1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Mustafa Kemal’ler Kocatepe’ye...

Güneş Erkul
“Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım”

Ruşen Eşref Ünaydın 26 Ağustos 1922 sabahı yankılanan etkileyici top seslerine ilişkin şöyle demiştir: “Ve bir Ağustos sabahı Afyonkarahisar karşısındaki tepelerden gürüldettiğin top, bütün yumulu gözleri uyardı… O kükreyiş, içli dışlı anlayışsızlara işte senin cevabındı.”

26 Ağustos 1922 sabahı düzenlenen kararlı ve büyük bir saldırı hareketi; Kurtuluş Savaşımız’da utkuya atılan son adımdır. Bugün Anadolu coğrafyası üzerinde bir Türk vatanı varsa işgalciye indirilen bu ölümcül darbenin eseridir. 26 Ağustos sabahı başlayan topçu ateşi, Ruşen Eşref Ünaydın’ın deyişiyle “kükreyiş” 30 Ağustos’ta büyük utku ile sonuçlanmış, Sevr antlaşması ile Türk’ü esir yapabileceği gibi aymaz bir düşünceye kapılan batı emperyalizmi; hak ettiği yanıtı yiğit bir ulusun özgürlük ve bağımsızlık uğruna tereddütsüz vatanına can vermek için kendi canından vazgeçen çocuklarının sele dönüşen kanlarında boğularak almıştır.

26 Ağustos 1922; dünyayı sömürgeleştirerek, milyonlarca Afrikalının, Asyalının ve Amerikan yerlisinin kanlarını içerek, milyonlarca mazlumun kafatasları üzerinde yükselttiği “tek dişi kalmış canavar” olan kan ve gözyaşıyla beslediği kokuşmuş uygarlığını sürdürmek için yeryüzünün Afrikalaştıramadığı yerlerini Afrikalaştırmak isteyen batı emperyalizminin, bu emelinin önünde haçlı seferlerinden bu yana en büyük engel olan Türkleri tutsak etme düşünden yediği şamarla uyandırıldığı tarihtir.

Bu savaşta Türkler Dumlupınar tepelerini ele geçirdikleri an savaşın sonu da ge lmişti. Yunan ordusunun yakıp yıkarak kaçışı ve 9 Eylül 1922 tarihinde Türk birliklerinin İzmir’e girişi ile vatan kurtarılmış oldu. Mustafa Kemal, Nutuk’ta düşmanı yenip kesin sonuca ulaşma süresini 5 gün olarak belirleyerek şöyle demiştir: ‘Efendiler, 26–27 Ağustos günlerinde yani iki gün içinde düşmanın Karahisar’ın güneyinde 50 km. doğusunda da 20–30 km. uzanan tahkim edilmiş cephelerini düşürdük. Yenilgiye uğrayan düşman ordusunun tüm kuvvetlerini 30 Ağustos’a değin Aslıhanlar yöresinde sardık. 30 Ağustos’ta giriştiğimiz savaş sonunda (buna Başkomutan Muharebesi adı verilmiştir.) düşmanın asıl kuvvetlerini tepeleyip tutsak aldık. Düşman ordusu başkumandanlığını yapan General Trikopis de tutsaklar arasına katıldı. Demek ki, tasarladığımız kesin sonuç beş günde alınmış oldu.’

Başkumandan Gazi Mustafa Kemal’in askerî dehasının ulusun yiğit çocuklarının kahramanca savaşı ile birleşmesi; eski adıyla düvel- i muazzama bugünkü bilimsel tanımıyla emperyalizmin yenilebileceğini gösteren sadece ulusal değil, evrensel bir destan yaratmıştır.

Bu büyük utku tarihe; Türkleri en gelişmiş silâhlarla bile esir etmenin olanaksız olduğunu yazdırmış ve batı emperyalizmine Türkiye’yi işgal için çok farklı, Türkiye’ye özel bir yöntem geliştirilmesi gerekliliğini öğretmiştir. Bu yöntem; vatanın kalelerinin içeriden yavaş yavaş, adım adım, fark ettirmeden ele geçirilmesi, halkın uyutularak, işgalin gizlice gerçekleştirilmesidir.

