1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

"Milletin Efendisi"

Cihan Özgün
Türk milletinin özgürlüğe, uygarlığa ve bir ülküye kavuşması için girişilen kurtuluş mücadelesinde Anadolu'nun toplumsal yapısı, asker-aydın-bürokrat, gayrimüslim azınlık ve ezici bir çoğunluk olan köylülerden oluşmaktaydı. Gerçek şudur ki; bu gruplardan Kurtuluş Savaşı'na en fazla can veren köylü kesimi olmuştu. Ancak Kurtuluş Savaşı'nın insan kaynağını oluşturacak olan köylü kitleleri bu görevlerini savaşın başlangıcında pek de gönülden yapmadı. Bu yüzden, asker kaçaklarını cezalandırmak için İstiklâl Mahkemeleri bile kuruldu. Aslında, Anadolu köylüleri vatan haini oldukları için değil, milliyetçi fikirlerden yoksun bırakıldıkları için savaşmak istemiyorlardı. Dönemin kitleler arası iletişimini sağlayan en önemli faktörü mal ulaşım kanallarının Anadolu'da bulunmayışı; Türk köylülerinin birbirleriyle iletişim kurmasını engellemiş ve ulusal duygular bölgesel din duyguları altında ezilmişti. Osmanlı Devleti'nin "Ümmet" anlayı şı bu kitlenin öz benliğinde yüzyıllardır egemenliğini sürdürüyordu. Dönemin ünlü yazarı Yakup Kadri'nin "Yaban" adlı romanında; halkın ulus bilincinden ne kadar uzak olduğu ve karamsarlığı canlı bir biçimde anlatılmaktadır.

Yüzyıllarca eline silâh verilip savaşa gönderilen Türk köylüsü hiçbir zaman niçin savaştığını da bilememişti. S. İnanoviç Aralov'un -1922-23'deki- seyahatinde Türk köylülerinin Aralov'a söylediği: "Savaşlar bizi mahvetti. Çarlar ve padişahlar köylüleri savaşa gönderiyorlardı. Biz budalalar da gidiyorduk" sözleri bunun en açık kanıtıdır. Anadolu köylüsü, bu savaş bitkinliğinin üstüne bir de 19. yüzyılın başından beri Anadolu'da halk üzerinde maddî-mânevî egemenlik kurmuş yerel otoriteler tarafından da sömürülmekteydi. Yine Aralov'un seyahatinde bir köylünün: "Köy ağalarının 2 bin, 3 bin dönüm toprakları var. 20 dönüm toprağı olan köylü ise fakir köylünün ta kendisi" sözüyle köylünün ıstırabı anlatılmıştır. Bu ağa-âyan-eşraf kesimi kırsal alanlarda geniş toprakları olan ancak, kent ve kasabalarda oturup ticaret yaparak, köylüyü sefalet kıskacına alan kesimin öğeleriydi. Merkezî Osmanlı yönetimi bu yerel otoritelere hep kuşkuyla bakmış, her an isyan edecek güçlü aileleri, Batınî tarikatları ortadan kaldıramayacağını bildiği için gevşek bağlarla onları yarı özerk gruplar olarak tanımıştı. Bu yarı özerk gruplar hep rekabet ve birbirini çekemezlik içinde ya Kuvâ-yı Milliyeci, ya İstanbul Hükûmeti yanlısı, ya da düşman yardakçısı olmuştu. Durumunda iyileşme olacağına inanmayan köylü, İttihat ve Terakki Partisi karşıtı bu geleneksel güçlere çaresiz sığınmıştı.

İşte, dönemin subay ve aydınları Kurtuluş Savaşı'nı, geniş köylü kitlelerinden yararlanabilmek için bu aşiret reisi, eşraf ve din adamlarına dayanarak yürütmüş, bir bakıma Türk Kurtuluş Savaşı bu egemen güçlerin kararsız köylü kitlesi üzerindeki etkilerine dayanılarak kazanılmıştır. Savaş ertesi Kemalist yönetim, geri kalmış ve reaksiyoner köylüye kendi kendine yönetim kurmasını, kooperatifçiliğe dayanan ekonominin meydana gelmesini sağlamış, Türk köylüsünün politik ve ekonomik gelişiminin önünü açmış ve modern tarım tekniklerini öğretmiştir. Yerel otoriteler köylü ve devlet arasındaki konumunu kaybetmiş, altı yüz yaşındaki ihtiyar adam çoktan İngiliz Malaya zırhlısıyla Malta'ya gitmiştir. Ünlü İngiliz tarihçisi A.J. Tonybee'nin -1926'da yazdığı "Türkiye" adlı eserinde- Anadolu'nun birkaç bin yıllık tarihinde tarım şartlarının pek az değişikliğe uğradığı, köylünün batılılaşma rüzgârlarını en son hisseden kesim olduğu, milliyetçilikten uzak ve muhafazakâr saydığı Türk köylüsü bugün bu düşüncenin çok dışındadır. Tarihçi T. Vaidis'in padişahın emirlerini patetik bir şekilde tartışmadan kabul ettiğini söylediği Türk köylüsü bugün M. Kemal sayesinde "Milletin Efendisi" olmuştur.