1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

“MİLLî” EĞİTİM NEMİZE LÂZIM?

Murat Gençoğlu
İlköğretim, çocuklarımızı iyi yetiştiriyor mu? Yani onların ilerde şahsiyet sahibi, ülkesinin, milletinin meselelerini bilen ve onlara çözüm üretmeye çalışan, sevgi dolu fertler hâline gelmelerini sağlıyor mu? İlköğretimin belli başlı görevlerinden biri de, çocuklarımızı millî kültür sahibi, milletini seven ve milliyetiyle gurur duyan gençler seviyesine yükseltmektir...de o kadarından zaten ümidimiz kesildiği için artık onu sormuyoruz bile.

Adı üstünde, ilköğretim millî eğitimin temeli. Yani, Bakanlığın adındaki “millî” kelimesi, onun tasarlanan varlık hikmetini gösteriyor. Bakanlık, programları ile, uygulaması ile, zihniyeti ile, sistemleri ile “millî” olmak zorunda. Millî Eğitim Temel Kanunu’nda da aynı vasıf görülüyor.

Peki, acaba öyle mi?

Liseler için hazırlanan Türk Edebiya tı derslerinin programlarına bakıyoruz: Öğrenciye bir şey öğretmemek için ne gerekiyorsa yapılmış. Sözüm ona, çocukları araştırmaya yönlendirmek isteniyormuş. Hiç bilgi verilmeden programlar sorgu sual ile doldurulmuş. Önceki programa göre gerileme de görülüyor. O programlarda Türk dünyasının tanınmış edip ve şairlerinden de kısaca bahsediliyordu. Çocuğun zihninde hiç olmazsa birkaç isim kalıyordu. O bölümler şimdi tamamen kaldırılmış. Herhalde Turancılık filan sanılıp “tehlikeli” bulunmuş olacak.

Lise Tarih dersi programlarında tuhaflıklar seziliyor. Bazı Türk devletlerine hiç yer verilmemesi dikkat çekici. Mısır Memlûk Devleti, Altın Orda, Timurlular, Babürlüler, Akhunlar bunlardan birkaçı. Eyyubîlerin Türk olmadığı farz edilmiş ki programa alınmamış. Hâkim olan anlayış ise kitaplar tarafsız olsun, objektif olsun filan. Bunlar iyi de, ilmî nitelikte olanlar için aranan hususlar. Halbuki Tarih dersinin amacı, çocuklarımıza sadece bilgi vermek değil, onların millî şuur sahibi olarak yetişmelerini sağlamak. Eski atalarımızın hatıralarına soğuk nazarlarla bakmak değil, onları anlamak, sevmek, onlarla öğünç duymak. Bu arada, tarihte yapılan hatalar varsa onları da bilip ders çıkarmak. Aksi takdirde, “tarih, gelecektir” sözünün hiçbir anlamı kalmaz. Yani tarihini bilmezsen ey talihsiz adam, geleceği çoktan kaybetmişsin demektir.

Milletler arası bir araştırma yapılmış. Ciddî bir kuruluş, aylarca, yıllarca çeşitli ülkelerde incelemelerde bulunup anketler, sorular düzenlemiş, cevapları ve sonuçları rapor hâline getirmiş, şimdi ilân ediyor. Birçok ülke arasında Türkiye hangi sırayı almış, biliyor musunuz?

Sondan ikinciliği,

Utanç verici bir durum. Ama eğitimin saçı kesilince perçemi önüne düşmüş demektir. Üstelik, bu sadece bilgi bakımından böyle. Eğitimin diğer unsurları da hesaba katılırsa tamamen yaya kaldığımızın resmidir.

O iktidar gidiyor, bu iktidar geliyor, bir şey değişmiyor. Sonra gerçekler işte böyle ortaya dökülünce kimse kabahati üzerine almıyor. Olay âdeta faili meçhul kalıyor.

Benim çocuğum, onun torunu, filanın yeğeni eğer iyi yetişmeyecek ve yabancı ülkelerin çocukları yanında son sıralara düşecekse bunun ağır vebali vardır. Bu durumda en iyi yol, “Millî Eğitim”in başındaki “millî”yi nasıl yok ettiysek şimdi “eğitim”i de kaldırmak. Böylece sahiden eğitim yapılıyormuş görüntüsünü de gerçeklere çevirmiş oluruz. Bir düşünelim bakalım.