1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

RUHUNDAN MEDET

M. Rıza Değirmenci
YAZI YARIŞMAMIZDA 3. LÜĞÜ KAZANAN YAZI

M. Rıza DEĞİRMENCİ

Muhterem Büyüğüm, Sizi görüp tanıyan bahtiyarlardan biriyim. Vefat ettiğinizde genç sayılırdım. Şimdi benim de belim bükülmeye başladı. Geçen seneler birçok hâtıramı silip götürdü. Ama, sizin konuşmalarınız, gülüşünüz, zarif selâmlaşmanız... hepsi hâfızama kazınmış gibidir. Tabiî ki fikirleriniz de. Bunlar bende capcanlı yaşıyor.

Bu mektubumda, arkanızdan söylenenlerden bahsetmek istiyorum. Bunlar, sizin sağlığınızda da durmadan tekrarlanırdı. Bu yüzden de gerçekmiş sanılırdı. Siz, bu gibi ithamları cevaplandırmaya tenezzül bile etmezdiniz. Bildiğiniz, inandığınız yolda dimdik yürür, ayaklarınıza dolaşanlara dönüp bakmazdınız. Sizin bu vakarlı tavrınızı istismar edenler olurdu. Onlar, vefatınızdan sonra da çamur atmaya devam ettiler. Varsın olsun, sizi bilenler, tanıyanlar doğruların farkındadır.

Size en büyük suçlama “ırkçı”lıktan dolayıdır. Atsız’ı kafatası ölçen, Nazi Almanyası ırkçılığına özenen biri olarak takdim ettiler. Bunu, yazılarınızı okumadan ileri sürdüler. Çoğu da bilinçli olarak yaptılar. halbuki siz, Türk yurdu olan Türkiye’yi yönetenlerin Türk olmasını istiyordunuz. Bundan tabiî bir şey olabilir mi? Dönme ve devşirme takımının, ülkemizin başında bulunmasını istemek gayritabiî değil mi? Osmanlı Tarihi Kronolojisi’ni, devşirmelerin Türk asıllı devlet adamlarıyla mücadelesi açısından kaleme alan İsmail Hâmi Dânişmend’e sempatinizi ağzınızdan duymuştum. Sizi en iyi tanımış olanlardan Yılmaz Öztu na’nın, vefatınız üzerine Hayat Tarih Mecmuası’nda çıkmış olan yazısını okuyanlar bu konudaki görüşlerinizin nasıl netleştiğini bilirler. Orada, Osmanlı döneminde Giresun Belediye Başkanı olan Rum asıllı bir yöneticiyi, “Osmanlı Türk’ü” diye tanımlamanız anlatılıyordu.

Atatürk, Anadolu’da 60 bin kişinin kafataslarını ölçtürüp bir rapor hazırlatmıştı. Bu, antropolojik bir çalışmaydı. Bu yüzden Atatürk’e “Irkçı, kafatasçı” diyebilir miyiz? Siz, gayrıtürklerin Türk tarihinde oynadıkları menfi rolü gayet iyi bildiğiniz için, buna dikkat çekiyordunuz, size “kafatasçı” diyorlardı. Türk’ü Türk yönetsin diyordunuz, ırkçılıkla suçlanıyordunuz. Bu garabeti sürdürenlerin hâlâ var olduğunu üzüntüyle kaydetmeliyim.

Hayatınız boyunca size “Turancı” ve “maceracı” ithamıyla saldırdılar. Halbuki siz ayrılıklardan, bölünmüşlüklerden, parça parça olmaktan şikâyetçiydiniz. Büyük milletimizin, tarihte olduğu gibi, yine bütün hâline gelmesini; geçmişte Türk yurdu olan toprakların bir büyük vatan şeklinde belirmesini özlüyordunuz. Bunun belli bir zamanı, belli bir vâdesi yoktu. Ülküler zaman belirtmezler. Ama, ülkücüler o zamanı kısaltmak için ter dökerler, emek harcarlar. Sizin bu özleminizi maceracılık, kılıç kuşanıp Altaylara at sürmek şekline soktular. Fakat, bunu yapanların çoğu, Sovyetler Birliği dağılınca en az sizin kadar Turancı kesildiler. Gerçekler gün gibi ışıdı. Siz haklı çıktınız. Olması imkânsız sanılan gelişmeler, hayatınız boyunca savunduğunuz görüşlerin ne kadar isabetli olduğunu gösterdi.

