1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Milliyetçilik, Ama Nasıl?

Hasan Salih Gündüz
Ağzımızı açtığımızda mangalda kül bırakmayız alimallah! Kavramları da karıştırırız, demogoji de yaparız, hamâsî nutuklar da atarız. Hiç çekinmeden ayaküstü memleketi de kurtarırız. Okeye dönerken kurtuluş reçeteleri sunmayı ihmal etmezken, akşam oturmalarında kulis bile yaparız. Çünkü biz milliyetçi bir toplumuz evvelallah!...

Hepimiz milliyetçiyiz ya, kimseyi beğenmeyiz bu yüzden. Ama ne hikmetse, Türk milliyetçiliğinin tanımı bir olsa da algılanışı ve yorumlanışı, kendini milliyetçi olarak tanımlayan kişilerin sayısıyla doğru orantılıdır.

Bu dünya görüşünü beğenmeyip “faşizm” olarak kabul edenleri tenzih ederim. Çünkü onlar, çağdaş ve bilimsel yaklaşımlarıyla bu meseleleri çoktan halletmişlerdir. Böyle saçmalıklara ayıracak zamanları da yoktur zaten. Çünkü, milliyetçilik denen ilkellik ve bağnazlık, biz kıt akıllıların can simididir ancak. Bir de ümmetçilik ve İslâm kardeşliği dururken, bölücülüğün daniskası olan milliyetçiliğe gönül vermek zinhar günahtır, diyenler var tabiî… O konuya hiç girmeyeyim, zira Hristiyanlarla ve Yahudilerle gönül ve iş birliği yapan dini bütün Neo-İslâmcılar tarafından aforoz edilmekten korkarım.

Asıl konumuza dönelim. Girizgâhta yazdıklarım eşi dostu hiç gücendirmesin. Milliyetçiliğin ne olduğunu tam olarak bilmeyenlerin yanı sıra, düşüncelerini haklı göstermeye ve samimiyetini kanıtlamaya kendini mecbur hisseden herkes “Ben milliyetçiyim arkadaş. Böyle yani…” demekten alamıyor kendini. Lâfla peynir gemisi yürütmek bu olsa gerek… İyi hoş da milliyetçi olmak bu kadar kolay mı yahu? Milliyetçilik dediğimiz dünya görüşü bu kadar hafife alınabilir mi?

Muktedirler ithal politikalarını savunurken milliyetçi olduklarını iddia ederler, birileri şahsî suçlarını meşrulaştırma çabasıyla şov ya parken, hiç alâkaları olmadığı hâlde kendilerini milliyetçi ve vatanperver ilân eder; başı sıkışan millet sevgisinden ve tarihimizden dem vurur. Her şey gibi milliyetçilik de ne kadar ucuzladı sayenizde!...

Türkçülüğün günümüzde genel kabul gören ifadesi olan Türk milliyetçiliği hakkında bazı gerçeklerden “kısaca” bahsettikten sonra dikkatleri çekmek zorundayım. Zira, git gide sabrımız taşıyor artık.

Türk milliyetçiliği, yani Türkçülük, ülkesini ve dahi milletini sevmenin yanı sıra millî çıkarları da her şeyin üstünde tutma anlayışıdır ve her daim sadakatle hizmeti gerektirir. Bu dünya görüşü, geçmişi çok daha eski olsa da fikrî bir hareket olarak 1911’de teşkilâtlanmaya başlamış ve bir yıl sonra da Türk Ocakları’nın kurulmasıyla, resmen ve kurumsal olarak tarih sahnesine çıkmıştır. İttihad ve Terakki Fırkası da Türkçülerin ağırlıkta olduğu ilk siyasî harekettir. Mustafa Kemal uzun süre bu fırkanın üyesi olmuştur, hatırlatırım. 1. Dünya Harbi’ne girişimizle ilgili acımasız eleştirilerin odak noktasındaki kişinin Enver Paşa olması da onun Türkçü olmasından kaynaklanmaktadır. Kısacası, bu fikrî hareket, temelleri yüzyıllar öncesine dayansa da bazılarının sandığının aksine 1960’larda değil; Osmanlı’nın son döneminde kurumsallaşmıştır. Ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurup sistemleştiren hareket de elbette ki Türkçülüktür. Bu böyle biline! (Bu faslı, kendine Türk diyemeyen “Türkiyeli milliyetçi” kudret sahibinden öğrendiğim şekilde ferman buyurarak bitiresim geldi, mazur görün.)

