1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Onlar İçin Ne İstiyoruz?

Oğuz Çetinoğlu
Cenab-ı Allah’ın Türk Milleti’ni tarihe ve insanlığa armağan ettiği topraklarda, Türk Kimliği’ni koruyarak yaşamak isteyen insanlar var: Sibirya’da, Altaylar’da, Kafkaslar ve Türkistan’da... Terketmek mecburiyetinde kaldığımız eski vatan topraklarında; Orta Doğu ve Balkanlar’da...

Onlar, bizim insanlarımız.

Bizim insanlarımız; sınırları belli olmayan geniş bir coğrafyaya yayılmışlar.

Onlarla ilgili stratejiler, Cumhuriyetimizin ilk yıllarında oluşturulup uygulandı. 1944 yılından sonra ise unutturulmaya çalışıldı. Onlarla ilgilenmek suç sayıldı. Günümüzde, farklı bir durum yaşanıyor. Kimilerinde nostaljinin, kimilerinde tarih şuurunun geliştirdiği ilgiler artık suç değil. Canlanan ilgilerle yeni stratejiler geliştirip uygulamak mecburiyetindeyiz.

O stratejinin ana çerçevesinde, bizim insanlarımızın, bulundukları ülkelerde millî kimliklerini koruyarak insanca yaşama haklarının elde edilmesi ve kullandırılması yer alıyor.

“Bizim İnsanlarımız” genel başlığı altında 19 bölüm hâlinde yayınlanan bu yazı dizisinde, insanlarımızın dilleri ve inançları ile, örf-âdet ve gelenekleriyle-görenekleriyle... özetle kendi kültürleriyle yaşama hakkına sahip olmadıklarını gördük.

Çözüm, bizim insanlarımızın topyekûn Türkiye’ye gelmelerinde değildir. Çözüme giden yol: onları bilmek, tanımak noktasında başlar. O nokta konulabildi ise, maksat hasıl olmuş demektir. Bizim insanlarımızı kültürel yönden, ekonomik açıdan destekleyebilirsek, kesin çözüme giden yolda ilerleyebiliriz.

Bizim insanlarımız ; bölücü, anarşist ve ayrılıkçı değildir. Uyruğu olduğu devlete, aralarında yaşadığı millete ve vatan belledikleri topraklara bağlıdırlar, saygılıdırlar. Bağlı oldukları ve saygı duydukları değerlere asla ihanet etmezler. Bu gerçeklerin ilgililere duyurulması ve kabul ettirilmesi ile problemler çözülür.

Bizim insanlarımız, topraklarında yaşadıkları ülkelerin azınlıklarıdırlar. Onlara yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre kabul edilen ve tanınan hakların uygulanmasını istiyoruz.

Bu hakların kapsamı ile tarihteki ve günümüzdeki uygulamaları, yazı dizimizin bundan sonraki bölümlerinde ele alınacaktır.

Azınlık kavramı, tarih içerisinde değişikliklere uğramıştır. Buna rağmen, milletlerarası görüşmelerde, çoğunluğun anlaştığı bir tarif ortaya çıkarılabilmiştir. Bu tarife göre; Azınlıklar, içerisinde yaşadıkları toplumdan; din, dil, ırk ve kültür özellikleri sebebiyle farklı olan insanlar topluluğudur. Belirlenen tarifi sağlamlaştırmak için, bazı şartlar eklenmiştir: Azınlıkların çok az sayıda insanla sınırlı kalmaması, çoğunluk olabilecek sayıya da ulaşmaması, geleneklerine bağlı olarak yaşama isteğinin bulunması, yaşadığı ülkenin tâbiyetinde olması... gibi. Azınlıkların, kendilerine tanınan haklardan yararlanabilmesi için uyruğunda bulundukları ve topraklarında yaşadıkları devlete sadık olmaları, onun gücünü zaafa uğratacak, bütünlüğünü bozacak eylemlere girişmemeleri şartı, yine milletlerarası görüşmelerde kayda geçen hususlardır.