Değerli büyüğüm,

Size dinsiz, din düşmanı, İslâm aleyhtarı yaftasını da yakıştırdılar. Bunu yapanların başında gelen Necip Fazıl, ölümünüzden sonra yayınladığı hâtıralarında, sizin kendisine “Milletimin dini olduğu için saygılıyım” dediğinizi yazdı. Bunu hiç dikkate almadılar. Siz aşağılık duygusunu tenkit ediyordunuz. O dönemde Rusya’ya, Batıya ve Araplara duyulan aşağılık duygusunun bize yakışmadığını ve tehlikeli olduğunu belirtiyordunuz. İslâmiyeti benimsemenin Arap hayranlığına dönüşmesini haklı olarak uygun bulmuyordunuz. Ama yobazlar bunu bile bile saptırıp sizi kötülemeyi sürdürdüler. Vefat ettiğiniz gece, başınızda Yâsin okunmasını istediğiniz defalarca açıklandı. Bunu görmezden geldiler. Allah’la kul arasına girmenin, insanları inançları bakımından sorgulamanın ne büyük vebal olduğunu bu İslâmcılar hep bilmezden geldiler. Günahları boyunlarına.

Masonluğa, kökü dışarıda olduğu ve milliyeti reddettiği için karşıydınız. “Yarın bir savaş olduğunda cephede karşı karşıya gelecek iki düşman eğer masonsa birbirlerine dokunmayacaklar. Yeminleri böyle. Bu vatan ihaneti değil mi?” diyordunuz. Bu görüşünüz, size masonların husumetini getirdi. Hâkim oldukları yayın organlarında sizi karalamak için her şeyi yaptılar. Ama yine de başaramadılar. Tertemiz hâtıranızı yücelten on binlerce genç bugün Türkiye’nin ümididir.

Siz, böylesine geniş bir cepheye karşı, çok kere tek başınıza, keskin kaleminizle, sarsılmaz inancınızla ve merdâne duruşunuzla mücadele ettiniz. Dostunuzdan çok düşmanınızın olması bu bakımdan şaşırtıcı değildir. Ama, sizin asıl büyük dostunuz tarihtir. Ve, o sizin adınızı daima hayırla yâd edecektir.

Bize gelince: Ne yazık ki hâtıranız önünde boynumuz büküktür. Sizin cesaret ve celâdetinizi biz gösteremedik. Türkçülük bayrağını sizin bıraktığınız yerden alıp gereken dikkatle taşıyamadık. Bu yüzden mahzunluk duyuyoruz. Bir taraftan da biliyoruz ki -şimdi daha iyi anladık ki- Atsız’lar bu dünyaya ancak yüzyılda bir geliyorlar. Hiç kimsenin Atsız olmasını bekleyemeyiz. Bu, Tanrı vergisi gibi bir şey.

Değerli büyüğüm,

Gönül dilerdi ki, size ferahlatıcı ve ruhunuza sükûn verici satırlarla hitap edeyim. Ama hâlimiz işte budur. Dönüp dolaşıp yine sizin aziz ruhunuzdan medet umuyoruz. Hüznümüzü mazur göreceğiniz ümidiyle sizi Yüce Tanrı’nın rahmetine emanet ediyorum.

Yazı Yarışmamızın 3. sü

M. RIZA DEĞİRMENCİ

1976’da Edirne’de doğdum. Babam çiftçiydi. İlk ve orta öğrenimini Edirne’de tamamladım. Sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi’ne girerek Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum. Askerliğimi yedek subay olarak yaptım. Terhis olduktan sonra ailemin yanına dönerek serbest ticarete atıldım. Hâlen bu işle meşgulüm. Evliyim, bir oğlum ve bir kızım var.

Orkun’u ilk sayısından bu yana takip ediyorum. Başka dergileri de okumaya çalışıyorum. Bazı kalem denemelerim okul gazetelerinde ve yerel basında yayınlandı. Daha çok hatırat, sohbet ve deneme türleri ilgimi çekiyor. İlerde daha çok vaktimi yazı işlerine ayırmayı tasarlıyorum.