1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Ortodoks Teoloji Akademisi (2)

Salim Gökçen
3) Türkler ekonomik bakımdan çökertilecek. Bu amaçla zengin Türkler sakat ticaret yollarına götürülecek, bol faizli krediler açılacak, ağır şartlarla rehin kabul edilecek,

4) Türklerin ahlâk, milliyet, din ve gelenekleri dejenere edilecek. Bu amaçla küfürler öğretilecek ve bu küfürlerin Türkler arasında yayılmasına çalışılacak. Türkler zinaya ve diğer ahlâksızlıklara teşvik edilecek. Türk gençleri arasında kabadayılık ruhu aşılanarak sevgi ve saygı bağlılıkları kırılacak. Aralarına ikilik sokulacak. Argoya benzer bir küfür dili Türkler arasında yayılarak millî dil ve duyguları bozulacak. Zengin Rum tüccar ve esnafı Türk hocalara bol hediye ve veresiye vererek onları elde edecek. Hocalar alkole alıştırılacak. Her türlü uydurma inanışlarla dinî inançları saptırılacak. Onlara yalan yanlış olaylar anlatılıp, Türk halkı ile hocaların arası açılacak,

5) Türk hükümranlığı baltalanacak. Bu iş yavaş yavaş geliştirilip, Doğu Roma İmparatorluğu yeniden kurulacak,

6) Türk halkı arasında sürekli olarak anlaşmazlık tohumları ekilecek. Ayaklanmalar düzenlenip zamanında aradan çekilerek Türkler arasında kardeş kanı akıtılacak. Komiteler kurulup Türk köyleri basılacak,

7) Bir savaş sırasında Türk halkını sefalete götürecek her yola başvurulacak. Türk topraklarındaki en önemli gıda maddeleri, halkın elinden hızla ve gizlice toplanıp adalara gönderilecek. Buradan komşu ülkelere satılacak. Rum tüccarların uğradığı zarar millî bankalar tarafından para olarak ödenecek,

8) Doktor ve eczacı Rumlar, hastaları özellikle kimsesiz hastaları gizlice zehirleyip öldürecek. Kör , sağır, sakat edecek. Saf dışı bırakmaya çalışacak,

9) Tarım politikasında Türk çiftçisi ağır faizlerle toprağından mahrum edilecek. Borçların kolayca çoğalması sağlanacak. Böylece Türkler, ellerindeki toprakları Rum tüccarlara satmak zorunda kalacaklar,

10) Yüksek rütbeli devlet memurları rüşvet, ziyafet ve hattâ kadın ikramları ile Etnik-i Eterya’nın emrine alınacak. Ancak bu işler tamamen okuldan yetişmiş papazların talimatına ve okulun tayin edeceği kişilerle bunların vereceği direktiflere göre uygulanacak,

11) Fırsat çıktıkça özellikle resmî binalarda yangın çıkarılacak., ölümlü kazalar yaratılacak, savaş gemilerinde yangınlar çıkartılıp yaralar açılacak,

12) Bütün Rum ustaları kesinlikle Türk çırakları kullanmayacaklardır. Politik düşüncelerle bir Türk çırak almak gerekirse Rum usta, Türk çırağı bir hizmetçi gibi kullanacaktır,

13) Bütün bu kurallar gizli olarak uygulanacak, kurallara uymayanlar hemen aforoz edilecek, kredileri kesilecek ve Rum toplumu arasından kovulacaktır.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun Lozan Andlaşması’nın imzalanmasının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından statüsünü hâlâ Patrikhanenin 1862 Nizamnâmesine göre belirleyerek faaliyetlerini bu şekilde yürütmesi, bu dönem içerisinde birçok değişik sistem denemesi, kapatılmasına mesnet teşkil edecek bir düzeni benimsemiş olması, Türk makamlarının bir üniversiteye bağlanması taleplerini reddetmesi üzerine okulun Teoloji Bölümü kapatılmak zorunda kalınmıştır...

