1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Mustafa Ernam

Prof.Dr. Necmeddin Sefercioğlu
O, dürüst, özü sözü doğru, çalışkan ve alçak gönüllü bir ülkücü, eşine ender rastlanır bir özveri örneği idi. Bir posta memurunun oğlu olarak büyük güçlüklerle yaptığı hukuk ve Almanya’da sürdürdüğü ek hukuk, iktisat ve ilgili ülkelerde gördüğü İngilizce ve Fransızca eğitimlerinden sonraki hayatı, edindiği engin bilgi birikimlerini de kullanarak, devletine hizmet etmek oldu. En üst düzeydeki devlet memurluğuna kadar kendi çabaları ile yükseldi. Fakat alçak gönüllüğünden, ilkeli davranışlarından, özverisinden ve ülkücülüğünden hiçbir şey yitirmedi. Hep Türkçü olarak kaldı. Kanser denilen uğursuz hastalığa yakalanmasaydı daha uzun yıllar milletine ve devletine başarı ile hizmet edebilecekti.

* * *

Abdürrahim Mustafa Ernam, 15 Kasım 1931 günü Kemaliye’de doğdu. Zahide H. İle Ali Rıza B.’in üç oğlunun en büyüğü idi. 02.06.1964’de lise İngilizce öğretmeni Aysel H. ile evlenmiş olup bir kız ve erkek iki çocuğu var.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1954-55 öğretim yılında bitirdi. Ardından dil öğrenmek ve uzmanlık alanını genişletmek için Almanya’ya gitti. Berlin’deki Freie Üniversitesinin Juristische ve Sozial-wissenschiftliche fakültelerinde hukuk-ekonomi ders ve seminerlerine katıldı (1956-62). Bu dönemde Fransa’da fransızca, İngiltere’de ingilizce kurslarına katılarak sertifikalar aldı (1960). Ayrıca 1968’de A.B.D.’de ve 1970’de Almanya’da yöneticilik seminerlerine katıldı.

İş hayatına Ankara Atatürk Lisesinde İngilizce öğretmenliği yaparak başladı (1955-56). Almanya’dan yurda döndükten sonra, 1963-65’de topçu yedek subay olarak askerlik görevini yaptı. 1966-68’deki serbest avukatlık denemesinden sonra memurluğa yöneldi. 1968-74’de Devlet Plânlama Teşkilâtı Sosyal Plânlama Dairesi’nde görevler aldı. Orada Malî ve Hukukî Tedbirler Şubesi Müdürü (1968-21.02.1972) ve DPT Hukuk Müşaviri (21.02.1972-31.06.1974) olarak hizmet etti. 1969-70’de İktisadî Devlet Teşekküllerini Yeniden Düzenleme Komisyonu’na başkanlık etti. 1974-75 arasında da Başbakanlık müşavirliği görevini yürüttü. 1975’de Başbakanlık müsteşar yardımcısı oldu ise de, o yıl AP’den ayartılan 12 milletvekili ile kurulan Ecevit Hükûmetince görevden alınarak ‘niteliksiz’, kadrosuz bir memur olarak Devlet İstatistik Enstitüsü’ne gönderildi. O hükûmetin düşmesi üzerine, yeni hükûmetçe, 21.07–16.12.1977 arasında Başbakanlık müsteşar vekili, 17.01.1978’e kadar da müsteşarı yapıldı. 1978-79’da TMO ve TSE’de yönetim kurulu üyelikleri, Başbakanlık müşavirliği hizmetlerinde bulundu. 1979-80’de Vakıflar Genel Müdürlüğü, 1980-81’de Başbakanlık başmüşavirliği, 1981-84’de DPT müşavirliği yaptı, 29.11.1984’de YÖK üyeliğine atandı.

Vakıflar Genel Müdürü iken boğazında beliren bir sivilcenin kanser uru olduğu ortaya çıkınca onun tedavisine başlandı. Bu amaçla Devletçe, ABD’ye gönderildi. Uzunca süren tedavi sırasında, iyileşme belirtisi görüldüğü için, Türkiye’ye döndü ise de durumunun ağırlaşması üzerine yeniden o ülkeye gitmek zorunda kaldı.1 Sonuçta, YÖK üyesi iken, o uğursuz hastalıktan kurtulamayarak, 22 Aralık 1988 günü uçmağa vardı.

* * *

Mustafa Ernam ile 1951 yılında Türk Milliyetçiler Derneği’nde tanıştık. Alçak gönüllülüğü sayesinde hemen arkadaş ve dost olduk. Birçok dernek etkinliklerine birlikte katıldık.

