1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Millete İhanet

Alper Beşe
Millet, aynı dili konuşan, ortak sevinçleri, üzüntüleri, gurur kaynakları ve kinleri olan; yüz yıllar içinde oluşturduğu değerlerini kanı pahasına koruyan insan topluluğudur.

İnsanla fert (birey) arasında nasıl bir fark varsa, toplulukla millet arasında da bu şekilde bir fark vardır. İnsan biyolojik bir kavramdır. Fert ise sosyolojik bir kavramdır. Her fert bir insandır ama insanın bir fert olup olmadığı tartışmaya açıktır. Aynı durum topluluk ve millet için de geçerlidir. Her millet bir insan topluluğudur ama her insan topluluğu millet değildir. Bir topluluğun millet olabilmesi için gerekli olan temel dinamikleri yukarıda saydık.

Vatan, "üzerinde yaşanılan toprak" olmaktan öte bir kavramdır. Toprağı vatan yapan, üzerinde bir toplululuğun yaşıyor olmasından başka bir şeydir. Şairin; "Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır" demesi boşuna değildir.

İnsanlar tarihî gelişmeler içinde ne zaman millet olmuşlarsa, üzerinde yaşadıkları coğrafya da o zaman vatan olmuştur. Bu zamandan sonra vatan, maddesiyle değil ruhuyla anılmaya başlanmıştır.

Vatan hainliği, aslında sıkça kullanılan ama tam olarak ne ifade ettiği bilinmeyen bir kavramdır. Nedir vatana ihanet veya ne olmalıdır?

Türkler tarih boyunca millî benliklerine önem vermiş, Türk milletine zararlı olabilecek her milletle savaşmıştır. Sınırlarını dışarıdan gelecek tehlikelere karşı bu şekilde sert koruyan bu büyük millet elbette içerden yapılabilecek saldırıları (Türkçemizde bunu karşılayan kelime ihanettir) engellemek için de birtakım tedbirler almıştır.

Türk tarihinin eski çağlarından beri, Türk milletinin aleyhine çalışanlar hoş görülmemiş ve idam edilmişt ir. Oklanarak yani kanları akıtılarak öldürülmüşlerdir ki bu da Türk töresince bir çeşit aşağılamadır.

Bugün kullandığımız şekilde bir vatan hainliği kavramı ise siyasî literatürümüze Kurtuluş Savaşı sırasında girmiştir. Savaşa katılmaktan kaçanları ve savaşın kazanılmasını engellemeye çalışanları cezalandırmak için çıkartılan 29 Nisan 1920 tarihli ve 2 sayılı yasanın adı "Hıyanet-i Vataniye Kanunu" olarak anılmaktadır. Beş maddelik bu kanunda belirtilen suçların büyük bir bölümünün cezası da idamdır.

Bu yasa, 1923, 1925 ve 1939'da çeşitli değişiklikler geçirdi. Ne var ki bu değişiklikler yasanın özüne ait olmayıp o günkü durumlar için geçerli olan değişikliklerdi. İleriye yönelik ve her çağa hitap edebilecek bir anayasamız olmadığı gibi yine ileriye dönük bir ceza yasamızın da olmadığını böylece anlıyoruz.

Bu yasada yapılan en önemli değişiklik ise 1991'de olmuştur. 12 Nisan 1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun, vatan hainliği ile ilgili olan, 23. maddesi tamamen kaldırılmıştır. Gerekçe olarak da "Kurtuluş Savaşı"nın kendine özgü şartları dolayısıyla çıkarılmış olup artık uygulama imkânı kalmamış olduğu" öne sürülmüştür.

Bu maddeyi bu şekilde kaldırmak yerine acaba vatan hainliği tanımının açık ve net olarak verildiği ve bu suçu işleyenlere hangi cezaların verileceğinin kafalarda hiçbir soru işareti bırakmayacak şekilde açıklandığı bir madde çıkarılamaz mıydı?

Vatana ihanet gibi büyük bir suçu düzenleyen bir kanun maddesinden yoksunuz! Bu, gelmiş geçmiş bütün hükûmetlerin ayıbıdır. Boyunlarında böyle bir vebali taşıyanlar hâlâ nasıl milletimizin yüzüne bakabiliyor?

