1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Mesket Türklerinin sürgünü

Ali Erol
“Ben orada doğdum. Burada hiçbir değerim yok. İnsanlar beni tanımıyorlar. 53 yıldır anavatanımı düşünmeden ne bir gün ne de tek bir saat geçti.”

Yarım asır sonra hâlâ sıla hasreti (çekiyorlar)

Azerbaycan'daki yegâne mülteciler Azerbaycanlılar değil. 1989'da yaklaşık 46.000 Mesket Türkü, bölgedeki etnik çatışma ve ihtilâflardan dolayı can güvenliği nedeniyle Özbekistan'a kaçtı. Pek çoğu o tarihten sonra Azerbaycan'da kendisine sığınak bulabildi. Ancak gerçek vatanları Gürcistan'dır ve Stalin'in kendilerini Orta Asya'ya sınır dışı etmesinden 50 yıl sonra hâlâ evlerine dönmek istemektedirler.

…..

Trenin kapalı yük vagonu öylesine doluydu ki Nureddin’in kızkardeşi ağabeyinin üstünde yatıyor, 8 aylık kardeşi ise annesinin göğsünde uyuyordu. Yerde dökülmüş ve kurumuş çorba izleri, sağda solda tahta parçaları var idi. Raylar Nureddin’in Gürcistan’daki evinden Orta Asya’da, 3000 km. ötede bulunan Sosyalist Ozbekistan Cumhuriyeti’ne kadar uzanıyordu. Ancak o sırada Nureddin bunu bilmiyordu. Kimse bilmiyordu. Stalin onlara, kendilerini ilerlemekte olan Nazi ordusundan koruduğunu söylemişti. Sadece bir süreliğine saklanacaklarını sandılar. Tam 50 yıl geçti.

Şu anda 65 yaşında olan Nureddin Tsatsiyev, -tabiri caizse bir başkasının evinde yaşayan- ve bir gün Gürcistan hükûmetinin ailesi ve milletinin evlerine dönmelerine müsaade edeceği ümidi içinde olan Azerbaycan’daki on binlerce Mesket Türkü’nden birisidir. “Anavatanını… Anavatanını asla unutmazsın”. Bunlar emekli mimarın, hâlâ Gürcistan’a iade edilme mücadelesi içindeki Mesket Türklerini temsil eden Vatan isimli derneğin Bakü bürosunda söyledikleri.

Mesket Türkleri, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri göç hâlindeler. 1944’te Sovyet diktatör Stalin, Türk ve Ermeni sınırları boyundaki güneybatı Gürcü kasabaları olan (şehirleri) Mesketya-Javahetya’da asırlardır yaşamış olan yaklaşık 100.000 Mesket Türkü, Kürt ve diğer Müslüman azınlıkların sınır dışı edilmesi emrini verdi. Stalin, güvenlik bahanesiyle onların Orta Asya cumhuriyetleri olan Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’a nakledilmelerini istedi. Karar 14 Kasım 1944 tarihinde sabahın erken saatlerinden itibaren uygulanmaya başlandı.

Bu toplu sınır dışı edilmeler, ilk bakışta komünist diktatörün paranoyasının çarpıklığı olarak görünüyor. Ancak pek çok uzman, Müslümanların başka bir yerde iskân edilmelerinin, imparatorluk sınırlarını Hristiyanlık lehine genişletmek ve güçlendirmek isteyen Rus siyasetinin bir uzantısı olduğu kanısındadır. Önceki asırda, Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’nu güney sınırları için en büyük tehlikelerden biri olarak görmüş ve iki millet defalarca savaşmıştı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya, İstanbul üzerine yürüdü. Akdeniz’e bir geçit arıyordu. İkinci Dünya Savaşı’nda ise Stalin Türkiye’nin tarafsızlığının Almanya lehine bozulduğuna inanıyordu. Rusya sınırları içindeki Müslümanlara potansiyel casus ve düşmanın işbirlikçileri gözü ile bakıyordu. Bu duruma Rusya'nın lehine müdahale edilmesi gerekiyordu. Mesket Türkleri bu plânın cezasını çeken tek Müslüman topluluğu değildi. Stalin Kuzey Kafkaslardaki diğer bazı küçük milletleri de sınır dışı etti. Söz gelimi 1 milyonun üzerinde nüfusu bulunan Çeçen-İnguşların tamamı yük vagonlarına doldurulup Orta As ya’ya gönderildi. Bu olay, Mesketlerin ihracından dokuz ay kadar önce gerçekleştirildi.

