1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

"Milliyetçi" Vekillerimiz Kış Uykusunda

Murat Gençoğlu
Yapılan açıklamalardan anlaşılıyor ki, Millî Eğitim Bakanlığı'nda yeni bir yapılanmanın hazırlıkları yürütülüyor. Amacın "değişik" bir insan tipi yaratılması olduğuna dair kuvvetli belirtiler var. Ancak, hayatî önem taşıyan bu değişiklikler yeterince açıklanmıyor, tartışmaya sunulmuyor, âdeta bir sır gibi gizli tutuluyor.

Bu değişikliğin iki ayağı var: Biri edebiyat, diğeri tarih. Bu iki dersin programlarında başta aşağı yenilenme yapılıyor. Edebiyat ders programlarında sondan başa doğru bir inceleme seyri takip edileceği, Cumhuriyetin milât kabul olunduğu, hayattaki "edip" ve "şair"lerin sınıflara davet edilerek kendilerine konuşmalar yaptırılacağı ve bestelenmiş şiirlerin şarkı hâlinde dinletileceği gibi "atılım"lar plânlanıyor. Klâsik edebiyatımızın en aza indirileceği, şimdiki zaman edebî verimle erine ağırlık tanınacağı ileri sürülüyor.

Tarih derslerinde ise ayrıntılardan ve abartılardan kaçınılacağı iddiasıyla yeni düzenlemelere gidilmesi hazırlıkları var.

Kısa, belirsiz ve cilâlanmış açıklamalara bakılırsa, endişe edilecek bir durum yok. Global düşünce uygun, "çağdaş" insan tipinin amaçlanması, Avrupa Birliği uğrunda yapılan yasal değişikliklere de paralel. Yani, Millî Eğitim Temel Kanunu'nda belirtilen millî şuur sahibi, millî kültürünü özümsemiş genç nesiller yerine zamane delikanlıları -popçu, hulahopçu, lüpçü, cepçi- insanlar imâl etmek eğilimine uygun.

Okullara davet edilecek "yazar" ve "şair"lerin kimler olacağı meçhul. Bu tercih, muhtemelen öğretmenlere bırakılacak. Onlar da, kendi eğilimlerine uygun olanları çağıracak. Denetim hemen hemen imkânsız. Denetim olsa ne fark eder? Bakanlık kadrolarının nasıl harmanlandığını bilmeyen yok. Sınıflarda dinletilecek besteleri kim seçecek? Bunların ideolojik yapıda olup olmadıklarına kim karar verecek?

Tarih ders programlarında neyin ayrıntı, neyin abartı olduğunu ise, bu programlar açıklandığı zaman göreceğiz. Esasen, şimdiki programlara göre yazılmış ders kitaplarının incelenmesinde bile bu uygulama başlamış durumda. Sessiz sadasız. Ermeni çetelerinin Türk köylerini basarak katliâm yapmaları, cephedeki Türk ordusunu arkadan vurmaları ayrıntı veya abartı sayılıyor. Fuzûlî'nin, Yunus Emre'nin "en büyük" Türk şairleri arasında sayılması da abartı addediliyor. Hâsılı, Türk çocuklarına iftihar edecekleri bir tarih değil, kuru bilgiler öğretilmesi yolunda adımlar atılıyor.

Bütün bunlar olup biterken, bizim "milliyetçi" milletvekillerimiz ne yapıyor? Hiç! Onlar büyük ve önemli meselelerle meşgul, böyle küçük ayrıntılara ayıracak vakitleri yok.

İktidarın el altında ortağı olabilmek için Millî Eğitim ve Kültür bakanlıkları gibi önemli icra yerlerini teslim eden anlayış, şimdi kendisini susmak ve boyun eğmek zorunda hissediyor. Sırası geldi mi, milliyetçilik namına mangalda kül bırakmayanlar, kendi içlerindeki kıdemli milliyetçileri tasfiye etmekten başlarını kaldırıp etraflarına bakmıyorlar bile.

Hem milliyetçi geçineceksin, hem orada burada Bozkurt selâmı çakacaksın, hem de böylesine bir gidişat karşısında sus pus kalacaksın... Sizin milliyetçiliğinize kim inanır?

Yazık, çok yazık heba olup giden ümitlere, çekilen onca çile, verilen bunca emek, böyle bir teslimiyetçilikle mi heder edilecekti?