Vatana ihanet suçuna kısaca değindikten sonra bu yazının asıl yazılış sebebi olan kavrama sıra geldi. Bu kavram "Millete İhanet"tir. Vatana ihanet etmek, aslında doğrudan millete de ihanet etmektir. Ama bazı eylemler vardır ki ihanet olduğu kesindir, ancak vatana ihanet kapsamında ele alınamaz.

Milleti millet yapan öğelerin başında dil gelir. Bir milletin diliyle oynamak, o milleti yok etmek için atılabilecek en büyük adımdır. Bilerek ve isteyerek Türk dilini yanlış kullanmak, yanlış öğretmek, kelimeler uydurarak dış Türklerle ve geçmiş nesillerle bağlantımızı koparmaya çalışmak millete ihanet değildir de nedir? Türk dilinin kullanımı yasalarla düzenlenmeli, bu konuda yapılan yanlışlara asla müsamaha gösterilmemelidir. Yeri gelmişken müsamahanın da bir çeşit ihanet olduğuna dair Atsız'ın şu görüşünü de aktaralım: "... müsamaha şuurlu bir gaflettir. Şuurlu olduğu için de gafletten çok ihanete yakındır."

Televizyonlarda her gün saatlerce milletimizin değerlerine âdeta hakaret edilmektedir. Defile adı altında yapılan vücut teşhirciliği, magazin programı adı altında sunulan fuhuş teşvikçiliği vs. gibi görüntülere yer veren televizyon kanalları ve bu görüntülere malzeme olanlar "millete ihanet kanununa" göre birinci dereceden suçludur.

Milletimizin ekonomik olarak bir dar boğazdan geçtiği şu günlerde, lüks otellerde milyarlarca lira harcayıp düğün yapanlar ve "eğleniyoruz" diyerek içkinin su gibi aktığı mekânlarda milletin gözünün içine baka baka tabak kırıp ceket yakan zavallılar da millete ihanet etmektedir. Para onların parası olabilir ama harcama şekillerine dikkat etmek zorundalar. Bu paranın hesabını onlardan soracak iktidarlar elbet gelecektir.

Banka "hortumlayanlar" ve vergi kaçıranlar ise hem vatan hem millet hainidir. Vatanın hayrına kullanılması gereken vergiler, bunlar yüzünden hazinedeki açığı kapatmak için kullanılmaktadır.

Kendilerine "aydın" denilen bir kısım kişiler de millete ihanet etmektedir. Bunlar, Avrupalı hâmiler gibi, birtakım maskeler takarak insanlara hoş görünmekte ama içten içe de milletimizi bölmek için çabalamaktadır.

Millet derken tabiî ki bazı dar görüşlüler gibi sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan insanlardan bahsetmiyoruz. Türk kanı taşıyan ve kendisini Türk hisseden herkes bizce Türktür. Nerede yaşadığı hiç önemli değildir.

Irak'taki Türklere sahip çıkılmaması, ezilen soydaşlarımızın haklarının milletler arası plâtformlarda aranmaması gibi.

Türkiye'nin ve Türk Dünyası'nın kurtuluşu ve tekrar lider konuma geçişi ancak kendisine dönmesiyle olacaktır. Bunu sağlamak için de alınacak tedbirler ne kadar sert olursa olsun öze dönüş için gereklidir.

Bugün içinde bulunduğumuz buhranın sebebini "ekonomik yetersizlik" sananlar tarihi dönüp bir daha okusunlar. Okusunlar ve görsünler ki millî benliğimiz ve bağımsızlığımız tehlikeye düştüğünde açlık da çıplaklık da bizi yıldırmamıştır. Kürşad hareketini ve Kurtuluş Savaşı'nı incelesinler ve artık anlasınlar ki Türk milleti yalnızca karnını doyurmak için yaşamıyor! Türk milletini böyle görenler, görmek isteyenler ve gösterenler millet hainleridir!

Vatana ihanet yasasını yürürlükten kaldıran bir zihniyetten elbette millete ihanet yasasını çıkarmasını beklemiyoruz. Ama bir gün bu yasanın mutlaka çıkacağına eminiz. Umudumuz yarının Türkçü iktidarlarındadır.