Türk milliyetçiliği, yani Türkçülük kısmî zamanlı değildir, olamaz da!... Türk tarihinin bir kısmını reddedip bir kısmını kabul etmek ne menem bir milliyetçilik ola ki? Zira, kimileri bizi gökten zembille indirip Anadolu’ya koymakta ve İslâm’la şereflenmiş bir millet olarak önceki “şerefsiz”(!) tarihimizi yok saymakta ısrar etmektedir. Bazıları da tarihî sürecimizi 1919 ile başlatıp Bandırma vapurunun hareketinden önceki tüm zaman dilimine tü kaka demeyi milliyetçilik (düzeltiyorum) “ulusçuluk” sayıyor hâlâ… Kendinize milliyetçi pâyesini konduruyorsanız eğer, ayıklama ve sınırlandırma hakkınız yoktur. Hele de dış Türkleri göz ardı edip bir yandan da kendini milliyetçi ilân etmek, bilimle ve mantıkla bağdaşır bir yaklaşım tarzı değildir. Çünkü milliyetçilik, önce sevmekle ve kayıtsız şartsız kabullenmekle başlar.

Birileri çıkar, Kanada’ya kapağı atmaktan bahsederken, milliyetçi olduğunu deklâre etmeyi de esirgemez. Green Card’a başvuranlar da konu açılıp söz sırası geldiğinde “Ben de milliyetçiyim.” derler. Olur, biz de yedik. Milliyetçilik ne zamandır üzerinizde hakkı olan ülkenizi şahsî menfaat için bırakıp gitmek oldu?

Herifçioğlu kendini milliyetçi olarak tanımlar ama ne hikmetse öncelikli görevini yerine getirmez, sorumluluğunu savsaklar. Mesaisine ve işindeki görevlerine sadık olmaz. Türk milliyetçiliğinin ilk şartının, ülkesi için görevini en iyi şekilde yerine getirmek olduğunu unutup sorumsuzluk yapar. Ne âlâ bir milliyetçilik bu?

Bazı siyasîler, fikir adamları, hatta bazı komutanlar da çıkar; liberalizmi över ve küreselleşmenin safında yer almamız gerektiğini, Türk milliyetçiliğinin de (Atatürk milliyetçiliğinin de) günümüz reel-politiğinde bunu gerektirdiğini söyler. Oldu, başka bir emriniz var mı?...

Kimsenin bir avuç toprağında gözümüz olmadığını söylemek de milliyetçilik olarak kabul ediliyor, içimize kapanmamız da milletini sevmek olarak yorumlanıyor. Bu ne anlaşılmaz bir çelişkidir böyle!...

Yeter artık! Türkçülüğü, Türk milliyetçiliğini bilip anlamadan ahkâm kesmeyin! Milliyetçilik, montaj görevlisi gibi davranarak tarihin istediğin yerini alıp istemediğin kısmını kesip atmakla olmaz. Tarih, film şeridi değildir!

Millî maçlardan sonra eline bayrak alıp şehirleri egzoz dumanına ve klâkson gürültüsüne boğmakla ve hatta sağa sola ateş etmekle de milliyetçilik yapılmaz, bu ancak hoyratlıktır.

Onca gerçek her Allah’ın günü yüzünüze tokat gibi indiği hâlde, AB’ye girmeyi veya en azından “onurlu girişi” savunup; bir yandan da milliyetçi olunduğunuzu iddia edemezsiniz. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun, bir dediğiniz bir dediğinizi tutsun.

Küresel sermayeye ve küresel aktörlere methiyeler düzüp yandaş olurken bir yandan bunu milliyetçilik olarak takdim edemezsiniz. Yabancılara ve taşeronlarına toprak satışını, şaibeli özelleştirmeleri ve küresel yatırımcılara verdiğiniz (kapitülasyonları aratan) ticarî imtiyazları marifetmiş gibi anlatarak milliyetçilik yaptığınızı iddia edemezsiniz, buna hakkınız yok!

Velhasılıkelâm, çekin artık elinizi Türk milliyetçiliğinin üstünden! Çünkü Türk milliyetçiliği (yani Türkçülük), küçük düşünmek değildir. Başkasının adamı olmak ve büyük aktörlere figüranlık yapmak hiç değildir. Ya da tarihi kırpıp soyunuzu soysuzlaştırmak ve din (veya sistem) eksenli düşünüp millet tarifini kısırlaştırmak mı sizin milliyetçiliğiniz?

Artık anlaşalım mı? Tüm dönemleriyle benimseyecekseniz Türk tarihini ve her kıymetiyle sevecekseniz Türk medeniyetini, büyük düşünüyorsanız ve ileri hedefleriniz varsa “bütün Türkler” için, sadakatle hizmet etmeye gönüllüyseniz ve başka ideolojilerden bulaşık yoksa üstünüzde, o zaman “Türk milliyetçisi” deyin kendinize. Aksi takdirde aslınıza rücû edin ve Türk milliyetçiliğinin de yakasını bırakın.