1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Remzi Oğuz Arık’ın yayınları üzerine

Prof.Dr. Necmeddin Sefercioğlu
RAHMETLİK1 Remzi Oğuz Arık’ı sonsuzluğa uğurlayalı elli yıl oldu. Oysa güleç yüzü, sevecen ve sıcak bakışları dün gibi gözlerimin önünde. O uğursuz uçak kazası ve görkemli cenaze töreni hâfızamda bütün canlılığını koruyor. Bunlar yalnız benim özel duygularım değil. Onu tanıma mutluluğuna ermiş bütün Remzi Oğuz dostlarının da aynı duygularla dolu olduğuna inanıyorum. Çünkü O, bizim kuşağımızın sembol büyüklerindendi. Türk Milliyetçiliğini ülkü edinmiş Ankara gençlerinin gönlünde müstesna bir yeri vardı. Bilgisi, birikimleri, gözlem ve deneyimleri, tavır ve davranışları ile yol gösterici, örnek adamdı. Türk bilim, düşünce ve siyasetinin doruk kişilerinden biri idi. Eserleri, düşünce ve görüşleri, toplumsal ve siyasî çalışmaları ile millî hayatımızda derin, silinmez izler bırakmıştı. Toplumumuz Onun düşünce ve görüşlerine daima ihtiyaç duyacaktır. Bu yol gösterici görüş ve düşünceleri tanımak ise, şimdi artık kitap ve yazılarını okumak, incelemek ve özümsemek ile mümkündür; o da ancak onun yayın çalışmalarını ve yayınlarını tanımakla.

•••

Remzi Oğuz yazı hayatına henüz 19 yaşında iken girmişti. Yayınlanan ilk yazısı 1918 yılında Türk Ocağı’nın yayın organı Türk yurdu dergisinde [XIII, 2 (Eylül 1333), 3568.] çıkan “Sancağım” başlıklı manzumesi idi. Turancı duygularla yüklü bulunan o manzume Onun gençlik yıllarında bağlı bulunduğu ülküyü, millet ve yurt sevgisini açıkça göstermektedir. O yıllarda Türkçülük ve Turancılığa öylesine bağlı idi ki, bir ara bir gemiye kaçak binerek Kafkasya’ya, oradan da Türkistan’a gitmeyi denemiş, fakat başaramamıştı (Karamağaralı, 1954 : 32). Andığımız gençlik yıllarındaki yazı veya çevirilerini Türk yurdu’nda sürdürdü. Fakat bu dönemdeki, yani 1920’li yıllardaki yayın hayatı, öğrenim için Avrupa’ya gönderilmiş olmasından dolayı, pek verimli olamadı. Değişik konulardaki birkaç eserle sınırlı kaldı. Bunların en önemlisi, bir yandan okurken bir yandan vekil öğretmenlik yaptığı ilk okulun öğrencilerine okutabilecek Türkçe çocuk kitabı bulamadığı için Fransızca’dan çevirmek zorunda kaldığı bir kitaptı: Küçük borçlu. 1923’te çevirdiği bu kitabı ancak 1926’da yayınlatabilmişti (Arık, 1946: 204-206).

Avrupa’daki öğrenimini tamamlayıp yurda dönüşünden sonraki yıllarda kendisini arkeoloji alanındaki bilimsel çalışmalara verdiği, yayınlarının da bu alanda yoğunlaştığı gözleniyor. Remzi Oğuz, o 1930’lu yıllarda, Türkiye’nin ilk arkeologu olarak yaptığı, yönettiği ve yapımına katıldığı bilimsel kazıların değişik evrelerine, sonuçlarına ve bulgularına ilişkin raporlarını kitaplar, kitapçıklar ve makaleler hâlinde yayınlamıştı. Onlar bilimsel yöntemler ile yazılmış, özgün resimleri, plânları, haritaları, krokileri ve çizimleri ile mükemmel eserlerdi. Batı dünyasının haberli kılınması için, o yayınların bazısı Türkçe ve Fransızca, bazısı yalnızca Fransızca olarak yazılmış, böylece Anadolu medeniyetleri mirasının d ünya bilim çevrelerine duyurulması imkânı aranmıştı. Bu seçkin eserlerin değeri konunun uzmanı Avrupalılarca da onaylanıp takdir edilmişti. Belirlediğimize göre, bu türdeki 10 kitabı sağlığında, biri ise sayın Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün himmeti ile uçmağa varışından iki yıl sonra yayınlanmıştır. Arkeoloji ve sanat tarihi alanlarındaki yayınlanmış yazılarının sayısı ise 61’di. Bunların 10’unun ‘ayrı baskı’sı da çıkarılmıştı (Sefercioğlu, 2001: 234).