Kısacası, sömürgecilerin amaçları değişmemiştir, değişen amaçlarına ulaşmayı sağlayacak olan araçlarıdır. Bugün “demokratikleşme”, “insan hakları” , “barış” gibi aslında Kemalizm’in özü olan kavramlar; işgale girişenler, ezilen ulusların uyanışını ortadan kaldırmak isteyenler tarafından ustalıkla doğuyu sömürgeleştirme plânlarının aracı olarak kullanılmaktadır. Bu kavramları işgaline gerekçe olarak kullanan ABD, Irak işgalinde, demokratikleştirme adına, özgürleştirme adına, insan hakları adına 150 bine yakın insana kıymıştır. Görüleceği gibi, sömürgeciliğin özü kan ve gözyaşıdır.

Sömürgeci işgallerde silâhlar çeşitlenmiş, yeni işgal yöntemleri geliştirilmiştir. Zihinleri işgal, ekonomi işgali bunun başlıcalarıdır. Zihin işgali; ulusu ulusal kimliğinden koparmak, etnik ayrışmaya elverişli bir zemin hazırlamak ve tüketim toplumu yaratıp, ülkesinin pazarının ele geçirilmesini, özelleştirme adı altında ekonomisinin işgalini çağın gereği sanan uşak zihniyetli kuşaklar yaratmaktır. Bu amaca ulaşmak için emperyalist devlet fonlarıyla sivil örümceğin ağı ilmik ilmik örülmektedir, ağa hapsedilen ülkelerde kukla yönetimler başa getirilmektedir.

Bugün yurdumuzda yürütülen operasyon sonucu; ulusal ekonomimiz ve ulusal kimliğimiz çözülmeye uğratılmaktadır. İşgale karşı vatanı savunmanın birinci adımı işgali doğru analiz etmektir. Gizli işgali açık işgale dönüşene kadar yok saymak, ulusal bağımsızlığımızı, her karışı şehit kanlarıyla sulanmış vatanımızı çok büyük bir tehlikeye atacaktır. Avrupa Birliği üyeliği aldatmacasıyla sürüklendiğimiz yeri görmekte ne kadar gecikirsek, vatanı canlarıyla bize armağan eden şehitlere ihanetimiz, vatanı savunmada gecikme bedelimiz o oranda artacaktır.

AB aldatmacası sürecinde; Kıbrıs’ın Rum’un adası olduğunu tanıma, yavru vatan, ana vatandan koparılma aşamasındadır ve sırada ana vatandan parçalar koparmaya gelmiştir ve bunda öyle aşama kaydedilmiştir ki, bölücü örgütün istemleri resmî ağızlarda dillendirilerek, meşrulaştırılmak istenmektedir. Parçalanmanın yasal zemini yerinden yönetimcilerin, merkezi zayıflatıp, yereli güçlendirme bilimsel çabalarının karşılığını ABD’nin CİA irtibatlı National Democracy Institute gibi kurumlarından alan sivil toplum örgütlerini dikkate alanlar tarafından döşenmektedir. Zaten bir ulusu etle tırnak gibi olsa da etnik parçalarına ayrıştırmak batılının uzman olduğu konudur.

Özetle; kendimizi kandırmadan acı gerçekle yüzleşelim: Türk tarihinin hakkından gelme amacında olanlar aşama kaydetmişlerdir. Ve Mondrosçular, Sevrciler, Lord Curzon’lar, Vahdettin’ler, Damat Ferit’ler, Ali Kemal’ler, Refii Cevat’lar, Sait Molla’lar yeniden hesaplaşmak istercesine sahnede yerlerini almışlar, oyunu bozacak Mustafa Kemal’lerin, Kuvayı Milliyecilerin bir daha çıkmayacağına inanmaktadırlar.

Ey Türk Ulusu! Bunun büyük bir yanılgı olduğunu ortaya koymak için daha ne bekliyoruz?

25/26 Ağustos’ta Rauf Denktaş başta olmak üzere pek çok vatansever aydının katılımı, Atatürkçü Düşünce Derneği öncülüğünde üniversitelerin, kitle örgütlerinin birlikteliğiyle yapılan Kocatepe’deki büyük buluşmadaki sese kulak verelim:

“Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım, Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım?”