1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

ÖNGRE BİNGA BAŞI adlı bir tarihçimiz var mı?

Prof.Dr. Osman Fikri Sertkaya
HÜSEYİN Nihâl Atsız 1934 yılında “En eski Türk müverrihi: Bilge Tonyukuk”(1) ve “İkinci Türk müverrihi: Yulıg Tigin”(2) adlı iki yazı yayımlamıştı. Genç okuyucularımız için “müverrih” kelimesinin “tarihçi, tarih yazan, tarih yazıcısı” anlamına gelen Osmanlıca bir kelime olduğunu açıklayalım.

Sayın Hulki Cevizoğlu’nun ATV’de sunduğu ‘Ceviz Kabuğu’ programına 2002 Haziran-Temmuz aylarında bir kaç kez konuk olan İnşaat Yüksek Mühendisi Kâzım Mirşan da Hazreti İsa’nın doğumundan önce 530 ilâ 493 yılları arasında yaşadığını iddia ettiği Ögre Bıga Başı adlı eski bir Türk tarihçisinden bahsetti.(3) K. Mirşan’a göre “General” rütbesini taşıyan bu tarihçi 516 yılında Fenikelilere karşı Çanakkale’de savaşmışmış? Acaba Türk tarihinde böyle bir tarih yazıcısı, yani “müverrih” yaşadı mı? Yoksa bu tarihçi, yani “müverrih” müddeinin diğer iddiaları gibi “sanal” bir Kâzım Mirşan klâsiği mi? Bu makalemde bu konuyu değerlendireceğim. Konuya Ögre Bıga Başı kelimelerini açıklayarak başlamak istiyorum.

ög, ögdün ve ögre

Türkiye Türkçesinde “arka” kelimesinin zıddı olan “ön” kelimesi Göktürkler tarafından hO ög şeklinde yazılmış ve okunmuştur. Bu kelimenin Göktürk devrindeki anlamı Sir Gerard Clauson’un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish = EDPT [13. Yüzyıldan Önceki Türkçenin Etimolojik Sözlüğü] adlı eserinde ‘the front [ön, ön taraf, ön yüz, cephe]’ şeklinde verilmiştir.(4)

ög kelimesinin Eski Türkçede ögdün ve ögre şeklinde iki türevi daha vardır. Bu türevleri de inceleyelim.

a. ögdin ve ögdün şekilleri Sir Gerard Clauson’un EDPT adlı eserinde ‘(situated) in front [önünde (yer almak)]’ şeklinde anlamlandırılmıştır.(5) ögdün kagangaru sü yorı:lım ‘let us make an expedition eastwards against the xağan [doğuya kağana doğru bir sefer yapalım]’ (Tonyukuk 29); ögdün yan teg! ‘attack from the east side [doğu tarafından hücum et!]’ (Tonyukuk 11).

Kelime Budist Uygur metinlerinde ‘east [doğu]’ anlamında ögdün yanında ögtün imlâsıyla da geçer.

b. ögre kelimesi Sir Gerard Clauson’un EDPT adlı eserinde ‘in the east, eastwards [doğuda, doğuya]’ şeklinde anlamlandırılmıştır.(6) ögre kün tuğsıkda ‘in the east, where the sun rises [doğuda, güneşin doğduğu yerde]’ (Köl Tigin, Doğu, 4 = Bilge Kağan, Doğu 5); ögre kün tuğsıkıga (Ongin, 2); ... ögre kıtañığ ... ‘in the east Kitans, ... [doğuda Kıtay’(lar)ı, ...]’ (Tonyukuk 7).

Sonuç olarak Göktürkçede istikamet bildiren bir kelime olarak “ön” anlamının yanında “doğu (yönü)” anlamına da gelen ög kelimesinin türevlerinden ögdün “doğudan, doğu yönünden, doğu tarafından”, ögre ise “doğuya, doğuda” anlamlarında tespit edilmiştir. Bir başka söyleyişle yön bildiren ögre kelimesinin isim olarak kullanılışı bindörtyüz yıllık Türkçe metinlerin hiç birinde bir defa olsun görülmez.

b1ıga (Ahib) ve b2ige (AhiB)