Azınlık haklarının temelinde insan hakları vardır. İnsan hakları, devletlerin anayasaları ile düzenlenir. Genel olarak temel hak ve hürriyetler adı ile anılır. En geniş tarifi ile temel hak ve hürriyetler: İnsanın kendi kaderini, her türlü zorlamalar ile kısıtlamalardan uzak ve dış baskılar ile yönlendirmelerden arındırılmış olarak belirleme serbestiyetidir. Azınlık hakları, elbette ve hiçbir ülkede bu kadar geniş kapsamlı olmamıştır. Ancak serbestiyet dışındaki insan haklarının hemen tamamı, azınlıklar için de geçerlidir.

Modern devlet anlayışında insan; duyan, düşünen, üreten ve medeniyetler meydana getiren yüce bir varlıktır. Bu vasıfları sebebiyle insanın; dokunulmaz, devredilemez ve vazgeçilemez hakları vardır.

İnsan hak ve hürriyetleri beynelminel ve mutlaktır. Toplumlara, zamana, mensubu bulunduğu dine ve etnik gruba, kullandığı dile ve sahip olduğu kültüre göre değişmez. Hiçbir ayırım gözetilmeksizin her insana tanınmıştır. İnsanlara tanınan haklar, çok az istisnası ile azınlıklara da tanınmıştır. Uygulamada ise tanınan hakların büyük bölümünün yazılı metinlerde kaldığı görülmektedir. Azınlık hakları; şahsî haklar, ekonomik haklar ve sosyal haklar olarak sınıflandırılabilir.

Şahsî haklar; devlet tarafından dokunulmayacak, kısıtlanmayacak ve engellenmemeyecek haklardır. Mensubu bulunduğu kültüre göre isim alma ve kullanma hakkı, can ve mal güvenliği... gibi.

Ekonomik haklar; kanunlar çerçevesinde kişinin geçimini temin etmek için çalışma hürriyetidir. Hiçbir azınlık mensubunun malı, bedeli ödenmeden elinden alınamaz, satmaya zorlanamaz.

Sosyal haklar ise, mensubu bulunduğu dinin gereklerini yerine getirebilme hürriyetidir. Kurulu düzene aykırı olmamak şartıyla örf ve âdetlere göre giyinmek, doğum-ölüm merasimlerini düzenleme hürriyetidir. Ana dilini konuşmak hakkı da bu gruptadır. Kültürünü yeni nesillere öğretme hakkı ile sosyal hakların kapsamı tamamlanır.

Devlet; azınlık mensuplarını, yürürlükteki kendi kanunlarına aykırı olarak veya adliye makamlarının kararı olmaksızın göçe zorlayamaz, mesken dokunulmazlığını zedeleyemez. Doğum sınırlandırması gibi gerekçelerle çoğalmalarını engelleyemez.

Günümüz Türkiye’sindeki azınlıkların konumu, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile belirlenmiştir. Antlaşma ile yalnızca, ülkelemizde yaşayan gayrimüslimler azınlık olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında ülkemizde azınlık olarak kabul edilebilecek bir grup yoktur. Antlaşmaya göre, azınlıklar, dinlerini yaşama ve yaşatma hürriyetine sahiptirler. Yurt içerisinde seyahat edebilme hakları vardır. Mahkemelerde ana dillerini konuşurlar. Medenî ve siyasî haklarda, Türk Milleti’ne tanınan hakların aynısını kullanırlar. Eğitim kurumlarını açmak, çocuklarına bu okullarda ana dillerinde öğretim-eğitim vermek hakları vardır. Bu haklar, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın teminatı altındadır ve azınlık cemiyetlerinin çoğunluk kararı olmaksızın değiştirilemez.

Biz, ülkemizdeki azınlıklara hangi hakları tanıyorsak, bulundukları ülkelerde azınlık olarak yaşayan bizim insanlarımıza da -ne eksiği, ne bir fazlasıyla- aynı hakların tanınmasını istiyoruz.