1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Muhammedcan Tınışbay (1879-1937)

Sebahattin Şimşir
Muhammedcan Tınışbay, devlet adamı, alim ve Kazak aydını olarak dikkat çekmektedir.

İlk ve orta öğrenimini Almatı’da tamamladıktan sonra girdiği, Petersburg’daki enstitüyü bitirdikten sonra, Türkistan – Sibirya (Türksib) demiryolu hattında baş mühendis olarak göreve başlamıştır.

Tınışbay Çarlık Rusya’sı içinde Kazak Türkleri başta olmak üzere çevresindeki diğer Türklerin geleceği hususunda da düşünmeye başlamış, daha lise yıllarında iken, siyasî meselelerle ilgilenmeye başlamıştır. Nitekim, 1904-1905 Rus – Japon savaşında Rusların yenilmesi ile ortaya çıkan siyasî boşlukta, Rusya mahkumu diğer topluluklarda olduğu gibi, Türkler arasında da, siyasî ve edebî hareketlilik artmış, muhtelif Türk bölgelerinde toplanan ya da toplanacak Türk kurultaylarının bazıları da, Kazakistan coğrafyasında gerçekleşmiştir. İşte bu kongrelerden biri olan 1905 tarihinde toplanan Muhtariyetçiler kurultayında, Tınışbay da söz almış ve burada, Kazaklar ve İçtimaî Hareket adlı bir tebliğ sunmuştur.

Dünyadaki gelişmeler ve Rusya’daki du rum bundan sonra durulmadığı gibi, öncelikle kültürel istiklâl ardından da siyasî istiklâl için verilen mücadele hız kazanmış ve bunun bir neticesi olarak, Rusya parçalanmaya doğru hız kazanmış, nitekim 1917 Şubat ihtilâline destek veren Türkler arasında yer almakla kalmayan Tınışbay, Alihan Bökeyhan ile birlikte, kurulan geçici hükûmete Türkistan üyesi olarak dahil olmuşlardır. Kısa bir süre sonra da geçici hükûmetin Yedisi temsilciliğine tayin edilmiştir.

Aynı yıl toplanan Kazak kurultayında da faal olarak rol almıştır. Bu kurultayda başta Kazak Muhtar Cumhuriyeti’nin kurulması, hangi dilin kullanılacağı, geniş Türkistan arazisinde nasıl bir tarım politikasının izleneceği, nüfusun geleceği gibi hususlar masaya yatırılıp, hararetle tartışılmıştır. Tınışbay, yine 1917 yılında Birinci Kazak Kurultayı’na delege seçildiği gibi, Kasım 1917 tarihinde de, Alaş Orda Hükûmeti’nin Millî Kurulu’na üye seçilmiştir. Yine, Kasım 1917 tarihinde kurulan Hokan Muhtar Cumhuriyeti’nin de başkanlığına getirilmiştir.

Bu hükûmetin ve özellikle Tınaşbay’ın en önemli projelerinden birisi, Alaş Muhtariyeti İdaresindeki Yerlerin Geçici Olarak Kullanımına Dair ismi ile hazırlanan proje olmuştur. Nitekim, Tınışbay’ın mesleğinin de verdiği tecrübe ve bilgi ile hazırladığı bu proje Turar Rıskulu’nun da dikkatini çekmiş ve hayata geçirilmesi için uğraşılması gerektiği hususunda birleştirmişse de, Rusların kısa bir süre sonra bu idareleri bir bir ortadan kaldırması ile bu projeler de rafa kalkmıştır.

Sovyet döneminin ilk yıllarında, bilgi ve tecrübesi ile bir değer olduğunu ispat edenlere de görev tevdi edilmiştir. Nitekim, Tınışbayda 1921-1922 yıllarında Türkistan Cumhuriyeti’nin Sular İdaresi’nin başkanlığına getirilmiştir. Türkistan Kanalı’nın hazırlanmasında etkili olduğu gibi, daha sonra Türkistan’ın farklı cumhuriyetlere ayrılması çalışmalarının yapıldığı sırada, baş uzman olarak çalışmıştır.

1925 yılında Taşkent’te gördüğümüz Tınışbay, burada Eğitim Ensitüsü’nde ders verdiği gibi, yıllardır üzerinde çalıştığı Kazak Tarihi’nin Meseleleri kitabını bastırmayı başarmıştır. Taşkent’ten sonra, Kızılorda Şehir Üretim İdaresi başkanlığına getirilmiş, 1927-1930 yıllarında da Türksib’de görev yapmaya devam etmiştir. Bu ve önceki görevlerinde hep milletinin geleceğini düşünen ve onlara faydalı olmaya çalışan Tınışbay, Sovyet siteminin artık kendi kadrosunu da yetiştirmeye başlaması ve bir nevi Rus olmayan veya komunizme tam manasıyla inanmayanların emanet görülmesi devrinin bitmiş olması dolayısı ile, 1932 yılında tutuklanarak Voronej’e sürülmüştür. Burada da, Moskova – Don demir yolunun proje kısmında çalışmıştır.

Ancak bu devirde, Kızıl Terör’ün diğer kurbanlarından farklı olmayan son, Tınışbay’ı da bulmuştur. Oda, halk düşmanı ilan edilerek 1937 yılında kurşuna dizilmiştir.

Sonuç olarak, Türkistan’ın bugün hâlâ ulaşımda en önemli aracı olan demiryollarının yapımında bizzat görev alan Tınışbay’ın da unutulmaması gerekmektedir. Kendisi bir tarihçi olmamasına rağmen, Kazak Tarihinin Meseleleri adlı kitabı mutlaka değişik Türk lehçelerinde basılarak, yaşatılmalıdır.