Sürgüne gönderildiklerinde 12 yaşında olan Nureddin, o yıllar ile ilgili olarak şunları söylemektedir: “O sırada ne düşündük? Sürüp giden bir savaş vardı. Savaş sırasında her şey olabilirdi. Bu nedenle olayı yeterince yorumlayamadık. Sadece ‘daha hızlı, daha hızlı, eşyalarınızı alın’ diye bağıran süngülü ve tüfekli askerlerin evimize saldırdığını biliyoruz”.

Nureddin’in, annesinin, 6 erkek ve kız kardeşinin toplanıp yüzlerce yük vagonundan birine binmeleri için 3 saatleri vardı. Babası, Hitler’in ordusuna karşı cephede savaşıyordu ve bu sırada Kızıl Ordu askerlerinin kendi evinde ailesine komutlar yağdırdığından habersizdi. Ailesi, bütün hazırlıklar için tek başına olan annesinin gayretleri ile yolculukları boyunca taşıyabileceği erzak ve eşyayı toparlamaya çalıştı: Baltalar, bıçaklar ve mutfak gereçleri kesinlikle yasaklanmıştı. Sadece giysi ve artık denilebilecek yiyecekler alabildiler. Aynı sahne, çevredeki, 200’den fazla yerleşim bölgesinde de yaşanıyordu.

Ne acı bir tesadüftür ki Mesket Türkleri, bölgelerinde kendilerini taşımakta kullanılacak olan demiryolunun çoğunu yine kendileri yapmışlardı. Kötü bir şeyler olacağına dair ilk belirtiler yolculuktan bir ay öncesinde ortaya çıkmış, raylar üzerinde boş vagonlar belirmişti. Son iki hafta içerisinde de sürekli tüfek sesleri duyulmuştu. Sovyet askerleri, Alman ordusunun ilerlediği ve kuşatma başlattıkları izlenimi vermek için havaya ateş açıyorlardı.

Nureddin, soğuk vagonlara sürüler hâlinde yerleştirildikten sonra trenin bir süre raylarda hareketsiz beklediğini hatırlıyor. Her vagonda küçük, yetersiz bir sobanın etrafına toplanmış yaklaşık 50 kişi bulunmaktadır.

Bu bekleyiş Nureddin’i, bu meselede bir yanlışlık olduğu, belki de tehdidin geçtiği ve yakında herkesin evine geri dönebileceği düşüncesine götürür. Ancak üçüncü gün sabahının erken saatlerinde tren hareket eder ve kapılar ancak 36 saat sonra açılır. Trendekiler nihayet ilk kez kendilerine yiyecek verilecek olan Bakü’ye varırlar. Vagon başına iki kazan kadar borç çorbası ve biraz ekmek verilir. 1 saat sonra yine yola çıkılır. Tren birden hareket ettiği için pancar ve lahana çorbasının çoğu yere dökülür. Kendilerine günde bir kez yemek verilmekte ve arkada kalanlar vurulmaktadır. Bu nedenle birçoğu ölür ve cesetleri istasyonlarda bırakılır.

Bu vak’ada Mesket Türklerinin ve diğer Müslüman grupların Almanlarca değil Stalin tarafından bir güvenlik sorunu olarak görüldüğü açıktı. Nureddin, “Çoğu Sibirya’ya gönderildiğimizi düşünüyordu (Stalin 1930’ların sonunda ve 1940’larda kendisine muhalefet eden yüz binlercesini buraya göndermişti). Diğerleri balıklara yem olarak okyanusa atılacağımıza inanmıştı” der ve ekler: “Ancak bu bir mâna ifade etmiyordu. Eğer bizden kurtulmak istiyorlarsa neden bize yiyecek veriyorlardı?”

Sonraki durak Kuzey Azerbaycan, Dağıstan’ın başşehri Mohaçkale idi. Oradan, Volga nehri deltasında Astrahan’a vardılar ve Kazakistan’a doğru yola koyuldular. Nureddin’in ailesi ve diğerleri Özbekistan'ın başkenti Taşkent’e 3 haftalık bir yolculuğun sonunda vardı. Ama 1944'ün çetin kış şartlarında herkes "Nereye geldik? sorusunu soruyordu. Nereye geldik?”