1. Kelime Köl-İç-Çor (İ¿e øöşötü) yazıtının 20. satırındaki ∆(a)rlu∆ : t(a)pa [ ... ]∫(a)lı : b(a)r(ı)p : (a)z(ı)n (e)r(i)g : y(a)na bige : süsi : kigürti : ∆(a)rlu∆ (a)tl(a)ntı : “Going against the Qarluq in order to ... little by little (?), the army brought the men home again (?) [Karluğa doğru ... mak için gidip, ordusu er(ler)i azar azar yine ev(ler)ine getirdi (girdirdi). Karluk atlandı]” cümlesinde AhiB b2ige şeklinde ince sıralı olarak geçtiği için araştırıcılar tarafından doğru teşhis edilememiştir. Yazıtın son nâşirleri olan Sir Gerard Clauson ile Edward Tryjarski bu kelimeyi başına bir (e) sesi ilâve edip (e)bige şeklinde okumuş ve “evine” olarak anlamlandırmışlardır.(7)

2. Kelime Şine-Usu (Tegride Bolmış İl İtmiş Bilge Kağan) yazıtında hem AhiB b2ige it- şeklinde ince sıralı ...]ük(e)n(i)g : to∆ıd(ı)m : (a)nda : ol(u)r(u)p : (e)bige : it(i)m “ ... den ... kän schlug ich, dort wohnend - -te ich zu seinem haus; ... [kän’i vurdum, orada oturarak , ben evine doğru [... ]dim; ...]”(8) (B 3), hem de b1ıga : b(a)şı : ve b1ıga : it- örneklerinde Ahib b1ıga şeklinde kalın sıralı (sü yorıdı : öz(ü)m(i)n : ögre : bıga : b(a)şı : ıtı : “zog er mit dem heer aus, mich selbst sandte er voraus als tausendhauptmann [ordu ile sefere çıktı, beni önceden binbaşı olarak gönderdi]” (K 6)(9); (totok : b(a)ş(ı)n : çik t(a)pa : bıga : it(i)m “Über ... Tutuk-baş sandte ich gegen die Çik ein Binga (tausend?) [Tutuk-baş’ı Çik’e doğru bir Binga (1000 ?) gönderdim]”, ... (D 11)(10) şeklinde geçmektedir. Bu yüzden yazıtın ilk naşiri J. G. Ramstedt ince örneğin başına bir (e) sesi ilâve edip (e)bige şeklinde okumuş ve “evine” olarak anlamlandırmıştır.(11)

G. J. Ramstedt Şine-Usu yazıtındaki kalın sıralı Ahib b1ıga kelimesi için şu açıklamayı yapmıştır: Ahib, wahrscheinlich biÓa zu lesen. Ich vermute hier eine altertümliche nebenform oder eine ableitung von biÓ ‘1000’ vgl. mo. miÓgan ‘1000’. s. O 11. [Ahib, belki biÓa olarak okumalı. Ben burada bir arkaik yanşekil veya biÓ’in bir türevi olduğunu zannediyorum. krş. moğolca miÓ gan ‘1000’. bk. Doğu yüzü 11. str.]”.(12)

Türkologlar ile Mongolistler Türkçe ile Moğolca arasındaki kelime tekabülleri ile kelime alış verişi için değişik iki görüşü ileri sürerler.

a) Türkçe bir kelime Moğolcaya geçince tek heceli ise kendisini iki heceye, iki heceli ise kendisini üç heceye tamamlayarak veya Moğolca ek alarak Moğolcalaşır. Türkçe: kök “mavi” ’ Moğolca: kökö ~ köke, Türkçe beg ’ Moğolca: begi ~ bege; Türkçe: öküz ’ Moğolca: öküre; Türkçe: ikiz ’ Moğolca: ikire; Türkçe: ala ~ ula “kızıl” ’ Moğolca: ulagan; Türkçe: bıg ’ Moğolca: miggan.

b) Veya Moğolca bir kelime Türkçeye geçerken iki heceli ise tek heceye, üç heceli ise iki heceye düşerek veya ekini kaybederek Türkçeleşir. Moğolca: kökö ~ köke “mavi” ’ Türkçe: kök; Moğolca: begi ~ bege ’ Türkçe beg; Moğolca: öküre ’ Türkçe: öküz; Moğolca: ikire ’ Türkçe: ikiz; Moğolca: ulagan ’ Türkçe: ala ~ ula “kızıl”; Moğolca: miggan ’ Türkçe: bıg.

Ramstedt’in Türkçe: bıg ~ mıg ’ Moğolca: miggan görüşü H. N. Orkun tarafından da benimsenip Eski Türk Yazıtları, IV, İstanbul, 1941, s. 29’da tekrarlanmıştır.