1940’lı yıllarda Arık’ı fikrî çalışmalara ve yayınlara ağırlık vermiş buluyoruz. Bir yandan Dönüm ve Çığır gibi milliyetçi görüşteki dergilerde yazıları çıkarken bir yandan da Nisan 1943’te kendisinin çıkardığı aylık Millet dergisinde sürekli olarak -sık sık da aynı sayıda birden çok olmak üzere- yazılar yayınlıyordu. Bunlarda millet ve yurt sorunlarına ışık tutan, onlara çareler arayan veya öneren ilgi çekici görüş ve düşünceler öne sürmekte idi.

Avrupa’daki öğrenimi sırasında Türkiye’nin, kendisinin de bütünüyle yaşadığı ve çocukluğunda yapmak zorunda kaldığı Kozan’dan Balkanlara uzanan çileli yolculuğunda gözlemlediği acıklı ve yoksul durumu ile o ülkelerin refah ve zenginliğini karşılaştırma imkânını bulmuştu, bu karşılaştırmalar ona her şeyden önce zorlu savaşlar sonunda işgalden kurtarılan vatanın ve üstünde yaşayan Türk milletinin güçlü ve sayılan duruma getirilmesi gerektiği kanaatini kazandırmıştı. Gönlündeki büyük Türk dünyası ile ancak ondan sonra ilgilenilebilirdi. Bunun sonucu olarak, gençliğinde gönlünü tutuşturan Turancılık ülküsünü kalbinin bir köşesine sakladı. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ihya ve imarı, Türk insanının bilgili, kültürlü ve bilinçli bireyler olarak yetiştirilmesi konularına ağırlık verdi. Düşünce yazılarında özellikle gençlik, köy ve köy kadını sorunlarına ağırlık veriyor, Türkiye’nin kalkınmasını onların topluma olumlu katkılarda bulunacak bireyler durumuna getirilmesinde buluyordu.

Remzi Oğuz Arık, bu düşüncelerini öğrenciliği sırasında billurlaştırmış, aynı yıllarda Avrupa’da öğrenim gören arkadaşlarını örgütleyerek onların da öğrenim gördükleri alanlarda Türkiye ve Türk milleti için neler yapabileceklerini düşünmelerini sağlamıştı. Böylece Anadolu ve Anadolu insanı ekseninde düşünce üreten milliyetçi bir topluluk ortaya çıkmıştı. Fakat sonradan onlar arasında ‘Anadoluculuk’ uğruna Türklüğü inkâr noktasına kadar varanlara rastlanıyordu. Öylelerine göre, Asya’dan Anadolu’ya gelenler buradaki yerlilerle karışarak ayrı bir ‘Anadolu milleti’ oluşturmuştu. Remzi Oğuz Arık, o inkâr fırtınasına aslâ kapılmadı. “Oğuzların Farsak boyundan, boy beği Arık Fakih’in soyundan yüce bir er kişi” (Karamağaralı, 1954: 31) olan bu soylu Türk evlâdının onlara uyması zaten beklenemezdi. O aslını inkâr edemezdi; etmedi de. Son yazısının ilk cümlesini oluşturan “Gurbet, galiba bizim Orta Asya’dan gelirken edindiğimiz, henüz dindiremediğimiz bir sızıdır” sözü, bunun tipik kanıtıdır.2

Arık’ın çıkardığı Millet dergisi yayınını ancak iki yıl sürdürebilmiş, Nisan 1944’te çıkan 24’üncü sayısından sonra kapanmıştı. Çünkü 1944 yılı Mayısında Türk milliyetçilerine yöneltilen devlet teröründen o da nasibini almış, çevresinden soyutlanmış olarak görevli bulunduğu Etnoğrafya Müzesi ile evi arasında münzevî bir iki yıl geçirmek zorunda kalmıştı (Karamağaralı, 1954: 34).

