1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Ne olur, ne olmalıdır?

Hüseyin Adıgüzel
İLGİLİ ilgisiz hemen her ülkenin dikkatlerini çevirdiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki milletvekilliği seçimleri 14 Aralık 2003 Pazar günü yapıldı. Ortaya iktidarı ve muhalefeti pek memnun etmeyen bir tablo çıktı. % 50-50 oy bölünümü ve 25-25 milletvekili bölümünden oluşan tablo bir hükûmet bunalımıın da habercisi gibi...

İktidar memnun değil. Elinde tuttuğu erki kaçırdı. Tam olarak muhalefete teslim etmedi ama, boşluğa bıraktı. Muhalefet memnun değil... Siz bakmayın Cumhuriyetçi Türk Partisi genel başkanı M.Ali Talât’ın “seçimlerden birinci parti olarak çıktık. Halk bizi destekliyor” kabilinden sözlerine... Çünkü seçim öncesi bir televizyonda “Tek başımıza iktidar olacağız. 15 Aralık günü başbakan benim” diyen bir insanın, bırakın tek başına iktidar olmayı, dektekçisi ile beraber iktidar olamayışı, memnuniyetsizliğin temel nedeni...

Bu durumda ne olur?

1. Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) koalisyon kurabilirler.

2. CTP ile Demokrat Parti (DP) koalisyon kurabilirler.

3. UBP-CTP-DP koalisyon kurabilirler.

4. Dört parti bir araya gelerek millî koalisyon kurabilir.

Bize göre bu dört şekil de gerçekleşmez. Çünkü CTP, seçimden önce, iktidar partileri ile asla koalisyon kurmayacağını deklare etmişti. Seçim sonrasında Mehmet Ali Talât, bu deklareye bağlı olduklarını bir kere daha açıkladı. Durum böyle okunca, ufukta bir erken seçim görünüyor. UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ve DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, erken seçimin gerekebileceğini söylerken CTP başkanı M. Ali Talât, erken seçime gerek olmadığını söyledi. Niçin böyle söylediler, ne düşündüler, onu bilemem, fakat ne derlerse desinler erken seçim ufukta görünüyor.

Muhalefet, bu seç mde stratejik bir hata yaptı. Uzun yıllar iktidarda olmanın getirdiği yıpranmışlığı, ekonomik zorlukları, yapılan yanlışlıkları kullanacağı yerde, seçimi Annan Plânının referandumu hâline getirdi. Tabiî ki, bunu yaparken halkın Avrupa Birliği’ni büyük çoğunlukla isteyeceğini düşündüler, fakat yanıldılar. Seçimin sonucunda halk, “Avrupa Birliği’ne girmek istiyoruz, ama Annan Plânı ile değil” mesajını verdi. Ve muhalefet beklediğini bulamadı. Demek ki, halkın hiç olmazsa: % 50’sinin Annan Plânı’ndan korkuları, endişeleri var. Muhalefet bunu fark edemedi.

Bana göre seçimin galibi yine iktidar. Çünkü; 16 yıldır iktidarda olan bir partinin yıpranması ve oy kaybetmesi gayet doğaldır. Rum kesimini, AB’ni, ABD’yi, BM’i arkasına alan muhalefet, akıttığı milyonlarca Euroya rağmen istediği sonucu alamadı. CTP Genel Başkanı M. Ali Talât “Tek başımıza iktidar olacağız ve ben başbakan olacağım. Cumhurbaşkanını görüşmelerden alacağız ve görüşmeci ben olacağım” demiyor muydu? Bu kehanetlerin hiç birisi gerçekleşmediğine göre M. Ali Talât kaybetmiş olmaz mı?

Bu Avrupa Birliği masalı, milletin kafasını allak bullak ediyor. Durum Türkiye’de de aynı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti seçimlerinden sonra AB’nin masal mı, gerçek mi olduğunu anlamak mümkün.

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin AB’ye girmek için ne kadar istekli olduğu hepimizin malûmu. AB yöneticilerinin önümüze devamlı bir takım engeller koydukları da malûm. Son engel Kıbrıs’tı. Şimdi Kıbrıs halkı, AB’ye girmek istediğini belirttiğine göre, Türkiye artık çözüme doğru gitmek zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, yine Annan Plânı esasları içerisinde olmaz olmazlarını tesbit ederek yeni bir plân sunabilir. Ve görüşmelere açık olduğunu deklare edebilir. Olmazsa olmaz şartların dışında, eğer anlaşma sağlanabilirse, anlaşmanın yürürlüğe girme tarihini, Türkiye’nin AB’ye üye olma tarihi olarak ilgililere sunar. Onlara “Bakın ben isteğiniz doğrultusunda Kıbrıs meselesini çözdüm. Sizin sözlerinize pek güvenim yok. Bu yüzden, beni üyeliğe aldığınız gün, anlaşma yürürlüğe girer, hodri meydan” diyebilirse, AB’nin masal mı, gerçek mi olduğunu kolayca anlayabiliriz. Eğer AB, Türkiye’yi içine almakta samimî ise bu teklifi kabul eder, değilse, yani AB bir masalsa teklifi reddeder.

