1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Moğolistan’daki Türk Anıtları ve Eserleri Projesine Dair

Yrd.Doç.Dr. Saadettin Gömeç
Bundan yaklaşık 280 yıl önce bulunduklarında, bütün dünya ilim çevrelerinin ilgisini çeken Orkun Abideleri, bugün artık âdeta yeniden keşfedilmektedir. Ama bu kez onları keşfedenler, bu eserleri ortaya koyanların torunları olan, Türklerdir.

Sene 1992. Sovyetler Birliği dağılmış ve bu birliği oluşturan cumhuriyetler birer birer bağımsızlıklarını ilân etmişlerdi. Bunların içerisinde Türkiye Türklerinin kanı bir, dili bir soydaşları da vardı. Onlar bir zamanlar kaybettikleri hürriyetlerinin aksine, bu kez hiç kan dökmeden bağımsızlıklarına sahip oldular. Yeni doğmuş bir çocuk gibi, kendilerine model arayan bu cumhuriyetlerin önünde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti durmakta idi. Ancak Türkiye Cumhuriyeti pek çok şeyde olduğu gibi ve o zamanın idarecilerinin de itiraf ettiği üzere hazırlıksız yakalandı. Bütün dünya bir gün Sovyet-Rusya’nın dağılacağını bildiği ve buna göre politikalar geliştirdiği, hattâ Türkiye’de bir kısım aydın buna işaret ettiği hâlde tedbirler alınmamıştı.

Dağılan Sovyet topraklarında Avrupalısından, Uzak Doğulusuna ve Amerikalısına kadar herkes bir köşe başını tuttu. Bu bakir ve zengin ülkelerde güç savaşlarına başladılar. Türkiye zaten yıllardır kurtulamadığı ekonomik darboğaz sebebiyle ve belki de sermayederlarının korkaklığı yüzünden iktisadî alanlarda bu topraklara giremedi. Bir şeyler yapmaya çalışan Türk teşebbüsleri de, Türkiye’de tutunamayan, küçü k esnaf türü yatırımcılar oldu.

Kısaca birtakım siyasî ve ekonomik sebeplerden dolayı kendisine kültürce çok yakın eski Sovyet topluluklarının büyük bir kısmına Türkiye’nin elini uzatabileceği tek bir yol bulunuyordu; o da bunlara eğitim ve kültür alanlarında yardımcı olmaya çalışmaktı. Bu amaçla 1992 senesinde kurulmuş olan TİKA maalesef başlangıç yıllarında tam verimli olarak işlevini yerine getiremedi. Sadece heyecanla ve samimî hislerle olaylara yaklaşmak problemlerin çözümüne çare olmadı. Yine de eğitim ve kültür alanlarında TİKA’nın elinden gelen gayreti gösterdiğini de inkâr edemeyiz. Bu yıllarda TİKA’nın gerçekleştirmek için hazırladığı bir proje de, Moğolistan ve çevre bölgelerdeki Türk eserlerinin kurtarılmasıyla alâkalı idi. Bu projenin temelinde Moğolistan’daki, özelikle Orkun (Koşo-Çaydam) ve Nalayh havalisindeki Türk anıtlarının restorasyonu ve korunması yer alıyordu. Koşo-Çaydam’da bulunan Bilge Kagan ve Köl Tigin külliyelerinde kazılar yapılacak, yılların tahribatına uğrayan bu kompleksler tamir edilecek, gerekirse yerinde veya bir müzede korunmaya alınacak, bölgede araştırmacıların yararlanabilmesi ve konaklamaları için merkezler inşa edilecekti. Bu, hem Köl Tigin ve Bilge Kagan külliyeleri, hem de Tunyukuk için aynıydı. Ayrıca bu büyük abidelerin kopyaları yapılacak, her biri Türk cumhuriyetlerinin başkentlerine dikilecekti. Nitekim 1993 yılında tamamlanan bu projeden devletin ilgili kurumları haberdar edildi.

1995 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin dokuzuncu cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, Moğolistan’a bir resmî gezi yaptı. Kendisi daha önceden bu proje konusunda bilgili olduğundan, Moğolistan’daki Türk anıtları bölgesini ziyaret edip, Moğolistan hükûmetiyle bir mutabakat zaptı imzalamasıyla, adı geçen proje de hayata geçmiş oldu.

Daha sonra 1997 senesinde bir bilim heyeti ilk çalışmaları yaptı. Arkasından 2000 yılına kadar bu işe bir ara verilmiş, 2000 tarihinde yeniden kazı ve restorasyon faaliyetlerine girişilmiştir. Bu ekibin içerisinde, konularında uzman pek çok ilim adamı yer aldı. Moğolistan’da bulundukları müddetçe anıtların restorasyonu, depo evlere taşınması, topografik ve jeofizik çalışmalar başta olmak üzere, çok değerli işler gerçekleştirildi.

Bugün abideler için çok endişe verici bir durum vardır ki, o da artık zamana karşı dayanıklıklarının son raddesine gelen bu eserlerin mutlaka korunmaya alınmaları lâzımdır. Bulundukları yerde hiçbir muhafaza tedbiri olmadan, açık havada bırakıldıkları takdirde, maalesef 15-20 yıl gibi bir ömürleri kalmış durumdadır. Mevsimler ve gece ile gündüz arasındaki şiddetli ısı farklılıkları, kum ve kar fırtınaları, ayrıca insanlar ile hayvanların tahribatı abidelerin ömrünü oldukça azaltmıştır. Bu yüzden birtakım tartışmalar bir kenara bırakılarak, ilim adamlarının ekserisinin fikrine göre, bir an evvel kapalı mekânlara taşınmaları zarurî görünmektedir. Fakat burada başka bir problem daha ortaya çıkıyor. Müzelerde veya değişik kapalı alanlarda koruma altına alınacak bu yazıtların ya da eserlerin Moğolistan’da turizme de hizmet verdiklerini göz ardı edemeyiz. Dünyanın dört bir yanından Moğolistan’ı gezmek ve özellikle bu insanlık tarihinin en muhteşem kalıntılarından olan yazıtları görmek için gelen turistlerin ilk uğradıkları yerler buralardır. Yani Orkun Vadisi ve Nalayh’daki Tunyukuk Yazıtlarıdır. Bu bakımdan hem Bilge ve Köl Tigin Yazıtlarıyla, hem de Tunyukuk dikili taşlarının yerlerine kopyalarının konması ve çevre düzenlemelerinin yapılması da mutlaka şarttır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları dışında gerçekleştirdiği, bize göre en büyük kültür projesi olan, Moğolistan’daki Türk anıtlarının korunması ile bölgede kapsamlı kazıların devam etmesi ve her ne surette olursa olsun yarım kalmaması gerekmektedir. Bu iş artık Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine karşı olan bir vazifesi ve aynı zamanda onur meselesi olmuştur. Türk tarihi, dili, edebiyatı, sanatı, devlet ve ordu teşkilâtı, dini ve sosyal hayatı açısından, kısaca Türk kültürünün değeri hiçbir maddî şey ile ölçülemeyecek hazineleri durumunda bulunan bu abidelerin daha fazla beklenmeden yeniden keşfedilmeleri ve zamanın yıpratıcı tesirlerinden uzaklaştırılmaları lâzım gelmektedir.