Bunların en ilgi çekici olanı, kuşkusuz, 1952’de kurulan Dernek Mürettiphanesi’nde, Erhan Löker’in yönetimindeki elle yazı dizgiciliğinde birlikte çalışmamızdı. TMD’nin yayın organı olan Mefkûre’nin yazılarını dizmek için akşamları bir araya geliyor, geç saatlere kadar çalışıyorduk. Zamanın başbakanınca hedef gösterilmesi üzerine Derneğin tedbir olarak Savcılıkça kapatıldığı gün de, gazetenin son sayısının sayfa kalıplarını ertesi gün basımevine yetiştirmek için orada idik. Sevgili Ernam biraz gecikmişti. Vakıf İş Hanının çatı katındaki çalışma yerimizin kapısında göründüğünde O, 2. kattaki Genel Merkez odasında kapatılma işlemi yürütülürken bizim çalışmayı sürdürüyor olmamızın şaşkınlığı içindeydi. Tabiî biz o durumdan habersizdik. Ben geç kaldığı için Ona şakadan çıkışmış, gömleğini giyerek hemen işe koyulmasını hatırlatmıştım. Fakat arkasında beliren gölge tartışmayı bitirmişti: “Arkadaş doğru söylüyor, Derneğiniz kapatılıyor!” Genel Merkez ve Ankara Şubesi’nin odaları mühürlenince sıra çok sevdiğimiz ‘mürettiphane’mize gelmiş, oranın kapısına da mühür takılınca, çok mutlu ve çok sıkıntılı günlerimizin geçtiği derneğimizin içinde bulunduğu Vakıf İş Hanı’ndan büyük bir üzüntü içinde, ebediyen ayrılmak zorunda kalmıştık.

Türk Milliyetçiler Derneğinin 04 Nisan 1953’de mahkeme kararı ile resmen kapatılmasından sonra büyük bir boşluğa düşmüş, çalışmalarımızı sürdürebileceğimiz yeni bir kültür yuvasının arayışına girmiştik. O sırada Ankara’da bizim ülkümüze uygun bir dernek veya kuruluş yoktu. Istan-bul’da yeniden kurulmuş olan Türk Ocağı da henüz Ankara Şubesini açmamıştı. Sevgili Ernam ile bu konuyu tartışıp yeni bir derneğin kurulması gerektiğine karar verdik ve onun hazırlığına giriştik. İlk iş olarak da bir ‘ana tüzük’ gerektiğini düşündük. Belirlediğimiz bir günde Ulus’taki, şimdi yerinde muazzam bir iş hanı yükselen, o günlerin ünlü Istanbul Pastahanesine gittik. Yalnızca yazarların ve sanatçıların geldiği o yerin balkonunda rahat çalışacağımızı umuyorduk, fakat olmadı; o sıralarda peşimizi bırakmayan sivil polislerden biri, yanımızdaki masaya gelip bizi gözetlemeye aldı. Oradan ayrılıp hemen karşısında, Zincirli Cami’nin alt kısmındaki, balkonu da bulunan kahvehaneye gittik. Arkamızdan gelen ‘dostumuz’ yüzünden orada da rahat çalışamadık. Bu durum maneviyatımızı bozdu. Zaten işe, kendilerine sürpriz yapmak ereği ile, ağabeylerimizden habersiz girişmiştik. Kendi başımıza yürütmeğe çalıştığımız bu girişim, böylece, başlamadan bitti.

Daha sonra ülkücü çalışmalarımızı, Gurbet dergisinde yoğunlaştırdık. Mustafa Ernam bu derginin imtiyaz sahibi olarak görünüyordu.2 Yaz aylarında (Nisan Eylül 1954) altı sayı çıkarılabilen bu aylık derginin yayınlanışı sırasında Ernam yeterince ilgilenemedi; bu yüzden kendisi ile pek görüşemedik. Sonra da Avrupa’ya gittiği için uzun süre görüşmek mümkün olmadı. Fakat izinli olarak Türkiye’ye gelişlerinde beni aramayı ihmal etmezdi. Öylece özlem giderirdik. Türkiye’ye sürekli dönüşünden sonra ise, onun iş yoğunluğu yüzünden, görüşmelerimiz iyice seyreldi, rastlantılara bağlı duruma girdi.