6 25 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Yasası’nın 1. ve 13. maddeleri ile 8. maddelerinin özel yüksek okullara ilişkin 2, 3 ve 4. fıkralarının ve 48. maddenin16 özel yüksek okullara ilişkin hükümlerinin iptal edilmesiyle de Türkiye’de 1844 yılından beri faaliyette bulunan, teoloji eğitimi veren ve bir yüksekokul statüsünde olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun Teoloji Bölümü kapanmıştır. Kapanma kararı, İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğü’nün 12 Ağustos 1971 tarih ve Özel Öğretim Kurumları 101787 sayılı gizli işaretli yazıları ile “Anayasa Mahkemesi’nin 12 Ocak 1971 tarihli kararı17 ve 26 Mart 1971 tarihli gerekçesi muvacehesinde okulunuzun, bu kararın kapsamına girer durumda olduğu anlaşıldığından diğer yüksek okullar gibi özel bir yüksek okul mahiyetinde bulunan teoloji bölümünün 9 Temmuz 1971 tarihinden itibaren hiçbir hukukî varlığı kalmamıştır” denilerek, Heybeliada Ruhban Okulu Müdürlüğü’ne bildirildi18.

Heybeliada Ruhban Okulu, kuruluşundan itibaren 127 yıl içerisinde toplam 930 mezun verdi. Bunlardan 343’ü piskopos oldu. Piskoposlardan 12’si patriklik makamına kadar yükseldi19. Mezun olan 930 öğrencinin 255’i, 1950-1969 arasında eğitimlerini tamamladı. Bunların da sadece 38’i Rum asıllı Türk vatandaşıdır. Yine bu dönemde 162’si Yunan uyruklu olmak üzere toplam 187 yabancı uyruklu öğrenci mezun oldu20.

Patrikhane, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin en önemli bölümünü oluşturan Heybeliada Ruhban Okulu’nun tekrar açılması için ilgili makamlar nezdinde ve yurt dışı bazı plâtformlarda sürekli girişimlerde bulunarak bir takım hukukî, idarî ve hattâ şifahî yolları denemiş, hâlâ da denemeye devam etmektedir.

Heybeliada Ruhban Okulu, icra etmiş olduğu eğitim ve öğretim metodu ve işleyişi itibariyle bir yüksek okul görünümündedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararı kapsamına girmektedir. Nitekim 25 Eylül 1951 tarih ve 151 sayılı okul yönetmeliğinin 1. maddesinde; “Okulun amacı, rahiplik mesleğine girecek olanları yetiştirmektir.”, 3. maddesinde; “Okul, üç sınıflı lise bölümü ile dört sınıflı Teoloji İhtisas Bölümü’nden teşekkül eder.”, 54. maddesinde; “Lise mezunlarından rahiplik mesleğine intibak edebilecekler alınır.”, 55. maddesinde; “Kayıt kabulle ilgili bölümde, okula yazılmak isteyenlerden lise bitirme diploması istenir.” denilmektedir. Ayrıca teoloji bölümünden mezun olan öğrenciler Yunanistan’da bazı liselerde din dersi öğretmenliği yapmışlar ve bu okuldan mezun olanlar, Yunanistan’daki İlâhiyat Fakültelerinden mezun olan öğrencilerle eşdeğer tutulmuşlardır. Zaten okulun son 11 öğrencisi de Selânik İlâhiyat Fakültesi’ne yatay geçiş yapmıştır21.

