1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

ŞAM’IN ŞEKERİ

Husrev Budin
İttihad ve Terakkî’nin üç mühim isminden Cemâl Paşa, Birinci Dünyâ Savaşı içinde, Bahriye Nâzırlığı’na ilâve, Dördüncü Ordu Komutanlığı’nı da üstlenerek, Mısır’a ve İngilizlere yönelik “Kanal Harekâtı” diye meşhûr olan askerî yürüyüşü gerçekleştirir.

İkinci Meşrûtiyet’in önünde ve sonunda, kurulan büyük hayâllerle, o hayâllerin yıkılış sahneleri yer alır. İki kısımdan oluşan, ikisi de hezimete imzâ atan Kanal Harekâtı; hem kâğıt üzerinde de olsa, kalan prestijimizi süpürüp gitmiş, hem de müstakbe l “târihe vedâ” ânının, öne alınmasına vesîle olmuştu.

Cemâl Paşa, Kanal Harekâtı’ndan önce ve sonra, Suriye’de karargâh kurar. Bir müddet de Kudüs’de bulunur. İngiliz ordusu karşısında, tam mânâsıyla abandone olan Cemâl Paşa, bundan duyduğu psikolojik ezikliği, Suriye ve Filistin ahâlisine efelenerek saklamaya çalışır. Âdetâ bir hükümdâr gibi davranır, arka arkaya idâm fermanları imzâlar, bu cezâlar âlâ-yı vâlâ ile infâz edilir.

Cemâl Paşa’nın, Tiflis’de, KGB’nin ipini çektiği Ermeni maşalarınca şehîd edilmesi, elbette her Türk vatanperverinin gönlünü ve vicdânını sızlatır. Bunda, kimsenin şüphesi de, sorusu da yoktur. Ne var ki, 1908’de, hâlâ Dünyâ devleti olan; Rûmeli, Orta Doğu ve Kafkasya’da, Anadolu’nun tabiî devâmı vatan topraklarını elinde tutan bir Türk İmparatorluğu’nu, 10 yılda susuz dere kıyısına bırakıvermenin, mantıklı bir açıklaması yoktur. Cemâl Paşa, elde edilen bu hesapsızlığın baş aktörlerindendir.

Son günlerde, yine Suriye merkezli hâdiseler ön plâna çıkmaya başladı. Komşumuzda pişecek aşın, hiç şüphesiz bizim soframıza da – en azından – kokusu gelecektir. Bu bakımdan, varsa eğer, derdin devâsı yönünde yardımcı olunmalıdır. Fakat, 1917- 1918 yıllarının Cemâl Paşa kükreyişlerine benzer şirâze çekme heyheyleri, Türkiye dâhilinde muhtâriyet rûyâsı gören bir kısım haddini bilmezlere cesâret vermektedir.

Cemâl Paşa, Şam’da, kendi ülkesinin şehri diye bulunuyordu ve Şam’la berâber bütün Suriye’yi kaybetti. Şimdi, Şam’ın kendisi de şekeri de bize âit değil…