Esasında 1000 rakamı Eski Türkçede, Tonyukuk yazıtında hib (B1YÑ) bıg şeklinde (Ton. I. D 1: süsi üç bıg (e)rm(i)ş; Ton. I. G 7: (i)ki üç bıg süm(ü)z ...; Ton. I. G 9: (i)ki bıg (e)rt(i) m(i)z) cümlelerinde kalın sırada, Bilge Kağan yazıtında ise hiB (B2YÑ) big şeklinde (Bilge Kağan, G 1: ...t(a)b]g(a)ç (a)tl(ı)g süsi bir tüm(e)n artukı yedi bin süg ilki kün öl(ü)rt(ü)m) cümlesinde ince sırada, geçmektedir. 1000 kelimesi Uygur devrine ait Taryat yazıtında bıg (B 2, G 4); bıg b(a)şı (B 7); b(i)ş bıg (e)r b(a)şı (G 7) gibi örnekler yanında bıg yıl[l]ık tüm(e)n künl(ü)k (B 2) gibi ibarelerde de kalın sırada geçmektedir. Sir Gerard Clauson da EDPT’te madde başını bıg şeklinde, kalın sırada, almıştır.(13) Kelimenin b- > m- gelişmesi ile teşekkül eden mıg ~ mig şekli ise, Eski Türkçenin ilk metinlerinde görülmez. Sadece Irk Bitig [Fal kitabı]’nın 30. falında mıg veya mig okunabilecek iki örnekte geçer. Uygur ve Arap harfli metinlerde ise kelime big ve mig şekillerinde, ince sıralı olarak, okunmuştur.

1000 rakamının Moğolcadaki karşılığının miggan şeklinde kalın sıralı olduğu görülüyor. Burada Moğolcada ı sesi olmadığı için ı sesinin i sesi ile ifade edildiğini de vurgulayalım.

bıga ~ bige kelimesinin etimolojik bir açıklaması da Árpád Berta tarafından bin- fiilinden fiilden isim yapan -ge eki ile bin-ge > bige şeklinde teşekkül eden isim olarak yapılmıştır. Á. Berta bige kelimesinin bıga şeklinde kalınlaşmasını da g sesinin kalınlaştırıcı özelliği ile açıklayıp, benzer şekiller olarak ben-ge > baga “bana”; sen-ge > saga “sana” örneklerini verir ve bin- fiilinin paralel şekillerinin de yel- ve yort- fiilleri olduğunu zikreder.(14)

Bana göre bu fiil Eski Türkçede hem bın- şeklinde kalın sıralı olarak, hem de bin- şeklinde ince sıralı olarak, birlikte kullanılmıştır. Bu şekildeki ikili kullanılışın bir örneği de bıg ve big kelimesidir. Gerçekten de Türkçede bıg ~ big; bın- ~ bin-; bıç- ~ biç- gibi ikili şekiller yanında ay(t)- > ey(t)-; yorı- > yörü- gibi fiillerin ay > ey; ıt > it “köpek”, amtı > emti > imdi gibi isimlerin de, tarihî gelişme sonucunda, kalın sıradan ince sıraya geçtikleri gözlemlenmektedir. bın- ~ bin- fiilinin kalın gövdesi olan bın- > mın- ~ mun- ~ mün- şekli Türk lehçelerinde XIV. yüzyıla kadar kalın sırada da kullanılmış ve bıngaç ve mungaç örneklerinde de görüldüğü gibi kalın sıralı ek almıştır.(15) tegri > tañrı örneğinde olduğu gibi, Türkçede kalın sıralı kelimelerin ince sıraya geçme temayülünün ince sıradan kalın sıraya geçme temayülünden fazla olması dolayısıyla, ben aslî (birincil / primer) şeklin bın-ga > bıga, tâli (ikincil / sekunder) şeklin ise bin-ge > bige olduğu kanaatindeyim.