Başbakanlık müsteşarı ve Vakıflar Genel Müdürü olduğu sıralarda, Rıdvan Çongur ile birlikte, kendisini makamında ara sıra ziyaret ettik. Daha sonraki yıllarda, zamanının çoğu kanser tedavisi için ABD’de geçtiği için görüşmek kısmet olmadı. Yalnız, ilk tedavi döneminden sonra bir süre için yurda geldiğinde yine, Rıdvan Çongur ile, Yenimahalle’deki evine gittik. Bizi her zamanki gibi sevgi ile karşıladı. Ziyaretimiz sırasında hastalığının seyrinden hiç söz etmedi; biz de kendisine o konuda hiçbir şey sormadık. “Geçmiş olsun” dileklerinden sonra millet ve yurt konuları üzerinde konuştuk. Fakat ben o ziyarette Onu yeniden görmüş olmanın sevincini yaşayamadım. Çünkü, yapılan ışın tedavisi dolayısıyla saçları dökülmüş, o yakışıklı Ernam’ın yerini tanımakta zorluk çekilen başka biri almıştı (Onu öyle bir durumda görmenin üzüntüsünü uzunca bir süre üzerimden atamadım). Kısa süre sonra yeniden ABD’ye gitmek zorunda kaldı. Bir daha da görüşebilmek kısmet olmadı.

* * *

Mustafa Ernam çok namuslu, ilkeli, alçak gönüllü, hoşgörülü, dost canlısı bir insandı. İngilizce ve Almanca’yı çok iyi, Fransızca’yı da konuşup okuduğunu anlayacak derecede bilirdi. Devlet memurluğunda en üst görevlerde bulunduğu halde, görevleri dolayısıyla kendisine verilen lojmanlarda hiç oturmamış, hayatını Yenimahalle girişindeki çok katlı bir apartmanın yer katında bulunan dairesinde geçirmeyi tercih etmişti.3 Yine memurluğu boyunca Ankara’da makam arabası kullanmayıp işyerlerine kendi yerli, eski, tek kapılı arabası ile gidip gelmeye çalışmıştı.

O iş arkadaşlarına âmirlik taslamaktan hoşlanmaz, senli benli olmayı tercih ederdi. Alçak gönüllüğü ve hoşgörüsü o tür yapmacık davranışlarda bulunmasını önlerdi. Bundan ötürü Onun yöneticilik ve başkanlık ettiği ortamlarda sevgi, saygı ve samimilik daima ön plânda olurdu. Kendisini tanıyanlar, onunla birlikte çalışanlar, Onu sever ve sayarlardı.

Mustafa Ernam DPT’de görevli olduğu dönemlerde millî konulardaki hizmet ve çalışmaları kolaylaştırıcı, etkili çabalar göstermiştir. Söz gelişi, Millî Kütüphane’nin Bahçelievler’deki yapısına arsanın sağlanmasından yapımın gerçekleşmesine kadar olan süreçteki değerli yardımları bunun tipik bir örneğidir. Yine 1969-71 yıllarında Malazgirt Zaferinin 900. yıldönümünü kutlama amacı ile kurulan Bakanlıklararası Üst Komite’nin başkanlığını üstlenmiş ve yürütmüş olması da bunun başka bir kanıtıdır.

Yükseldiği makamlar Ona yurt ve millet sevgisini unutturmadı. Hep 1950’lerin “Türkçü Mustafa Ernam”ı olarak yaşadı.4 Üst yönetimde bulunduğu çoğu yıllarda, Ankara’nın Yenişehir semtindeki Sezenler ve Necatibey caddelerinde kiralanmasını sağladığı apartman dairelerinde milliyetçi gençlerin bilgili ve birikimli olarak yetiştirilmesi için sürekli seminerler, sohbetler düzenledi ve yönetti. Oralardan yetişen gençler, değişik devlet hizmetlerinde, millete ve yurda yararlı oldular.

* * *

Mustafa Ernam, yayın hayatı ile de yakından ilgilenmiştir. 1951 yılında genç arkadaşları ile birlikte Oğuz adlı bir dergi çıkardı, onun imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü idi. O günlerin başlıca Türkçülerinin yazıları ile yayınlanan bu dergi, yazık ki, malî imkânsızlıklar yüzünden ancak üç sayı çıkarılabildi.

O, Türk Milliyetçiler Derneği’nin eski yöneticilerince çıkarılan Gurbet dergisinin de imtiyaz sahibi konumunda oldu. Büyük umutlarla çıkarılan bu dergi, Temmuz-Eylül 1954 aylarında, ancak altı sayı yayınlanabilmişti. Yaz aylarında çıkarılmağa başlandığı için yurt çapında dağıtılması, okuyucuya ulaştırılması sağlanamamış, çıkaranların aylıklarından ayırarak oluşturdukları çok yetersiz anapara da daha uzun yaşamasına imkân vermemişti. Hatırladığıma göre Mustafa da, Fakültesinin bitirme sınavlarına girmenin ve Almanya’ya gitmenin telâşı dolayısıyla, dergi ile yeterince ilgilenememişti.