Sınır dışı edilen Mesket Türklerinin çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardı. Yol boyunca binlercesi açlık ve hastalıktan öldü. Çoğu soğuk iklime adapte olamadıkları için zayıf ve hasta düştü ve gittikleri yerde öldü. 1944 ve 1948 arasında ölenlerin sayısı tahminen 14.000 ile 17.000 arasındadır. 18-50 yaşları arasındaki aşağı yukarı tüm erkekler Sovyetler Birliği’ni savunmak için cepheye gönderilmişti. Ve savaştan sonra Mesketya-Javahetya bölgesine sağ dönenler, ailelerinin ve akrabalarının yok edildiklerini, evlerinde çoğu Moskova tarafından yerleştirilen Gürcü ve Ermeniler- olmak üzere yabancıların yaşadıklarını gördü. Sınır dışı edilen ailelere Orta Asya’daki ikametlerinin geçici olduğu söylenmişti. Ancak aslında “komendatura” tabir edilen bir askerî sistemle yerleştirilmişlerdi. Orwell’in hüsn-i tabiriyle Stalin’in emri, “uluslararası daimî personel değişimi” olarak Sovyet iş ikmâli mekanizmasını tanımlar. Nureddin’in ailesi, sonraki 12 yıl boyunca Taşkent dışında bulunan pamuk tarlalarındaki bir çiftlikte, ortak ikamet etmiştir. Yerel mercîler onların her ay kayıt yenilemelerini istiyordu. Pasaportların reddi ve katı seyahat sınırlamaları bir hayat tarzı olmuştu. Ortada sözü edilecek bir eğitim yoktu ve evliliklere sıcak bakılmıyordu.

Nureddin bu durumu şu sözlerle özetlemektedir: “Bunun sonsuza kadar süreceğini biliyorduk. Yakındaki bir köyde akrabalarımızdan biri öldüğünde ya da hastalandığında onu ziyaret etme hakkımız yoktu. Komutana gidip durumu açıklamak zorundaydık ve o izin verirse ancak o zaman gidebilirdik. Fakat çoğunlukla doğru söyleyip söylemediğimizi görmek için kendisi de bizimle gelirdi. Eğer herhangi bir aldatmaca tespit edilirse bir daha hiçbir yere gitmemize izin verilmezdi. İzin verilse bile bu izin ancak bir günlük olurdu ve akşama dönmek zorunda idik. Köle gibi yaşadık.”

Stalin 1953’te öldükten sonra halefi Nikita Kruşçhev, sınır dışı edilenleri “komendatura”dan çıkardı. Herkes kısa sürede pasaport sahibi oldu ve Sovyetler Birliği içinde serbestçe seyahat edebildi. Çeçenler ülkelerine, Kuzey Kafkasya’ya döndüler. İnguşlar ve Tatarlar da öyle. Ancak Mesket Türkleri Gürcistan’a asla dönemediler. Pek çoğu sürgün hayatlarını Azerbaycan’da sürdürdüler. Diğer 200.000’i Sovyetler Birliği’ne dağıldı. “Bizler anavatanımıza dönme izni verilmeyen tek millettik” dedi Nureddin.

Kayıp akrabaları ve aile üyelerini tekrar bir araya getirme ve bilgilendirme konusunda yardımcı olan Vatan Derneği, Stalin’in ölümünden beri onların Gürcistan’a dönmeleri için mücadele ediyor. Vatan Derneği, Mesket Türklerinin atalarının 2500 yıldan fazla bir süredir o bölgede barış içinde yaşadıklarını iddia ediyor.

Azerbaycan'da derneğin müdürü Halid Taştanov gelecekle ilgili şunları söylemektedir: “Ümidimiz var. Gerçek anavatanımıza döneceğimize inanıyoruz. Sınır dışı edilmemiz yasa ve insanlık dışıydı. En azından çocuklarımız, gelecek nesil aslında bizim olan toprakta yaşamalılar.”

Taştanov, Azerbaycan’ın Türkler için uygun olduğunu itiraf ediyor. İntibak, beklendiği gibi pürüzsüz oldu. Diller ve kültürler benzer. Ve 1989’da Azerbaycan’a kaçan Mesket Türkleri’ne Azerbaycan vatandaşları ile aynı haklar verildi. Ancak bazıları Azerbaycan’daki Dağlık Karabağ bölgesine dönmek gibi talihsiz bir seçim yaptılar ve kısa süre sonra Ermenilerin şiddetli saldırılarına uğrayan Azerbaycanlılarla birlikte yeni bir kaçış süreci yaşadılar.