Kelimenin etimolojisi bın- ~ bin- fiilinden fiilden isim yapan -ga/-ge eki ile yapılmış isim ise anlamı “(ata) iyi binen = süvari” olarak anlaşılmalıdır. Taryat yazıtındaki bıga ... bodunı (B 8-9); bıga k(a)g(a)s (a)t(a)çuk bod(u)nı (B 9); bıga [ ... (B 9)]; bıga Uyg(u)r bod(u)nı (K 2) örneklerindeki bıga kelimesini “süvari = atlı” olarak anladığımızda, zikredilen örnekleri “süvari ... halkı” (B 8-9); “süvari k(a)g(a)s ve (a)t(a)çuk halkı” (B 9); süvari [ ... halkı?]” (B 9); ve “süvari Uygur halkı” (K 2) şeklinde anlamak imkânı doğar. O zaman Taryat D 6’daki ... (a)tl(ı)g(ı)n y(a)m(a)şdı. bıga yorıdı cümlesini de “... atlı olarak katıldı. Süvari (olarak) hücum etti” şeklinde anlayabiliriz.

b(a)şı

Türklerin ordu teşkilâtının Hun devrinden beri on başı, yüz başı, bin başı gibi onluk sistem üzerine kurulduğu bilinmektedir.(16) Kırgız Türkçesinde yazılmış Manas destanında kırk başı ve elig başı unvanları yanında Kazak Türkçesinde tümen başı unvanı da geçmektedir. Bunlara Taryat yazıtındaki b(i)ş yüz b(a)şı köl(ü)g ogı öz ın(a)nçu, b(i)ş yüz b(a)şı ul(u)g öz ın(a)nçu urugu, b(i)ş bıg (e)r b(a)şı ışb(a)ra s(e)gün ve tümen başı unvanlarını eklersek, on başı, kırk başı, elli başı, yüz başı, bin başı, beş bin başı, tümen başı gibi unvanları da elde ederiz. Bu askerî unvanlara yine Türk ordusunda kullanılan kor başı, top başı, koş başı, batır başı gibi unvanları da ekleyebiliriz.(17) Bu kullanışlara dayanarak turg(a)k b(a)şı ibaresini “gözetleme karakolunun başı”, buyruk b(a)şı ibaresini “beylerin, kumandanların başı” şeklinde nasıl anlıyorsak, bıga başı ibaresini de “süvarilerin başı” olarak anlamamız mümkün olur.

Şimdi yazımızın başında İ¿e øöşötü ve Şine-Usu yazıtlarından verdiğimiz örnekleri “süvari” anlamıyla bugünkü Türkçeye aktaralım:

Köl-İç-Çor (İ¿e øöşötü) yazıtının 20. satırındaki ∆(a)rlu∆ : t(a)pa [ ... ]∫(a)lı : b(a)r(ı)p : uz(u)n(18) (e)r(i)g : y(a)na bige : süsi : kigürti : ∆(a)rlu∆ (a)t l(a)ntı : cümlesini “Karluğa doğru ... mak için gidip, uzak gözcüleri ve süvari kuvvetleri yerleştirdi (koydu). Karluk atlandı”; Şine-Usu (....) yazıtındaki ...]ük(e)n (i)g : to∆ıd(ı)m : (a)nda : ol(u)r(u)p : bige : it(i)m “...]ük(e)n’i vurdum. Orada oturarak süvari (kuvvetleri) gönderdim”(ŞU, B 3); sü yorıdı : öz(ü)m(i)n : ögre : bıga : b(a)şı : ıtı : “ordu hareket etti. (Kağanım) beni doğuya süvari (kuvvetlerin) başı olarak gönderdi (ŞU, K 6); totok : b(a)ş(ı)n : çik t(a)pa : bıga : it(i)m “ Totok baş ile Çik (kavmine) doğru süvari (kuvvetleri) gönderdim”(ŞU, D 11); çik bodunı∫ bıg(a)m süre kelti “Çik halkını süvarim püskürttü” (ŞU, G 20) şeklinde anlamak imkânımız olur.

Uygurların Runik harflerle yazdıkları yazıtlar hakkındaki bilgilerimizi de tekrarlayalım:(19)

“745 ile 780 yılları arasında Ötüken havalisinde hüküm süren Yaglakar hânedanının üç kağanının birincisi 745 ile 747 yılları arasında saltanat süren Kutlug Bilge Köl Kagan’dır.

Kutlug Bilge Köl Kagan’ın 747 yılındaki ölümü üzerine, ikinci Uygur kağanı olarak, yerine oğlu Bayan Çor (Çince: Moyun Çor) kağan olmuş ve 759 yılına kadar da saltanat sürmüştür. Bayan Çor’un kağanlık unvanı, Terh ~ Taryat ve Şine-Usu yazıtlarına göre Tegride Bolmış İl İtmiş Bilge Kagan şeklinde idi.