Yazılarını 1946’da yeniden yayınlamağa başlayan Remzi Oğuz, onları Türkçü ve Turancı olarak tanınanların da yazdığı dergilerde yayınlamaktan çekinmemişti. Aynı biçimde, kurucu ve yöneticileri çoklukla o düşüncelerde olanların kurup yönettiği Türk Milliyetçiler Derneği’nin çalışmalarına etkin olarak katılmaktan, onun yayın organı olan Mefkûre’de yazılar yayınlamaktan uzak kalmamıştı.

Arık’ın fikrî kitapları, genelde, daha önce değişik dergilerde çıkmış yazılarının bir araya getirildiği derlemelerdir. Bunların her biri konu bakımından benzerlik gösteren yazıları toplamaktadır. Dergilerde yayınlandıkları sırada bağımsızmış gibi görünen bu yazılar bir araya getirildiklerinde birer bütün oluşturmuşlardı. Remzi Oğuz Hoca, onların sonradan kitaplaşacaklarını düşünerek plânlı davranmış olmalıdır.

O, bu 1940’lı yıllarda iki kitap [Köy kadını (1943) ve İdeal ve ideoloji (1947)] ile bir kitapçık [Millet anlayışımızda değişmeler (1948)] yayınlamıştı. Sonsuzluğa göçüşünden sonra da sağlığında çıkarmayı tasarladığı fakat yayın-lama fırsatı bulamadığı Coğrafyadan vatana (1956) ile Türk inkılâbı ve milliyetçiliğimiz (1958) yayınlandı. Daha sonraki yıllarda bunların birçok yeni basımları çıkarıldı. Onların bazılarında eserlerin özgün içeriği korunur iken bazı basımlar, bu eserlerin birinin adı altında birkaçı veya hepsi birleştirilerek yayınlandı. Söz gelişi, özgün ilk basımı 112 sayfa olan Coğrafyadan vatana’nın Millî Eğitim Bakanlığınca çıkarılan basımının sayfa sayısı 276, daha sonra Kültür Bakanlığınca yayınlanan üç basımının sayfa sayıları 236 idi. Özgün basımı 71 sayfadan oluşan ve Rahmetli’nin Ankara Radyosunda yaptığı bir dizi konuşmanın metinlerini veren Türk inkılâbı ve milliyetçiliğimiz adlı kitabının Kültür Bakanlığınca yayınlanan 2. basımı 202 sayfa olarak çıkarıldı. Daha önce yayınlanmış kitaplarında bulunan veya bulunmayan yazılarını birleştirerek veren yeni kitapları da yayınlandı. Gurbet: İnmeyen bayrak (1968), Türk gençliğine (1968) ve Sanat tarihi onlardandı. Bu kitap ve kitapçıkların toplam sayısı 12’dir. Bunlarda yer almış veya almamış fikrî, edebî ve başka nitelikte 128 yazısı bulunmaktadır (Sefercioğlu, 2001: 234).

Bilindiği gibi Arık’ın dört yıl süren ve elîm uçak kazası ile son bulan bir siyaset hayatı da vardır. Bu süre içinde TBMM tutanak dergisi’nde yayınlanmış olan konuşmaları, soru önergeleri de, kuşkusuz onun göz önüne alınması gereken birikim ve çalışma verimleridir. Ayrıca önderi olduğu Türkiye Köylü Partisi için yaptığı konuşmalar ve o partinin organlarında yayınlanan yazıları da siyasî düşüncelerini anlamak bakımından ilgi çekicidir. Bunların sayısı da 5l’dir (Sefercioğlu, 2001: 234).