Mustafa Ernam’ın, memurlukları sırasında bazı gazete ve dergilerde siyasî olmayan, bilimsel nitelikli yazılar yayınladığını hatırlıyorum. Onlardan biri rahmetli Hâmi Kartay’ın çıkardığı Bayrak dergisidir. Önce vatan adlı gazetenin yazarlarından Mustafa Akkoca5, gazetelerinde Onun Oğuz Selimoğlu iğreti adıyla başyazılar yazdığını belirtiyor. Yayınlanmış bir kitabının bulunmadığını sanıyorum. Millî Kütüphane kataloğunda da adına kayıtlı bir yayın yok. Fakat kendisinin yazıları yanında, özellikle DPT’de ve Başbakanlık’ta, teksir veya daktilo edilmiş durumdaki birçok araştırma raporuna imza attığını sanıyorum.6 Bunların araştırılarak bir bibliyografik liste yapılması, ayrıca ilgi çekici yazılarının bir araya getirilerek kitaplaştırılması özellikle Onun seminer ve sohbetlerinden yararlanmış olanlar için bir borçtur.

Nur içinde yatsın!7

DİPNOTLARI

1- ABD’ne ikinci gidişinde, tedavisine yardımcı olur umuduyla, evdeşi de onunla birlikte gitmişti. Ne yazık ki o da hastasının yanında iken o uğursuz illete yakalandı ve kısa süre içinde sonsuzluğa göçtü. Mustafa Ernam, böylece, hastalığı ile uğraşırken o acıya da katlanmak zorunda kaldı. Aslında talihsizlik Ernam ailesinin peşini bırakmadı. Mustafa’nın yitirilişinden kısa bir süre sonra, SSK Genel Müdürü olan kardeşi Nuri Ernam da, aynı uğursuz hastalığa yakalanarak kısa zamanda uçmağa vardı.

2- Gurbet’in yazı işleri sorumlusu olarak ta, M. Ernam’ın Hukuk Fakültesindeki öğrenciliklerinden başlayarak Almanya’da ve dönüşlerinden sonra DPT’de kader yoldaşı olan rahmetli Ayhan Aybar görünmekte idi.

3- İktidarların ‘kadrolaşma’ hareketlerine bir örnek olarak gösterdiği Mustafa Ernam hakkında bir yazı yayınlayan Mustafa Akkoca, Onun hep Yenimahalle’deki bir gecekonduda oturduğunu yazmış (bk. ‘Tesbitler (2)’, Önce vatan, 06.07.2005). Oysa, Ernam gecekondu hayatını, Altındağ’ın Dışkapı yönündeki eteğinde bulunan ve Bentderesi’ne bakan, bir evde geçirmişti. Evlendikten sonraki memurluk döneminde ise Yenimahalle’de, Yahyâ Kemal Caddesi girişinde yer alan Ziraat Bankası yapımı yapılar topluluğundaki on katlı bir apartmanın yer katındaki dairesinde oturmuştu. Fakat, çevresindekilere göre çukurda kalan o yapının yer katı, konumu bakımından bir ‘gecekondu’dan farksızdı.

4- Devlet Plânlama Teşkilâtı’nda görev almak için doldurduğu “İş İsteme Formu”na kendisini tanıyanlar olarak Nevzat Yalçıntaş, Sait Bilgiç ve Halûk Karamağaralı’yı yazmış olması bunun açık kanıtıdır.

5- Akkoca, ‘Tesbitler (2)’ Önce vatan (06.07.2005)2 de, sözünü ettiği gazetenin adını vermemiş, yalnızca ‘Bizim gazetemizde’ demekle yetinmiştir. Bütün aramalarımıza rağmen kendisine ulaşıp kesin bilgi almamız mümkün olmadı.

6- Bu durumda, özellikle Onun Sezenler ve Necatibey caddelerindeki seminerlerine katılmış olanlara bir vefa borcu ve görev düşüyor: Gazete ve dergiler ile DPT raporlarındaki Mustafa Ernam imzalı yazıların hem bibliyografik bir listesini hazırlamak hem de onları kitaplaştırmak.

7- Bu yazıda geçen, M. Ernam ile ilgili özgeçmiş bilgilerinin önemli bir bölümüne ulaşmamızda yardımcı olan sayın Ömer Özcan’a teşekkür ederim.