Hükûmet bunu yapar mı? Bana göre oldukça şüpheli ve zor görünüyor. Çünkü, hükûmet, tüm kozlarını AB’ye devretmiş durumda. Hattâ Kıbrıs seçimleri bile hükûmetin politikasının yanlışlığını ortaya koydu. Çünkü hükûmet baştan beri TÜSİAD’ın önerdiği “ver, kurtul” politikası takip ediyordu. Bunu açık olarak yapamadı, milletin tepkisinden çekindi ve seçimlerde üstü kapalı olarak muhalefeti destekledi. Hükûmet, Kıbrıs’ı veren bir hükûmet olmayı göze alamadığı için bu işi muhalefetin eliyle yapmayı düşündü. Eğer seçimi muhalefet kazansaydı, Kıbrıs kesinlikle verilecekti. Çünkü kılıf hazırlanmıştı. Muhalefet kazandığı seçim sonrası, Annan Plânı’nı imzalayacak, referanduma sunacak ve daha sonra Türkiye Cumhuriyeti hükûmetinin önüne gelerek “Halkımız böyle istiyor, lütfen bize engel çıkarmayın”, diyecekti. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti de, “madem halkınız öyle istiyor, istedikleri gibi olsun” diyerek, “ver, kurtul” politikasını uygulayacaktı. Sonra da millete dönerek, “Ben vermek istemiyordum ama, kendileri böyle istedi. Bizi istemeyeni biz de istemeyiz” diyecek ve oluşacak tepkileri asgariye indirecekti.

Plân buydu. Ama tutmadı. Seçimler ortada kaldı. Bu durumdaki bir hükûmetin, yukarıda değindiğimiz şekilde bir öneriyi, AB’ye götürmesi beklenebilir mi? Hayır beklenemez. Yine onların istekleri ve önerileri istikametinde hareket edileceği gün gibi ortada. Bunun ilk işaretleri görünmeye başladı bile...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, seçim sonuçlarını yorumlarken, “Yeni siyaset ve yeni siyasetçiler gerekir” dedi. Daha iktidara geldiklerinde, “Kırk yıldır çözümsüzlüğü çözüm olarak görenlerin gitmesi gerekir” anlamındaki sözleri ile şu günlerde söylediği, “yeni siyaset ve yeni siyasetçiler gerekir” sözlerinin anlam olarak pek farkı yoktur. Hedef Rauf Denktaş Beydir.

Hükûmet ilgilileri yeni bir plândan söz ediyorlar. Kapsamı tam olarak açıklanmış değil. İnşallah biz yanılırız. Ver-kurtul, yeniden gündeme geliyor. AB’nin, Yunanistan’ın, ABD’nin ve Kıbrıs Rumlarının istekleri doğrultusunda bir plân olacağını düşünüyorum. Çünkü, koz adamların elinde, hükûmet de bu kozu görüyor. Başta türlüsü düşünülemez.

Rusya’nın Kıbrıs politikasında büyük değişiklikler olduğunun bu hükûmet farkında bile değil. Geçenlerde ülkemizi ziyaret eden, eski Sovyetler Birliği büyükelçisi Albert Çernişev, “Kıbrıs’ta iki ayrı halk vardır. Çözüm her ikisinin de istekleri gözönüne alınarak olmalıdır” dedi. Bu tamamen Türk tezinin Rusya’da kabul gördüğü mânâsına gelir. Aynı günlerde ülkemizde bulunan Rusya’nın yüksek düzeyli heyetinin başkanı da aynı mânâya gelen sözler söyledi. Bu, Kıbrıs meselesinde eskisi gibi yalnız olmadığımızı, AB karşısında alternatiflerin bulunduğunu göstermesi açısından olumlu bir gelişme...

AB karşısında pazarlık gücü yüksek bir Türkiye olabilir. Yeter ki, meseleye at gözlüğü ile bakmayalım. Önümüzdeki günler, birçok olaya gebe... Bekleyelim ve görelim.