Tarihî kaynaklarda Tegride Bolmış İl İtmiş Bilge Kagan adına dikilen şu üç anıt bilinmektedir:

1. Tes anıtı: 750 (bars) yılının yaz ayında Tes nehri başında dikilmiştir. 86 cm yüksekliğinde, 22 cm kalınlığında ve 32 cm genişliğinde dört köşe granit bir taş olan bu anıt 1976’da Sergey G. Klyaştornıy ile Harcavbay Sarthocaoğlu tarafından Moğolistan’ın Kubsugul eyâletinde, Tes nehrinin yukarı mecrasında, Çağan uul kasabası yanında bulunmuştur. Anıtın dört yüzünde (Batı yüzünde 6, Kuzey yüzünde 5, Doğu yüzünde 6, Güney yüzünde 5 satır olmak üzere) 22 satırlık runik metin vardır. Satırların baştan ortaya kadar olan kısımları tahrip olduğu için, okunabilen metin, anıtın alt bölümüdür ve esas yazıtın 3/1 veya 4/1’i hacmindedir. Yine de Batı yüzünün dördüncü satırında okunan takagu yılı ibâresi anıtın yazılış tarihine ışık tutmaktadır. Ayrıca anıtın dördüncü yüzünde bir kağan damgası da bulunmaktadır.

2. Terh ~ Taryat anıtı: 753 (yılan) yılının yaz ayında Terh nehrinin kenarına dikilmiştir. 2.35 cm yüksekliğinde, üstte 27, altta ise 37 cm genişliğinde ve 20 cm kalınlığında, dörtköşe granit bir taş olan bu anıt, 1969 ve 1970 yıllarında Moğolistan’ın Ar¿angay (Kuzey øangay) aymağının Somon bölgesinde toprağa gömülmüş halde bulunmuştur. 35 satırlık metin ihtiva eden anıtın Doğu yüzündeki 9 satırda 741 (yılan yılı) ile 743 (koyun yılı), Güney yüzündeki 6 satırda 744 (biçin yılı), 745 (takıgu yılı), 746 (it yılı), 747 (lagzın yılı), 748 (küsgü yılı), Batı yüzündeki 9 satırda ise 750 (bars yılı), 752 (ulu = ejder yılı) ve 753 (yılan yılı) olayları anlatılmakta ve böylece 741-753 yılları arasındaki 12 yıllık bir devreye ışık tutulmaktadır. Kaplumbağa bir kaidesi de olan anıtın kaidesinde ikinci Uygur kağanının damgası yer almaktadır. Bu damganın benzeri Tes ve Şine-Usu yazıtlarıda da bulunmaktadır.

3. Şine-Usu anıtı: 759-760 (lağzın-küskü) yıllarında dikilmiştir. 3.80 cm yüksekliğindeki dörtköşe granit taşın Kuzey yüzünde 12, Doğu yüzünde 12, Güney yüzünde 15 ve Batı yüzünde 11 satır olmak üzere 50 satırlık metin bulunmaktadır. 1909’da Kuzey Moğolistan’ın Şine-Usu gölü civarında Gustav John Ramstedt tarafından bulunan anıtın ihtiva ettiği satırların yer yer tahrip olmasına karşılık, metinde 441 (yılan) yılından başlayarak 757 (takagu) yılına kadar olan tarihler takip edilebilmektedir.

Böylece 747-759 yılları arasında hüküm süren Tegride Bolmış İl İtmiş Bilge Kagan adına dikilen Tes, Terh (Taryat) ve Şine-Usu anıtlarından Ötüken Uygurlarının 741 ile 757 yılları arasındaki tarihî olaylarını öğreniyoruz.

Sonuç olarak Şine-Usu yazıtının 6. satırında geçen özümin ögre bıga başı ıtı cümlesi Türkiye Türkçesine ancak ve ancak “(Kağanım) beni doğuya (doğru) süvari (kuvvetlerinin) başı (olarak) gönderdi” şeklinde çevirilebilir. K. Mirşan bu cümledeki ögre bıga başı ibaresini kişi adı olarak anlamıştır. 1978 yılında “Majör-General” (tümgeneral)(20) unvanıyla ilân ettiği bu hayalî kişiyi, 1985 yılında “Maraşal”lığa(21) terfi ettirmiş, 2002 yılında ise tenzil-i rütbe edip “General”(22) rütbesine indirmiştir. Yani K. Mirşan her seferinde daha önce ne yazdığını unutmuş ve hayal ürünü olan tarihçisine yukarıdaki çeşitli unvanları ihsan etmiştir. K. Mirşan’ın Ceviz Kabuğu programında söylediği “General rütbesini taşıyan bu tarihçi Milâttan Önce 516 yılında Fenikelilere karşı Çanakkale’de savaştı” görüşü de verdiği unvanlar gibi havada kalan, boşlukta yüzerek ve gezerek dolaşıp duran “sanal” bir görüştür. Adı geçenin başka “sanal” görüşleri de bundan sonraki yazılarımızda değerlendirilerek Türk okuyucusuna sunulacaktır.

