1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

NE OLACAK BU ORDUNUN HALİ?

Yağmur Çavuşoğlu
Eski büyük kültür tarihçileri ve sosyologlar Türk devlet sisteminin iki ana direği olduğunu söylerler: Bunlardan birisi aile, diğeri de ordudur. Maalesef günümüzde iki ana müessesenin de yozlaştırılıp, yıpratılması hususunda ne gerekiyorsa yapıldığı gözler önündedir.

Tarihin en köklü halklarının başında gelen Türklerin bir özelliği de ordu-millet olmasıdır. Yani herhangi bir tehlike veya seferberlik halinde eli silah tutan ve savaşabilecek haldeki herkes vatan savunmasına sorgusuz-sualsiz katılmak durumundadır. Bu, Türk devlet yapısında paralı askerliğin bulunmadığının, bütün vatandaşların doğuştan asker olduğunun göstergesidir. Dolayısıyla eski Türk toplumunda, bugünkü manada anlaşılabilecek profesyonel askerlik yok idi. Çünkü herkes askerdir. Bu yüzden, tıpkı Türk ailesi gibi, milattan önceki devirlerde ana vasfı nasılsa, günümüze kadar gelebilmiştir.

Hepimiz biliyoruz ki, Türk tarihinde zaman zaman siyasi ve ekonomik sıkıntıların yaşandığı devirler vardır. Bu vaziyet toplum ve devletin bütün müesseselerini etkilediği gibi, orduya da sirayet eder. Ama öz korunduğundan bir müddet sonra bütün sosyal kurumlarda bir toparlanma olur.

Yukarıda bahsettiğimiz sıkıntılı vaziyeti, esasında Türkiye Cumhuriyeti 30-40 yıldır çekmekte. Buna bağlı olarak Türk askeriyesi de de birtakım olumsuzluklar yaşıyor. Özellikle Sovyetlerin dağılarak, tehdidin azalması, yeniden bir dünya kurmaya çalışan ABD ve AB’nin çıkarlarına Türk iye’nin engel teşkil etmesi, Türk milletinin de bu güne değin en çok güvendiği müessese olan ordunun, Türkiye’nin parçalanmasına ve kendi aleyhine bazı planlara karşı çıkması sebebiyle, Türkiye üzerine olduğu gibi, Türk ordusuna yönelik de bir karalama ve yıpratma tezgâhı gündemde tutuluyor. Bereket ki, Türklerin büyük bir bölümü bunun farkında.

İşte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölmeye matuf olarak, ordu ile ülkenin diğer kurumları karşı karşıya getirilmek ve askerin onuru halkın gözünden biraz daha düşürülmek istenmektedir. Böylece halk nazarında ordunun tek başına güvenilebilecek bir yapı olmadığı ortaya konulmaya çalışılıyor.

Peki bu gidişatta ordunun hiç suçu yok mu? Sorusu akla gelebilir. Bize göre yaşanan pek çok olumsuzluğun gerçek müsebbibi, geçmişte veya şimdi orduyu idare eden komutanların bizatihi kendileridir. Elbette ki hiçbir Türk’ün, gözü gibi kıskandığı, tek bir toz zerreciği kondurmak istemediği ordusu hakkında kötü şeyler söylemeye dili varmaz. Ama bugün iş o noktaya gelmiştir ki, artık eğri oturup, doğru konuşmak lazım.

Maalesef Türk ordusu 1950’lerden beridir, dayandığı milletinden uzaktır. Sovyetlerin dağılmasına kadar nasıl ki bütün politikalarımızda ABD etkili olmuşsa, Türk ordusunda da Amerikan’ın sözü geçmiştir. Bununla beraber 1980’den sonra yoğunlaşan terör hadiseleri sebebiyle, aşağı-yukarı Anadolu’nun her ilinden, her ilçesinden ve köyünden şehitlerin çıktığı bir zamanda, bu fedakâr ve mazlum Türk evlatlarına yapılan cenaze törenlerinde, onların başörtülü analarının, bacılarının askeri birliklere alınmaması gibi bir gaflet, muhakkak ki toplumda bir antipati yaratacaktır. Nitekim de öyle olmuştur. Elbette Türk ordusu devletin ve rejimin, kim ne derse desin sarsılmaz bekçisidir. Fakat, muhtemelen pek çok komutanın da annesi başörtülü olduğu halde, sen tutup da, başkalarının yaptığı gibi, laikliği sadece anamızın, ninemizin başını bağlamasıyla özdeşleştirirsen, halk da senden soğur. O vakit de Türk milletinin dini duygularını suistimâl edenlerin ekmeğine yağ sürersin.

Bizatihi şu satırların yazarı, kendisinin Türk milliyetçisi olduğuna inanan üniversite mezunu bu kişi, 25 yıl önce er olarak askerlik kararı aldırmaya çalışmış, fakat bu kanunen gerçekleşmemiş; ancak askerlik hizmeti sırasında yaşadıkları ve gördükleri ile hayal kırıklığına uğramıştır. Türk ordusunun değerli mensuplarının tamamını kastetmiyoruz ama, ne yazık ki Türk milletini, insanını tanımayan cahil, kendini halktan soyutlayarak en üstünde sayan, diğer vatandaşlara ve onların fikirlerine önem vermeyen komutanların erlere davranışlarını, basit kişiliklerini görünce iyi ki er olarak askerlik yapmak zorunda kalmadım diye dua ettmişimdir. Bugünkü Türk ordusu ne Peygamber, ne de aile ocağı. Kimse kimseyi kandırmasın. O yüzden bir kez daha Türk subaylarının eğitimi ciddi ciddi ele alınmalı, halkından kopuk değil, Türk milletiyle bütünleşmiş, iç-içe kumandanların yetiştiği bir kurum haline getirilmelidir.

Bugün Türk milleti olarak, kafasına çuval geçirilen komutanlara nasıl güvenebiliriz? Soruyorum sizlere! 2003 senesinde ABD’li askerlerin Türk ordu mensuplarına yaptığı bu muamele 5000 yıllık Türk tarihinin en büyük kara lekesidir. Türk milleti bu hadisenin intikamını almadığı müddetçe unutulmayacaktır. I. Dünya Harbi sırasında, işgal altındayken bile böylesine yüz kızartıcı bir hakarete maruz kalmadık. Kafasına çuval geçirilen askerler istifa etmedikleri gibi, ordudan da atılmadılar. Aslında çuval, belki de o zamanki komutanın başına geçirildi, ama altındaki komutanlar da dahil olmak üzere bütün askerler bu işi hazmetti. Kimse kusura bakmasın ama, Türk milletinin midesi o kadar geniş değil. Devrin hükûmeti de, Türk halkının alnına kara leke sürülmesine neden olan o komutanı görevden almadı.

Şu günlerde neredeyse her vakit devletin sivil kurumlarıyla, ordunun karşı karşıya gelmediği bir an yok. Darbeciliği bir kenara bırakın, en üst düzey ordu üyelerinin yolsuzluklarla suçlanmaları, elbetteki bizim gibi kafasında Türk askeriyesini göz bebeği gibi gören insanların, “bizim ordumuz bu mu?” diye sormalarına neden oluyorlar.

Sözün kısası, Türk ordusu kendi içerisinde bir temizlik yapıp; mert, mağrur, seviyeli, namuslu ve cesur bir hüviyete yeniden kavuşturulmadığı müddetçe, sivillerin kendisini terbiye etmeye çalıştığı senaryolar çok yaşanacaktır.