Fener Rum Patrikhanesi’nin ısrarcı bir şekilde, Heybeliada Ruhban Okulu açılmalıdır ve dünyanın her tarafından öğrenci alabilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu okul üzerinde hiçbir şekilde denetim hakkı olmamalıdır. Patrik ve patriğe bağlı metropolitlerin de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma şartı kaldırılmalıdır” isteklerini dile getirmesinin altında Ekümenizm yatmaktadır. Yukarıda sayılan isteklerin gerçekleşmesi hâlinde Fener Rum Patrikhanesi’nin Vatikan tipi bir yapılanma içerisine gireceği aşikârdır. Patrikhane, başta Selânik Teoloji Fakültesi olmak üzere, teoloji eğitimi veren dünya üzerindeki birçok okulda, personeline gerekli eğitimi aldırmaktadır. Ayrıca Ortodoksların bulunduğu dünyanın diğer bölgelerinde de bu tür okulları açma imkânı mevcutken, ısrarla Ruhban Okulu’nun açılmasını istemesi, Patrikhane’nin uzak ve yakın hedeflerinin anlaşılması bakımından önemlidir.

Teoloji Bölümü’nün kapatılmasının ve tekrar açılmamasının hukukî dayanaklarını şu şekilde sıralamak mümkündür22;

1) Lozan Andlaşması’nın azınlıklara bir üstünlük ve imtiyaz değil, Müslüman Türk halkla eşit muamele görme hakkı tanıması ve bu durumun Anayasa’nın 12. maddesindeki eşitlik prensibine uygun olması,

2) 403 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun Türkiye’de dinî eğitimi cemaatlerden ve özel kişilerden alıp devlet görevi olarak Millî Eğitim Bakanlığı’na vermesi,

3) 625 Sayılı Kanun’un 3. maddesinde özel şahıs ve tüzel kişilere dinî eğitim ve öğretim yapan özel öğretim kurumu açma yetkisinin verilmemesi, ayrıca Mekâtib-i Hususî Talimatnâmesi’nde de aynı hükmün olması,

4) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olarak nitelenmiş bulunması ve bunun gereği olarak dinî öğretim yapan okul açmanın ve yönetmenin yasak olması,

5) 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 3. maddesinin 3. paragrafı ile 28, 40 ve 41. maddelerinin kesin hükümler taşıması,

6) Anayasa’nın 24. maddesinde, “Din ve ahlâk eğitim öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır” hükmünün bulunması,

7) Türk Millî Eğitiminin Genel Amaç ve Temel İlkeleri’nin, 1973 Millî Eğitim Temel Kanunu ve 1981 Yüksek Öğretim Kanunu ile belirlenmiş olması ve hangi derece ve türde olursa olsun okul programının bu genel amaç ve temel ilkelere uygun olarak geliştirilmesinin zorunlu olması.

Ruhban Okulu’nun idarî ve hukukî olarak tekrar açılabilmesi için okulun bir İlâhiyat Fakültesi’ne veya kişi kararının rol oynadığı bir vakıf üniversitesine değil, İlâhiyat Fakültesi olan bir devlet üniversitesine bağlanması gerekmektedir. Aksi durumda, yani Patrikhane’ye bağlı özerk bir Ruhban Okulu’nun açılması durumunda, vatandaşlar arasındaki eşitlik bozulacaktır.

Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yüksek okulların kuruluş koşullarını belirleyen Anayasa’nın 130. ve 132. maddeleri de, Ruhban Okulu’nun yüksek okul statüsünde eğitim yapmasını engellemektedir23. Anayasa’nın 130. maddesi, bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerin devlet tarafından kanunlarla kurulmasını emretmektedir. Dinî özerkliğe sahip bir okulun kurulması, ancak bu maddenin değiştirilmesi ile mümkündür. 132. madde ise, sadece Türk Silâhlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilâtına bağlı özel yüksek öğretim kurumları açılabilir demektedir. Bir hukuk devleti olduğu hususunda kimsenin şüphesinin bulunmadığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, Anayasa’nın bu maddeleri çerçevesinde. Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması mümkün değildir.

