çıkmasıyla, sanayileşmiş Avrupa devletlerinden İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya birbirleri ile çetin bir mücadeleye girmişler, Amerika’nın da bu bölgeye ağırlığını koyması, Rusya’nın çıkarları ile, ters düşmüş olduğundan, Şark meselesi bir başka açıdan ekonomik kavgayı beraberinde getirmiştir. Fakat bu kavga, Hristiyan Avrupa’yı ana hedefi olan “Türkleri Anadolu’dan atma düşüncesin”den döndürmemiştir. Her zaman olduğu gibi, Hilâl ile Haç karşı karşıyadır. 21. yüzyıldaki Avrupa siyaseti de yine bu temel üzerine bina edilmiştir. İngiltere eski Başbakanı John Major, Bosna Hersek için “Avrupanın ortasında İslâm devleti görmek istemiyoruz” derken, bütün Avrupa adına konuşuyordu.

Keza Avrupa devletlerinin başbakanları zaman zaman verdikleri demeçlerde “Türkiye’nin güney sınırları kesinleşmiş değildir” diyorlar. Hedefleri Türkiye’nin doğusunu bölerek, uydu bir Kürt devleti kurmaktır. Böylece bir taraftan Türkiye’yi bölerken, diğer taraftan bu uydu devlet eliyle Körfez ve Kafkas petrollerini kontrol altında tutmaktır.

ABD ise, bir başka açıdan bu hedefi seçmiş, bunun için Barzanî ve Talabanî ile gizli ve açık görüşmeler yürütmektedir. Şunu kesinlikle bilmemiz lâzımdır: Avrupa’nın, Türkiye hakkında verdiği hükmü ve kararı değiştirmesi mümkün değildir. Bu durumda da Türkiye batılı olmak için, ne kadar yasa değiştirirse değiştirsin, sonucu değiştiremeyecektir. Batılılar bir ileri bir geri hareketle, Türkiye’nin gündemi ile eğlenmeye devam ederken, Türk ekonomisini de çökertmeye çalışmaktadır.

Gelelim güneydoğu hudutlarımıza; Avrupa devlet ve hükûmet başkanlarının verdiği demeçler çok doğrudur. Gerçekten Türkiye’nin güneydoğu hudutları kesin değildir. Kesinleşmemiştir.

Batılılar ikide bir bize bunu hatırlatıyorlar. Aslında batılılara bu hatırlatmalarından dolayı teşekkür etmemiz gerekir. Niçin mi? Şöyle bir düşünün. Bizim hükûmetlerimiz sağırdır. Bu uyarıyı duymazlar. Türk milletini uyutmaya çalışıyorlar. Yalnız milliyetçi Türk gençliği duyuyor. Peki Avrupa devletleri ne demek istiyor? Ben ne anladığımı izah etmeye çalışayım. “Ey Türkiye, Misak-ı Millî hudutlarınızın içinde olması gereken, Kerkük, Musul, Süleymaniye, Erbil ve diğerlerini ne zaman hudutlarınız içine katacaksınız? Bir an evvel katın da, güneydoğu hudutlarınız kesinleşmiş olsun. Biz Avrupa devletleri de kesinleşmemiş olan hudutlarınızdan, rahatsızlık duymayalım.”

Türkiye’nin en büyük talihsizliği ise, bunu duyacak kulaktan, görecek gözden mahrum kadrolardır.

Ne Mutlu Türküm Diyene.