DİPNOTLARI

(1) Orhun, Aylık Türkçü Dergi, Sayı 1, s. 16-20.

(2) Orhun, Sayı 5, s. 95-102.

(3) Hulki Cevizoğlu, Tarih Türklerde Başlar. Türk Dilinin Kökeni, Ceviz Kabuğu yayınları, Ankara, 2002, s. 103-105.

(4) Sir Gerard Clauson, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish, Oxford, 1972, s. 167a öÓ maddesi.

(5) Sir Gerard Clauson, a. g. e., s. 178a-b öÓdün maddesi.

(6) Sir Gerard Clauson, a. g. e., s. 189a öÓre: maddesi.

(7) Sir Gerard Clauson-Edward Tryjarski, “The Inscription at Ikhe Khushotu”, Rocznik Orientalistyczny, XXXIV/1, 1971, transkripsiyon: s. 22; tercüme: s. 29.

(8) G. J. Ramstedt, “Zwei uigurische runeninschriften in der Nord-Mongolei.. II. Die Inschrift des Grabsteins am Şine-usu”, JSFOu, XXX/3, Helsinki, 1913, s. 34-35.

(9) G. J. Ramstedt, “a. g. e.”, JSFOu, XXX/3, Helsinki, 1913, s. 14-15.

(10) G. J. Ramstedt, “a. g. e.”, JSFOu, XXX/3, Helsinki, 1913, s. 24-25.

(11) G. J. Ramstedt, “a. g. e.”, JSFOu, XXX/3, Helsinki, 1913, s. 62.

(12) G. J. Ramstedt, “a. g. e.”, JSFOu, XXX/3, Helsinki, 1913, s. 44, not 6/17-20.

(13) krş. EDPT, 347b-348a. bıg ‘a thousand’.

(14) Árpád Berta, “Yälmä und Bïña”, Laut- und Wortgeschichte der Türksprachen, Wiesbaden,1995, s. 9-16. Bu makale Almancasından Türkçeye Nurettin Demir tarafından çevrilmiştir. Árpád Berta, “Yelme ve Bıña”, Türkçe Kökenli Macar Kavim Adları, Ankara, 2002, s. 129-139.

(15) EDPT, 348a. bin- maddesi.

(16) İbrahim Kafesoğlu, “Ordu”, Türk Millî Kültürü, 3. baskı, İstanbul, 1984, s. 269-275.

(17) Sravnitel’no-İstoriçeskaya Grammatika Tyurkski¿ Yazıkov. Leksika, Moskova, 1997, s. 567-568.

(18) uz(u)n. Á. Berta Köl İç Çor yazıtında Clauson-Tryjarski tarafından (a)z(ı)n okunan kelime için “Burada metnin orijinalindeki bir yazım hatası (veya yayımcıların bir okuma hatası) ile karşı karşıya olduğumuzu ve bunun azın değil uzun okunması gerektiğini sanıyorum” demektedir. Bk. Árpád Berta, “Yelme ve Bıña”, Türkçe Kökenli Macar Kavim Adları, Ankara, 2002, s. 133.

(19) Osman Fikri Sertkaya, “Göktürk harfli Uygur kitabelerinin Türk kültür tarihi içerisindeki yeri”, Göktürk Tarihinin Meseleleri, Ankara, 1995, s. 305-310.

(20) Kâzım Mirşan, Akınış Mekaniği. Altı Yarıq Tïgin, Ankara, 1978, s. 105.

(21) K. Mirşan, Anadolu Prototürkleri, Ankara, 1985, s. 46.

(22) Hulki Cevizoğlu, Tarih Türklerde Başlar. Türk Dilinin Kökeni, Ceviz Kabuğu yayınları, Ankara, 2002, s. 103-105.