Fener Rum Patrikhanesi yetkilileri, Heybeliada Ruhban Okulu’nun kesinlikle Yüksek Öğretim Kurumu veya herhangi bir üniversiteye bağlanmasını istememektedirler. Buna gerekçe olarak da şu açıklamayı yapmaktadırlar:

“Çünkü YÖK’na ya da bir üniversiteye bağlanırsa işlevini yerine getiremez. Biz burada 1971’e kadar özel bir öğretim yapıyorduk. Ağırlıklı olarak Ortodoks teolojisinin derslerini okutuyorduk. Rum cemaatinin yetiştirmiş olduğu profesörler, dersleri Rumca olarak veriyorlardı. Okul yatılıydı. Eğer üniversiteye bağlanırsa dersler Türkçe verilecek. Sonra bu dersleri verecek öğretim üyeleri yok. Burası bir manastır olduğu için buraya kız öğrenciler gelmiyordu. Üniversite veya fakülteye bağlanırsa kızlar da gelecek. Bizim buradaki eğitimin eskiden olduğu gibi olmasını istiyoruz. Kızların gelmesini istemiyoruz. Bu yüzden okulun bir üniversiteye bağlanması imkânsız”24.

Eğer Ruhban Okulu Fener Rum Patrikhanesi’nin istediği şekilde açılacak olursa, Ermeni, Süryanî, Türk Ortodoks, Katolik, Protestan, Yehova Şahitleri, Bahaîler, Babîler ve benzeri bir sürü din, mezhep, tarikat, grup vd. aynı isteklerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin karşısına çıkacaktır. Çünkü bu, onlara bir emsal teşkil edecektir. Türkiye demokratik bir ülke olduğu ve bu cemaatler de dışarıdan desteklenecekleri için, isteklere karşı çıkmak zor, hattâ imkânsız olacaktır. Böyle bir durum Türkiye’de halen mevcut olan Hristiyanlık propagandasını da arttıracaktır. Neticede Türk toplumu dinsel yönden parçalanacak ve huzursuzluklar, çatışmalar, çekişmeler, tartışmalar yaşanacaktır. Hepsinden önemlisi laik bir ülkede hukukî yönden bunlara müsaade etmek nasıl mümkün olacaktır?

Neticede böyle bir karar her bakımdan Pandoranın Kutusudur. Okulun açılmasını Lozan Andlaşması gereği mütekabiliyet ilkesine dayandırarak, Atina’da bir cami açılmasına ya da Batı Trakya Türk azınlığının etnik kimliğinin tanınmasına bağlamak sanırım âmiyane tabirle ucuza gitmek anlamına gelir. Türkiye’nin bu konuda eli her zaman güçlüdür ve öyle olmalıdır. Batı Trakya Türk azınlığının etnik kimliğinin tanınmasının isteneceği makam bilinmektedir. Bu nedenle Heybeliada Ruhban Okulu’nun Patrikhanenin istediği şekilde açılması demek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel dinamiklerinin zedelenmesi ve bazı taşların yerinden oynaması anlamına gelmektedir ki, bu da uzun vâdede karşılaşacağımız sorunların bu konu ile bağlantılı olarak ortaya çıkma ihtimalini göstermektedir.

DİPNOTLARI

16- DÜSTUR, Beşinci Tertip, c.IV, Üçüncü Kitap, (16 Nisan 1965-8 Ekim 1965), s.2847-2855.

17- Resmî Gazete, Sayı: 13790, (26 Mart 1971). Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S:9, Ankara, 1972, s.131-193

18- Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu, s.101.

19- Benlisoy-Macar, Fener Patrikhanesi, s.67.

20- Ali Güler, Dünden Bugüne Yunan-Rum Terörü, Ocak Yay., Ankara, 1999, s.64.

21- Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu, s.109-110.

22- Özyılmaz, Heybeliada Ruhban Okulu, s.133-134.

23- Göknur Calan, “Fener Patrikhanesi Vatikan Olma Yılunda”, Nokta, S:37, (4-10 Eylül 1994), s.27. Aytunç Altındal, “Statü Meselesi Sorundur”, Nokta, S:37, (4-10 Eylül 1994), s.30.

24- Milliyet, (27 Eylül 2003).