Bu rakamları bir araya getirdiğimizde Rahmetli’nin 55 yıllık kısa ömründe verimli bir yayın hayatı geçirdiği kanaatına varırız. Bazı kitaplarının -her birinin baskı sayısı oldukça yüksek- altıya kadar varan yeni basımları yapılmıştır. Bunlar rahmetlinin çok okunduğunun kanıtlarıdır. Kanaatimizce böyle olması da tabiîdir. Çünkü Remzi Oğuz ülkemizin seçkin bir bilim adamı olması yanında Türk millyetçiliği düşüncesinin ve ülküsünün mimarlarından ve öncülerinden biri idi. Genç yaşında yüreğine yerleşen milliyetçilik ülküsü, bilim adamlığının imbiğinden geçerek Onda, bir duygu olmaktan çıkıp milletini yükseltme çarelerini arayan bir düşünceler manzumesine dönüşmüştü. Onları topluma şiirsel üslûplu konuşmalar ve yazılar halinde sunuyordu. Konuşmalarını dinleyenler, yazılarını okuyanlar hem edebî bir zevk duyuyor, hem o kaynağın getirdiği düşüncelerle besleniyordu. Çünkü o en çetrefil ve çetin konuları bile anlaşılır duruma geririr ve bir mensur şiir tadında sunardı. Konuşmalarına ve yazılarına kendisini kaptıranlar üslûbunun çekiciliğinden ve ortaya koyduğu görüş ve düşüncelerin etkisinden kendilerini kurtaramaz; onu sever, ona bağlanırlardı. İşte biz elli yıl önce böyle bir bilim, düşünce ve ülkü devini yitirdik. Şimdi elimizde kısaca tanıtmağa çalıştığım eserleri var. Onları kitapçılarda ya da kütüphanelerde bulmak mümkün. Genç dostlarımız o kitapları bulup okuyarak o tükenmez kaynağın verimlerinden yararlanabilirler; yararlanmalıdırlar.

Yukarıda sayılarla özetlemeğe çalıştığımız eser ve yazıların dökümünü, genişletilmiş, düzeltilmiş biçimi ile Rıdvan Çongur’un Profesör Remzi Oğuz Arık adlı kitabında da verilen (Çongur, 2001: 223-281) Remzi Oğuz Arık bibliyografyası: Yayınları ve hakkında yazılanlar (Sefercioğlu, 1989) adlı kitapçığımızda bulmak mümkündür.

KAYNAKÇA

Arık, Remzi Oğuz (1944). ‘Küçük borçlu dolayısıyla’ Çığır, XIV, 134 (II. Kânun), 204- 206.

Çongur, H. Rıdvan (2001). Profesör Remzi Oğuz Arık. Ankara : Kültür Bakanlığı. xviii, 403.

Karamağaralı, Halûk (1954). ‘Çalışma ve mücadele ile geçen bir ömür: Remzi Oğuz Arık’, Gurbet, I, 1 (Mayıs 1954), 31-35; İstanbul, I, 7 (Mayıs), 8-10.

Sefercioğlu, Necmeddin (1989). Remzi Oğuz Arık bibliyografyası : Yayınları ve hakkında yazılanlar. Ankara: Kültür Bakanlığı. 43.

Sefercioğlu, Necmeddin (2001), ‘Remzi Oğuz Arık bibliyografyası : Yayınları ve hakkında yazılanlar’. Rıdvan Çongur, Profesör Remzi Oğuz Arık, Ankara: Kültür Bakanlığı, 223-281’de.

DİPNOTLARI

1- Bu, kelimenin Remzi Oğuz Arık’ça kullanılan biçimi idi.

2- Yaşayabilseydi SSCB’nin dağılışından sonra Türk dünyasının özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşması Onu nasıl sevindirir, mutlu ederdi; tahmin etmek zor değil.