1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

PATRİK SUSMAYI BİLMELİDİR

Murat Gençoğlu
Son zamanlarda Türkiye hakkında ve özellikle milliyetçilik hakkında olur olmaz kimselerin görüş beyan etmelerine, hattâ akıl satmalarına daha sıklıkla şahit olmaktayız. Avrupa bu konuda zaten başı çekiyor, bilmem kaçıncı derecedeki bir görevli dahi Türkiye’nin ne yapması gerektiğini belirtmekten kaçınmıyordu. Buna bir de güneydeki Barzanî türedisi eklendi. Nihayet İstanbul’daki Ermeni Patriği Mesrob Efendi de kervana katılmış bulunuyor.

Bu Patrik, bir açık oturumda konuşurken “Ermeni milliyetçileri de, Türk milliyetçileri de iflâh olmaz” demiş. Ermeni milliyetçilerinden maksat, diaspora intikamcıları ve Erivan hükûmetinin başındakiler. Patrik böyle demeye getiriyor. Böylece kendisini ve kilisesini onların dışında tutmuş oluyor.

Patiğin bu beyanı hiç de inandırıcı ve samimi değil. Çünkü Ermeni milliyetçi liğinin başında oldum olası kilise vardır. Anadolu’daki isyanlar ekseriya kiliselerde planlanmış, propaganda odakları buralarda teşekkül etmiştir. Yapılan aramalarda kiliselerin silâh ve mühimmat depoları hâline getirildiği görülmüştür. 1877-78 Türk-Rus Savaşı sırasında Ermeni katogikosu, yani en büyük ruhanî lideri, Türklerin yönetiminden çıkıp Rusya’ya bağlanmak istediklerini bizzat Çar’a ifade etmiştir. Rus orduları Yeşilköy’e kadar ilerlediklerinde, Rus başkumandanının huzuruna çıkıp Ermenilerin koruyucusu olarak Rusya’yı gördüklerini söyleyen, İstanbul’daki Ermeni patriğidir. Tam da 31 Mart hâdisesinin cereyan ettiği sırada Adana’da isyan çıkaran ve binlerce Ermeni ile Müslümanın ölümüne sebep olduktan sonra yurt dışına kaçan da Ermeni piskoposu Muşeg’dir. Mütareke döneminde intikam listeleri hazırlayan, masum Türk yöneticilerini yargılayan sözde mahkemeye yalancı şahit yetiştiren yine bu Ermeni kilisesidir. O zamanki Patrik Zaven’in adı bizim yakın tarihimizde kara bir leke olarak hâlâ durmaktadır.

Bunlara benzer daha pek çok kirli harekete karışmış olan Ermeni Patrikliğinin sabıkalı geçmişi ortada dururken, şimdiki patriğin kendisini bütün bu kanlı hâtıraların dışında tutmaya çalışması bir dereceye kadar anlaşılabilir. “Biz, bu ihanetleri yapanların halefleriyiz” diyecek hâli yok. Ama, hiç olmazsa susup otursa ya. Kendisi dışındakileri hâfızasını kaybetmiş ahmaklar yerine koymasa ya. Cin olmadan şeytan çarpmaya kalkışmasa ya. Ne gezer!

Patriğin boyunu aşan bir beyanı da Türk milliyetçiliği ile ilgili. Türk milliyetçileri iflâh olmazmış! Ne demek bu? Hangi cürümleri görülmüş de iflâh olmalarından ümit kesilmiş? Devlete karşı isyana mı kalkışmışlar? Kutsal ibadet yerlerini silâhla mı doldurmuşlar? Çeteler kurup yabancı devlet adamlarını ve diplomatlarını seri hâlinde mi katletmişler? Dünyanın her yerinde şaibeli ilişkilerle ve şantajlarla, ilgisiz devletleri Türkiye’yi karalayıcı kanunlar çıkarmaya mı sevk etmişler? Hangisi?

Türk milliyetçileri ve milliyetçiliği hakkında fikir yürütecek kişi ve kuruluşlar arasında Ermeni Patriğinin yeri hiç yoktur. 20. yüzyıldaki en büyük milliyetçi devlet adamı olan Atatürk’ün ruhu da böyle bir haddini bilmezlikten muazzep olur. Türk milliyetçisi olmak, bizim iftiharımız ve gururumuzdur. Ona yapılan her türlü saldırı bizim vicdanımızda derin yaralar açar. Bu bakımdan, Patrik Efendi kilisesinde oturup cemaatinin masum meseleleriyle meşgul olmalı, çizmeyi aşmamalıdır.