Şimdi, Azerbaycan’daki Mesket Türklerinin yarısı mülteci statüsünde bulunuyor ve nakit sıkıntısı çeken Azerbaycan hükûmetinin desteği azaldığı için uluslararası insanî yardım almaya başladılar. Bu nedenle yerli nüfusun karşı karşıya kaldığı ekonomik sıkıntılardan onlar da etkileniyorlar. Birleşmiş Milletler Mültecilerden Sorumlu Yüksek Komisyonu’nun (UNHCR) Azerbaycan bürosu bugünlerde oldukça az bir toprağa sahip olmakla birlikte oldukça güçlü ziraî becerileri olan Mesket Türkleri ile çalışmaktadır. Çoğu işsiz olan Mesket Türkleri, mallarını satmak ve çıkan iş fırsatlarını elde edebilmek için hep mücadele içinde olmuşlardır. Şu anda, UNHCR Mesket Türkleri ile ilgili kayıtlar tutuyor ve onların para kazanabilmelerine yardım edecek yollar araştırıyor. Mesket Türklerinin bazıları iş bulabilmek amacıyla çaresiz bir şekilde Çeçenistan’a göç etmişlerdir. Onlar Rusya ile yapılan savaş sırasında tahrip olan ülkenin yeniden inşası nedeni ile iş bulabileceklerine inanıyorlar.

Taştanov ve Nureddin, Gürcü milliyetçiliği ve güçlü anti-Müslüman fikirler nedeniyle eve dönememekten korkuyorlar. Gürcistan da ülkenin Abhazya bölgesinde ayrılıkçı hareketler nedeniyle ortaya çıkan 300.000 kendi mültecisiyle uğraşıyor. Vatan, bugünün Gürcü ekonomisinin bütün Mesket Türklerinin ülkelerine dönmelerini kaldıramayacağını düşünüyor. Ancak dernek, memlekete dönüş için gerçekçi bir plânı içine alacak, toprak konusunda atalarının iddiasını tanıyacak bir yasanın geçmesi için mücadele ediyor. Geçen Aralık ayında Gürcü Cumhurbaşkanı Edward Şevardnadze 5 yıllık süre içinde 5000 Mesket Türkü’nün dönmesine izin verecek bir karar çıkardı. Ancak bunların nerede iskân edilecekleri tam olarak net değil. Toprağın çoğu zaten iskân edilmiş ve pek çok köy tahrip olmuş.

Nureddin ve ağabeyi babalarının 1930'larda inşa ettiği evi ziyaret etmek için 3 yıl önce oraya gittiler. İki Gürcü erkek kardeşin, aileleri ile birlikte o evde yaşadıklarını gördüler. “Bu ev.... bizim evimizdi” dedi Nureddin, “ Babam onu yapabilmek için her şeyi satmıştı. Sonra ayrılmaya zorlandık ve şimdi orada bir başkası yaşıyor; babam ülke için savaşmaya gitti ve cepheden bir daha dönmedi. Nerede öldüğünü veya ona ne olduğunu bilmiyoruz”.

Hikâye bununla bitmiyor. Ermenistan’a komşu Mesketya-Javahetya’da yaşayan yaklaşık 200.000 Ermeni, bölgeyi otonom ilân etmek ve kendi yönetim haklarını kazanmak için bir referandum konusunda mücadele ediyorlar. Sınır ve gümrük noktaları sözde belirlenmiş ve orada ikamet edenler Gürcistan ve Ermenistan arasındaki nakliye bağlantılarını konrol etmeyi talep ediyorlar.

Taştanov ve Nureddin, anavatan eksikliğinin nihayetinde kültürlerini yok edebileceği endişesini taşıyorlar. “Dilimizi ve kültürümüzü korumalıyız” diyor Nureddin. “Şu anda toprağa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Ben orada doğdum. Köklerim orada. Burada hiçbir değerim yok. İnsanlar beni tanımıyorlar. Orada, köklerimin olduğu yerde. Orada beni bildikleri yerde. 53 yılda anavatanımı düşünmeden ne bir gün... ne de tek bir saat geçti”

Bu yazı, Azerbaijan International, (5.1) Los Angeles, Spring 1997., s.62-64 deki aslından tercüme edilmiştir.